opera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
opera etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2019 Perşembe

Maça Kızı

Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Opera, aşkım. Londra, aşkım. İkisi birlikte ilk defa gerçekleşiyor. Gelişlerim kaç yıldır hep sezon dışına denk geldi. 2019 yılının ilk operası, büyük şans ki Tchaikovsy’nin Maça Kızı (Queen of Spades), üstelik prömiyeri. Kardeşim Can, gişe görevlisinin de yardımıyla harika yer buldu. Baştan söylüyorum, ekonomik sayılmaz. Ancak değer mi? Kesinlikle!
Can, 13 Ocaktaki prömiyere 8 Ocakta iyi yer buldu. İadeler olmasa zordu tabii.
Buna da mı "mind the stairs"?
Leicester’da oturuyoruz, dolayısıyla Kraliyet Operasına yürümek sadece 10 dakika sürüyor. Maalesef ve nedeni bilinmeyen bir şekilde evden ancak çıkabildik. Sanırım BBC’deki komik Brexit tartışmalarına daldık ya da Chaby Han’a takılmış da olabiliriz. Geç kaldığımız için koşar adım -yanımızdan geçen kraliyet atları daha yavaştı- operaya vardık. Oyun matine, 15.00'da.
Temsil öncesi panoramik çalışmalarım. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Bina devasa, daha yerimizi bulacağız. Neyse dolu olan asansörlerden birine attık kendimizi. Yerimize oturduğumuzda ikimizin de sırtı sucuk gibiydi. Çok heyecanlıydım, temsil başlayana kadar Can’a biraz operanın konusundan bahsettim.
3 saatlik maratona hazır mıyız? İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Rus bale müziğinin babası sayılan Tchaikovsy'nin en meşhur operası Eugene Onegin olsa da en iyi operasının Maça Kızı olduğu söylenir. Tchaikovsy, Maça Kızı ile ilgili çalışmalara 1889'da başlıyor. Oyun 1890'da St Petersburg Mariinsky Tiyatrosunda prömiyer yapıyor ve büyük başarı elde ediyor.
Temsil kitapçığını 8 pounda aldım, Allahım sen büyüksün, lütfen kuru düşür. Kaliteli baskı.
İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Maça Kızı üç perde, tek ara ve yaklaşık 3 saat 15 dakika sürüyor. Dolayısıyla aç, susuz ve yorgun gelmemenizi öneririm.
Tek bir boş koltuk yok, orkestra da yerleşti, Maça Kızına son dakikalar. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Hollanda Devlet Operası ile ortak prodüksiyon olan Maça Kızının rejisörü Norveçli Stefan Herheim. Kuzeylilerin sanat ve tasarım anlayışını, aktör, film ve dizileri ile olaylara insancıl yaklaşımlarını (Bir bebek doğduğunda erkekler dahil kendi ördükleri hediyeleri götürüyorlar, polisleri silah dahi taşımıyor, hapishaneleri tatil köyü kıvamında, vb) severim. Stefan Herheim da bunu haklı çıkardı. Son derece orijinal bir reji izledik. Bazı yönleriyle de eleştiriye epey açık bir tarz.
Bariton Vladimir Stoyanov ile Paulina rolündeki Anna Goryachova ve Prelipa rolündeki Jacquelyn Stucker ile birlikte. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Prömiyer sonrası çıkan yazılar da bunu doğruluyor. Bazı yorumlarda ‘lavish production’ ifadesi kullanıldı. Yani gereksiz yere büyük ve masraflı anlamlarında. Guardian ve Telegraph’da 5 üzerinden 2 yıldız verenler oldu. Independent 5 üzerinden 3, Standard ve Sunday Express 5 üzerinden 4 verdi. Ben 5 üzerinden 4.2 veriyorum. Tchaikovsy’nin hayatını inanılmaz güzel yorumlamış, adeta çoklu Tchaikovsy rejisiydi diyebiliriz. Hatta çeşitli sahnelerde Tchaikovsy klonlanmıştı.
Prens Yeletsky / Tchaikovsky ve klonları. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Bir kere çok büyük bir prodüksiyondu. Kostüm ve dekorlar muazzamdı. Fransız stili pencereler, etkili ışık kullanımıyla müthiş görsellik kattı. Ankastre kütüphane, yeşil kadifeden kapitone berjerler elitizm ve dönemin imparatorluk ögelerini iyi hissettirdi. Görkemli kristal avizeler bazı sahnelerde başroldeydi.
Görkemli bir sahne. Bu avizelerin bir sağa bir sola sallandığı bir sahne vardı ki muhteşemdi, operada teknik ve güvenlik de çok çok önemli. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Kuyruklu piyano ise sonda tabut olarak kullanıldı ki ancak bir kuzeyli yaratıcılığı bunu gerçekleştirebilirdi. Fikir çok iyi. Kafesteki siyah yırtıcı kuş ise Tchaikovsy’nin kadınlardan korkusunu yansıtıyordu. Aynaların kullanımı ise muhteşemdi, Tchaikovsy’nin benliğine hapsolmuşluğunu, gelgitlerini iyi yansıttı.
Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Temsilde Tchaikovsy’nin kısmetsiz yaşantısı tüm ayrıntılarına kadar yer bulmuştu: Homoseksüelliği, intihara meyli, kadınlardan korkması, 53 yaşında intihar etmesi (koleralı olduğunu bildiği suyu içerek)... Rejisörün ana metinden ziyade Tchaikovsy’nin hayatına odaklanarak ilerlemek istediği açık.

Oyunun librettosu Tchaikovsy ile Tchaikovsy’nin kardeşi Modest’a ait, bilmeyenler için Modest da gay. 19. yüzyılda bu tercihi yaşarlarken içinde bulundukları toplumla baş etmeleri zor.

Oyunda Prens Yeletsky, Tchaikovsy’nin kendisi aslında. Sıklıkla Tchaikovsy’yi delicesine beste yaparken piyanonun başında ve beste yaptığı kağıtları sağa sola saçarken görüyoruz. Tchaikovsy, esasen oyundaki karakterleri yönetiyor (Bunlar metinde olmayan ve rejisörün eklediği hoşluklar). Arada da kendi klonundan -20-25 kişilik- koro çıkıyor, ona eşlik ediyor. Haşmetli, zengin sahnelerdi, kelimeyle aktarmak güç.
Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Maça Kızı Operası esasen Rus edebiyatçı Pushkin’in kısa öyküsüne dayanıyor: Genç asker Gherman, Liza’ya aşık olur ancak bu imkansız bir aşktır. Çünkü Liza, arkadaşı Prens Yeletsky ile nişanlıdır. Gherman, Liza’nın kendisinden hoşlanmayan büyükannesi Kontes’in iskambilde kendisine servet kazandırabilecek bir sırrı bildiğini öğrenmiştir. O gizemli üç kart sayesinde paraları kazanıp Liza'yla evlenmek istemektedir. Bir gece yaşlı kadının odasına Liza’nın yardımıyla girer ve ona bu kartların hangileri olduğunu söylemesi için yalvarır, sonunda da onu tehdit eder. Gelin görün ki kadın oracıkta ölür ve hayaleti o üç kartı söylemek üzere Gherman’a musallat olur. Gherman da her şeyini bu kartlara yatırır.
Arada incelemelerime devam ediyorum. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Kostümler, siyah-beyaz ve tonları şeklinde düzenlenmişti. Bordo maskeler Tchaikovsy’nin farklı kişiliklerine de atıfta bulunması açısından iyi düşünülmüş. Koronun saç-makyajı, erkeklerin bıyık ve sakalı ile kadınların -düğme şeklinde dudağın ortasında yoğunlaştırılan- rujları, acımasız toplum baskısını vermekte bana göre etkili ögelerdendi.
Tiffin Çocuk Korosu, oyuna kanımca büyük renk kattı. Sahne arkasından bir kare.
Koroyu çok beğendim. Harici kız ve erkek çocuk koroları ile de zenginleştirilmişti, çok iyiydi. Tiffin Çocuk Korosu ve Tiffin Erkek Çocuk Korosu, koreografiyi de harika çıkardılar. Muazzam bir müzik ziyafetiydi diyebilirim. TRT Çoksesli Korolarında geçmişi olan biri olarak ne kadar disiplin ve sorumlulukla hareket ettiklerini hissedebildim.

Bu temsil, çok yönden ilkleri barındırmasının yanı sıra, bir sonu da barındırıyordu. Maça Kızı, 74 yaşındaki meşhur İngiliz mezzo soprano Felicity Palmer’ın son oyunu. Bu prodüksiyondan sonra emekliye ayrılacağı ve hayatına sevdiği dostlarıyla devam edeceği yönünde röportaj verdi.
İngiliz mezzo Felicity Palmer'ın performansı çok iyiydi. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Solistlere gelirsek, her biri isimli kişilerden seçilmişti. Favorim Bulgar bariton Vladimir Stoyanov. Müthiş bir ses. Stoyanov, hem Tchaikovsky’yi hem Prens Yeletsky’yi müthiş bir şekilde seslendirdi. Prensin ‘Seni seviyorum, biliyorum ki sen beni sevmiyorsun…’ diyen aryası zaten müthiş bir müzik. Stoyanov’un bölümlerinde tüylerim diken diken oldu diyebilirim. Hem kuvvetli hem de yerine göre yumuşak ve nazik söyledi. Derinliği olan bir sanatçı.

Kontes rolündeki Felicity Palmer’ı beğendim. Yaşından bağımsız olarak performansı etkileyiciydi. Bu karakteri en son 20 yıl önce seslendirmiş. Liza karakterini seslendiren Hollandalı soprano Eva-Maria Westbroek’ta sanki prömiyer heyecanı vardı. Yine de Eva-Maria, Eva-Maria’dır yani.
Eva-Maria Westbroek. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Son olarak orkestraya değinmeden geçmem imkansız. Olağanüstü çaldılar. Yaşanmışlıkta dolu olduğunu her notasında hissettiren Tchaikovsky’nin müziğine müzik kattılar denebilir. Adamın müziğindeki kapsayıcılığı içimizde hissedebiliyorduk. Çok iyiydi. Çıkışta ‘Rejiden bir şey anlamadım’ diyenleri duydum; ancak sadece solistler, koro ve orkestra için bile görülmeye değer bir iş.
Yanımdaki uykucu arada salonu terk etti, mesudum. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Rahatsız edici tek şey, yanımda oturan kadının, oyunun başından itibaren eşinin omzunda uyuması oldu. Dönerek yattığı ve kilolu da olduğundan kadının üçte biri, oyunun ilk bölümü boyunca üzerimdeydi. Bu nasıl bir rahatlık anlamadım. Kilo sorunum olsa ve operaya uyumaya gidecek kadar param da olsa çift koltuk satın alırdım. İyi fikir bence. Neyse ki ilk arada eşi kolundan tutup götürdü de yerler boşaldı, biz de rahatladık.
Temsil sonu, ekip selamda, alkış büyük. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Büyüleyici bir müziko-dramayı, saykodelik bir reji ile izledik. Kafa karıştırıcı yönleri var. Londra’da olan ya da Londra’ya gidecek meraklıları, bu prodüksiyonu kesinlikle kaçırmamalı. İstanbul'da olanlar da Maça Kızı'nın Londra'dan canlı yayınını Zorlu PSM'de izleyebildi. Güzel bir imkan.
Dekor ve kostümleri çok beğendim. Maça Kızı, İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Çıkışta biraz binayı gezdik. Restoranları, farklı farklı salonları, önceki temsillerden kostüm ve tasarım örnekleri ile hoş bir ortam.
Ufo Can'a indi, Can biraz daha ortala. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.


Erken gelip yemek yenebilir. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.

Göze hitap ediyor. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
İhtiyaç molası için aşağı iniyorum, ortam bu. İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Vay Can, çalılıklara mı saklandın? İngiliz Kraliyet Operası, 13 Ocak 2019, Londra.
Sonra operanın yakınındaki The Chandos Pub’a girdik. Canım klasik fish&chips w beer istemişti. Kocaman eski bir pub burası. İçeri bir girdik ki insanların çoğu küloduyla dolaşıyor. Can dedi ki "Üniversiteliler bir kıyafet(sizlik) partisi düzenliyor herhalde".
The Chandos'un üst katındaki Opera Room. 13 Ocak 2019, Londra.
Bu muhteşem opera akşamının üstüne çığlık çığlığa bağıran doncuları çekemeyecektik. Pub'ın üst katındaki ‘Opera Room’a çıktık. Baktık ki bu katın da yarısı öyle, koltuklu rahat bir yer bulup çöktük artık. Ortam komikti, pantolon ya da eteğini çıkarmak istemeyenlere mahalle baskısı yapıyordu çıplak İngilizler. Baskıya dayanamayıp çıkaran her kişi için de kulakları sağır eden bağırışlar geliyordu.

Güzel yemeğimizi yedik, üstüne ilave biralarımızı da içerek evin yolunu tuttuk. Gece evde haberlere bakarken anladım ki 17 yıl önce NY’de başlayan ve diğer dünya kentlerine de yayılan metroda pantolonsuz yolculuk eyleminin Londra’daki günüymüş (13 Ocak). Bulur beni illa ki. Ey İngiliz, metroda çıplak yolculuk ettiniz, milli mekanınız pub’ınızda da giyininiz artık! Teşekkür ederim.
Metroda Pantolonsuz Yolculuk adlı parodinin Londra şubesi.

16 Şubat 2019 Cumartesi

Ninatta

Tabii bir heyecan oluştu. Bir Türk operası. Adı Ninatta. Adı albenili sayılır. Librettisti Ahmet Ümit, bestecisi Türk. Aklıma hemen ilk Türk operasının yazımı için yönlendirme yapan Atamız geldi. Atatürk, İran Şahının Ankara’yı ziyareti için Ahmet Adnan Saygun’a besteletmişti ilk Türk operası Özsoy’u. Yıl 1934. Vizyon sahibi olmak çok başka bir şey. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Sevdiğim bir Adnan Saygun eserini çalmıştım, göz atmak isteyenler buraya buyursun.

Oyun 16.00’da. Baktım trafik çok, Kadıköy’e metroyla gitmeye karar verdim. Gayet kolaymış, tam 1 saatte Kadıköy Çarşıdaydım. Deniz daha yolda, vakit de var, soluğu Cafer Erol’da aldım. Bol tarçınlı paket bozama sarılıp ağır adımlarla Süreyya’ya yürüdüm, aa boza ne çabuk bitti!

Yerimiz köşe locada. Dolayısıyla sahnenin sol tarafı görüş alanımızın biraz dışında. Ne yapalım, ara ara balkondan sarktık tabii.
Ninatta Operası 
Oyuna gelirsek, Ahmet Ümit bu ilk librettosunu kendisine ait 2006 tarihli Ninatta’nın Bileziği adlı kitabından uyarlamış. Ninatta, besteci Evrim Demirel’in de ilk operası.

Ninatta esasen bir aşk öyküsü ancak bunun çevresinde hak, hukuk, adalet, barış gibi temaları yoğun şekilde içeriyor. Hititler dönemindeyiz, yani Anadolu’nun ilk imparatorluğu; kentleşmeyi, tarımı, ticareti devlet düzeyine taşımış bir medeniyet. Kurdukları devletin temeli adalete dayanıyor. ‘Adalet mülkün temelidir’ ilkesini ilk benimseyen medeniyet de Hititler. Sanat, kültür, müzik ve çalgılarda da çağ açtıklarını biliyoruz.

Ninatta 3300 yıl önce yaşanmış bir aşk öyküsünü anlatıyor olsa da yeryüzünün en büyük ilk çatışması sayılan Kadeş Savaşı çevresinde geçiyor. Mısır ve Hitit saraylarının entrikaları, kan, iktidar hırsı ve acılar içinde yaşanan bir kara sevda. Panku Meclisi’nin soylu kızı Ninatta ile asil savaşçı Nuvanza, tüm oyun boyunca birbirlerinin adını tekrarlıyorlar.
Ahmet Ümit'in ilk librettosu ile Evrim Demirel'in ilk operası: Ninatta.

Rejisör Mehmet Ergüven, Ninatta’yı sahnelerken şöyle söylemiş: ‘... Şu noktada uzlaşalım: Aşk, sınırları zorlamanın ötesinde, yıpranmış doğrulara teslim olan statükonun silkelenmesiyle eş anlamlıdır. Unutmayalım: Kurulu düzen yasal olanın tek taraflı belirlendiği bir hücreye hapseder bizi; aşk, sınırsız özgürlük istenci olarak, bu hücrenin duvarlarını darmadağın eder hep...’ Çok güzel ifade etmiş.

Makyajlar, Hitit kostümleri ve solistler ile koronun performanslarını beğendim. Ancak THY’nin Ridley Scott tarafından çekilen 6 dakikalık Super Bowl reklamında olduğu gibi ‘Tam olarak nedir?’ dedim doğrusu. Bazı bazı anlamadım yani Ninatta’yı. Zaman zaman böyle eserlerde seyirciye de bir alan bırakılır, itirazım yok, geçen ay Londra’da izlediğim Çaykosvski’nin Maça Kızı Operasının sonunun seyirciye bırakılması gibi... Ancak, Ninatta’da bir şeyler eksikti. Benim açımdan tat vermedi. Aşk acısını anlıyoruz, Kadeş’e giden sevgilisini bekleyen Ninatta kıvranıyor, tamamdır, ancak oyunun ciddi bir kısmı Ninatta Ninatta! Nuvanza Nuvanza! diye seslenerek geçiyor. Konu, yer, ve zaman boyutu değerlendirilerek şiirsel bir tarzın tercih edildiği belli. Ya da bilmiyorum, ben romantik değilim. Sondaki, Ninatta'nın suratını kırmızı rujla boyama bölümü de klişe kaldı maalesef.

Dekorlar daha çeşitli olabilirdi. Madem Hitit var, Mısır var, savaş var, sembolik bir savaş arabası tasarlanabilirdi. Yine, sahnenin ön sağında, bir televizyonda dönen ve modern zamanda geçen filmin vermek istediği mesaj neydi? Şunu mu demek istiyordu: Aşk her çağda acılı, sancılı.
Bahsettiğim televizyon işte bu, temsil arasında birisi çekmiş. Ninatta, Süreyya Operası, 15 Aralık 2018, İstanbul.


























Temsilin bazı bölümlerinde, operanın bestecisi Evrim Demirel’in sahneye çıkıp canlı video çekimi yapması fikri enteresan, biraz da zorlama. Bana göre çok dikkat dağıttı. Dağılan dikkati toplamak amacıyla sahne önündeki televizyonda dönen film yerine, Demirel’in sahne üzerinde canlı çektiği görüntüler verilseydi çok hoş olabilirdi. Dikkatler direkt televizyona döneceği için bestecinin sahne üzerindeki varlığı da pastel geçilmiş olurdu.

Suflöz arkadaşların sesleri çok duyuldu, rahatsız ediciydi. Sesli konuşmak ile sufle vermek arasında ciddi bir eşik belirlemek gerekiyor sanırım.
Arinna rolündeki mezzo soprano Jaklin Çarkçı Süreyya izleyicisini selamlıyor. Lütfen Çarkçı'yı daha güzel giydirin, Rake's Operasında da aynı tür etek ve bot giydirilmişti. Ninatta, Süreyya Operası, 15 Aralık 2018, İstanbul.
























Sesinin yanı sıra teatral yönü de çok etkili olan Jaklin Çarkçı’yı, piyano öğretmenim Esen Abla’yı, bas Caner Akgün’ü, değerli tenorlar Erdem Erdoğan ve Engin Yavuz’u izlemek çok güzeldi. Hitit askeri Nuvanza rolündeki Erdem Erdoğan’ın performansını beğendim, makyajı muazzamdı. Ninatta’ya aşık olan İnara’nın babası Zuvappiş rolündeki Engin Yavuz’u da müthiş yaşlandırmışlar. Oyun kartoletlerine makyaj sanatçılarının da adları yazılmalı. Bu arada İnara rolündeki Serkan Bodur’un performansı da iyiydi.
Sol başta Zuvappiş Engin Yavuz, ortada Ninatta Özgecan Gençer'i görüyoruz (Yanaklardaki kırmızı ruj da görünüyor).
Ninatta, Süreyya Operası, 15 Aralık 2018, İstanbul.


Ninatta’yı önceki yıldan beri merak ediyordum, son temsile yetiştim. Türkçe bir opera izlediğim için mutluyum, emek verenlere ve biletleri alıp beni davet eden Denizciğime teşekkür ederim.

Özgün adı: Ninatta
Libretto: Ahmet Ümit
Dünya prömiyeri: 2 Aralık 2017, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul
Orkestra Şefi: Zdravko Lazarov
Rejisör: Mehmet Ergüven

1 Ocak 2019 Salı

Falstaff

Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Bu yılı ‘iyi ki izledim’ dediğim prodüksiyonlardan biri, Falstaff operasıyla açmak istiyorum. Sevgili arkadaşım Özgür’le uzun zamandır planladığımız buluşmamızı Falstaff’la taçlandırdık. Yıllar önce seslendirmede tanışmıştık, sonra çok iyi dost olduk.
Ford, Signor Fontana kılığında Falstaff'a para teklif ederken. Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.
En büyük zevklerimden biri, açık havada Beşiktaş’tan Kadıköy’e vapurla geçmek ve ardından Süreyya’ya yürümek. 13.15’de Kadıköy Çarşıdaydım. Biraz dolandım, sonra bir dükkanın önünde Özgür’ü beklemeye başladım. Yanıma güler yüzlü yaşlı bir hanım (H) yanaştı, içimden ‘herhalde para isteyecek’ diye düşündüm. Sonra pat diye;

H: Güzelim deme, bir sivilce yeter.
Z: Anlayamadım?
H: Çok güzelsin canım ama bir sivilce yeter.
Z: Haha! Teşekkür ederim. Doğru söylüyorsunuz ama güzelim demiyorum ki, sorun yok yani.
H: Olsun, güzelsin. Ben sana formülü söyleyeceğim, kurtulacaksın.
Z: Nedir formül?
H: Zerdeçal kullanacaksın her yemekte, gör bak! Hadi bana eyvallah!
Z: Tamam kullanayım, teşekkür ederim! (Arkasından baka kalır…)

Bu ilginç diyalogdan hemen sonra Özgür geldi, gülmekten öldük. Çiya’nın leziz yemeklerinden yedikten sonra, Özgür’ün oğlu Can’ın tavsiye ettiği güzel bir kahveciye geçtik. İki lafın belini de güzel kırdık, araya uzun zaman girince... Oyun 16.00’da olduğundan, vakitlice Süreyya’ya geçtik.

Yine bir Shakespeare-Verdi ortaklığı. Falstaff, Giuseppe Verdi’nin 80 yaşındayken yazdığı son operası ve ustalık eseri olarak geçer. Her yönden doyurucu, kompleks bir eser. Kaçırmadığıma çok memnunum.
Windsor'un Şen Kadınlarının planı tuttu. Alice'in kocası Ford, evi bastığı için Falstaff'ı çamaşır sepetine saklıyorlar. 3 Kasım 2018, Süreyyla Operası, İstanbul.

Bana göre Verdi, gelmiş geçmiş en önemli opera bestecisi. “Allah verdi de Verdi’yi idrak ettik” diye de bir espri yapayım. 19. yüzyılda yaşamış, 20. yüzyılın başında ölmüştür. Donizetti’den sonra İtalyan operasının adeta tarihini yazmıştır. Bizde yıllarca görev yapan, sanat ve operamıza büyük katkı veren Donizetti Paşa’ya da sonra değiniriz. Verdi’nin ilk dönem çalışmaları Ernani, Il Trovatore, La Traviata, ikinci dönem Aida, son zamanlar da Otello ve Falstaff olarak sayılabilir. Kişisel favorilerim I due Foscari ve Rigoletto operalarıdır. Verdi’nin en kritik özelliği bence vokallerin zorluğu. Falstaff da esasen çalması ve söylemesi zor bir opera. Verdi’nin operalarının librettoları ise romantik dönemin şair ve yazarlarından uyarlanır genelde. Dumas, Byron ya da Shakespeare gibi. Falstaff operası da, Shakespeare’in “Windsor’un Şen Kadınları” adlı oyunundan İtalyan şair, romancı ve libretto yazarı Arrigo Boito’nun yaptığı bir uyarlama.
Sir John Falstaff, iki kadına da aynı aşk mektubunu yazmakla meşgul. Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Zaman IV. Henry dönemi (1399-1413), yer Windsor İngiltere. Opera bir handa başlar. Masada ziyafet verilmiş ve bitmiştir. Bir hokka, kalem, kağıt. Sir John Falstaff yazdığı mektupları balmumuyla mühürlemekle meşguldür. Uşakları da oradadır.
Kendini akıllı zanneden Falstaff'ı uşakları da motive ediyor.
3 Kasım 2018, Süreyya Operası, İstanbul.
Çapkın ve şişman Falstaff’ın kötü emelleri söz konusudur. Evli ve iki yakın arkadaş olan Alice Ford ve Meg Page’i baştan çıkaracaktır ancak esas niyeti zengin kocalarının servetine konmaktır.
Falstaff, Alice'in evinde tuzağa düşürülmeden hemen önce hazırlıklar devam ediyor.
Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Shakespeare’in mükemmel komedisi Windsor’un Şen Kadınları’nı temel alması nedeniyle, son derece ritmik ve hareketli bir opera (Commedia dell’Arte). Diyalog çok ve hemen tüm solistler eşit katkı veriyor. Herhalde Verdi’nin son operası olması nedeniyle melodik olarak Verdi’nin önceki çok meşhur operalarından alıntılar da içeriyor. Tek kelimeyle muhteşem bir eser!
Boynuzlar Falstaff'a geliyor. 3 Kasım 2018, Süreyya Operası, İstanbul.

Solistlerden, teatral ve müzikal olarak ilk favorim Alice Ford’u canlandıran Deniz Yetim oldu. Deniz Yetim, kostümü de olağanüstü taşıdı. Sonraki favorim Mistress Quickly’yi (Falstaff’ı oyuna getirmek için Alice’e Falstaff’la randevuyu ayarlayan, aynı zamanda Alice ile Meg’in arkadaşı) canlandıran Deniz Erdoğan Likos, harika bir sese sahip. Sir John Falstaff’ı canlandıran Kevork Tavityan, ses ve teatral anlamda her zamanki gibi olağanüstüydü.
Mistress Quickly ile Falstaff.

Genel olarak reji, kostüm, dekor, ışık mükemmeldi. Türkiye’de uzun zamandır bu kadar doyurucu bir prodüksiyon izlememiştim.
Oyun sonu selamı, ortada orkestra şefi Roberto Gianola. Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Eseri sahneye koyan İtalyan rejisör Renato Bonajuto (79 doğumlu), çok iyi iş çıkarmış, grazie Renato! Falstaff'ı daha önce farklı operalarda 4 defa daha sahnelemiş, beşincisi İstanbul Operası. Orkestra şefi de Roberto Gianola. Anlayacağınız eser, İstanbul Operası prodüksiyonu ancak mimarları A’dan Z’ye İtalyan.
Alice Ford'u canlandıran Deniz Yetim mükemmel performans gösterdi, büyük alkış aldı.
Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Aşk, para, kandırmaca, hırs, entrika gibi tüm duyguların yer bulduğu karmaşanın sonunda hayatın aslında bir şakadan ibaret olduğuna değinen bu operayı, yeni sezonlarda tekrarlanması durumunda kaçırmayın diyor, mutlu yıllar diliyorum.
Bitmesin ama lütfen! Nasıl da tufaya geldin Sir Con Falstaff?!, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Özgün Adı: Falstaff
Zaman, yer: 15. yüzyıl, Windsor, İngiltere 
Libretto: Arrigo Boito
Dünya prömiyeri: 9 Şubat 1893, Teatro ala Scala, Milano
Orkestra Şefi: Roberto Gianola
Rejisör: Renato Bonajuto


Türkiye prömiyeri: 15 Nisan 2004, İzmir Devlet Opera ve Balesi
Son prömiyer: 7 Nisan 2018, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul

Özgür'le oyun sonu neşesi. Süreyya Operası fuaye, 3 Kasım 2018, İstanbul.

1 Kasım 2018 Perşembe

Hovardanın Sonu

Hovardanın Sonu Operasında Nick Shadow rolünde Işık Belen. Fotograf Korodan Engin Yavuz'a ait. Bence poz ve çekim olarak harika fotograf. Ayrıca opera saç-makyajının iyi bir örneği. Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.
Uzun süredir operaya gitmemiştim. Esen Abla, İDOB’un Ekim-Kasım 2018 broşürünü gönderince, baktım program dolu. Aradım, The Rake’s Progress ile Falstaff’ı sordum. “Rake’s’i görmedim ama Falstaff’ı gördüm, çok iyi kaçırma” dedi. Süreyya’da biletler 1 ay öncesinden satışa çıkıyor ve son günlere bırakırsanız çoğu zaman iyi yer kalmıyor ya da yan yana bilet bulamıyorsunuz. O nedenle son güne bırakmadım ve biletleri hemen ayarladım.

İş çıkışı adeta koşarak Beşiktaş minibüsüne atladım, oradan iskele ve Kadıköy rıhtım. Deniz’le Süreyya’da buluştuk. Tok gelmiş. Tok ağırlamak zor tabii, bu durumda bendenizi ağırlamak için Saray Muhallebicisi’ne dışarı oturduk. Hava mis. Vakitlice Süreyya’ya gittik, yerimiz mükemmel. Bu, Deniz’in operaya ilk gelişiymiş. İlk opera deneyimini modern bir opera ile yaşayacak.

Operada kulağım İtalyancaya alışkın, İngilizceye ise hiç değil. İngilizce opera, şiirsel ve melodik olamıyor çünkü dilin fonetiği buna uygun değil. Ancak The Rake’s Progress, Rus Igor Stravinsky’nin Amerika’ya yerleştikten sonra bestelediği ve iki Anglo-Sakson şair/librettist tarafından yazılmış İngilizce bir opera. 3 perdelik, 150 dakika ve Türkiye’de ilk kez sahneleniyor.
Hovardanın Sonu Operası, oyun afişi.

Rus besteci, piyanist ve orkestra şefi Igor Stravinsky büyük bir insan. Klasik müzikte modernitenin temsilcisi. Korsakov’un öğrencisi. Rusya’nın üst sınıf ailelerinden birine mensup. Babası da müzisyen. Ayrıca St. Petersburg’da felsefe ve hukuk okumuş. Rusya dışında İsviçre ve Fransa’da yaşamış. Karısı, annesi ve kızının ölümünden sonra da Harvard Üniversitesi’nin davetine icabet ederek 1940 yılında Amerika’ya yerleşmiş. Esasen biz onu bale müziği ile tanıyoruz. Bale müziği repertuvarında Bahar Ayini, Ateş Kuşu gibi meşhur eserler var. The Rake's Progress operasını ise 1948-1951 yılları arasında bestelemiş.

Tom Rakewell adlı hovardanın çöküşünün anlatıldığı operanın esin kaynağı, 18. yüzyıl ressamlarından İngiliz William Hogarth. Igor Stravinsky, Hogarth’ın sekiz tablodan oluşan A Rake’s Progress adlı gravürlerini 1946 yılında Chicago'da görüyor ve çok etkileniyor. Hogarth süper ironik bir adam ve bende yeri ayrıdır. 2014 tarihli şu yazımda Hogarth’a yer vermiştim, isteyenler göz atabilir. Kendisi 1697 Londra doğumlu ve çağdaş karikatürün öncüsü sayılan bir ressam. Eserlerinde döneminin politikaları ve ahlaki değerlerini yerer. Ayrıca ta o dönemde korsana karşı telif haklarının çıkarılması için çalışan bir sanatçı.
Stravinsky'nin esinlendiği, W. Hogarth'ın sekiz serilik gravürünün ilki. Burada ne anlatıldığına bakalım: Genç adam Tom Rakewell'in babası ölüyor, Tom servete konuyor. Hizmetçiler yas tutarken, Tom yeni giysiler için ölçü aldırıyor. Oxford'da öğrenciyken baştan çıkarıp hamile bıraktığı Sarah Young ile evlenme yolunda ama bunu hiç istemiyor. Evlenmemek için kızın annesine para teklif ediyor (elinde demir paralar var) ama reddediliyor. Sarah ise her şeye rağmen Tom'u seviyor. Gravür ve yazı, Willliam Hogarth, 1735.
Hogarth, 1735’te tamamladığı Rake’s Progress gravüründe, kişisel ve toplumsal ahlaki çöküşü komik ögelerle vermeye çalışmış. Hogarth, İngilizlerin tabiriyle “man of leisure”ın (sefa adamı anlamına geliyor; yani sosyal, kültürel, atletik olarak aktif olmak isteyen ancak iş ve aşkta sorumluluk almaktan kaçınan, bu gibi anlarda topu taca atan erkek türü) zamansız tarifini neredeyse 300 yıl önce yapmış. Hogarth’ın bu şekilde başka gravürleri de var. Hatta modern ahlak serisi olarak geçiyor literatürde.

Kendi zamanından 200 yıl önceki gravürlerden esinlenerek eser yazmak da ancak Stravinsky kadar derin kültüre sahip bir besteci tarafından yapılabilirdi. Zaten Aldous Huxley'nin de yakın arkadaşı. Huxley'nin yakini benim de havada karada yakinim sayılır. Allahım, hemen mani yazıyorum:

Hogarth, Huxley,
Ne kadar sevdiğim varsa Stravinsky,
Kaldı bizde Kedi Viski.
Hovardanın Sonu Operasının ilk perdesinde Anne Trulove, Babası, Tom Rakewell ve Nick Shadow'u görüyoruz. 'Oğlum Tom, Londra'da sana iş buldum, gel sen beni dinle diyor.' Baba Truelove. Ancak Tom'un aklı beş karış havada. Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.

Oyun, Tom Rakewell adlı, tabir-i caizse playboy’un başından geçenleri anlatır. Bir anda hayatına girip Rakewell’in hiç tanımadığı amcasının ona miras bıraktığını söyleyen ve Rakewell’in uşağı rolüne bürünen Nick Shadow, Rakewell’in sonunu hazırlayacaktır.
Anne, Rakewell'in peşinden Londra'ya geliyor ama nafile, Tom Londra sosyetesine karışmış, gününü gün ediyor.
Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.


Rakewell, Shadow’u dinleyerek deliler gibi sevdiği ve evlenme teklif ettiği Anne Truelove’dan ayrılıp Londra’ya gider (Hogarth’ın gravüründe ise Rakewell’in nişanlısı hamile olarak resmedilmiş, adı Sarah Young). Oysa ki Anne’nin babası, müstakbel damadı için bir iş bulmuştur ama Rakewell’in amacı kolay yoldan para kazanmak olduğundan teklifi reddeder.
Tom Mother Goose'un genelevinde. Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul

Londra’nın gece hayatında kendini kaybeden Rakewell, burada Baba The Turk adlı sakallı zengin bir kadınla evlenir.
Karısı Baba The Turk bir yanda, biricik aşkı Anne diğer yanda. Ama en önemlisi Rakewell'in şeytanı Shadow, yukarıdan onu izliyor. Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.


Bu sırada Shadow, onu bir gölge gibi takip eder. Rakewell’in hayatına girdikten tam bir yıl sonra hizmetlerinin bedelini tahsil etmek isteyen Shadow, beş parasız Rakewell ödemeyi yapamayınca onu öldürmeye kalkar.
Hastanede ziyarete gelen yine vefalı Anne oluyor. Ancak Rakewell artık bitmiş. Rakewell bu sahnede diyor ki 'Dikkat edin genç adamlar, kendisini Vergil ya da Jül Sezar sananlar, uyandığınız vakit, bulmayın kendinizi bir hovarda olarak'
Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.


Ölümden dönmeyi başarsa da hayatı zindana dönen Rakewell’in hikayesi ise tımarhanede son bulur. Kim bilir? Belki de Nick Shadow aslında şeytandır, yani içimizdeki şeytan ya da kötü yanımız.

The Rake’s Progress’in olağan operalardan biri olmadığını söylemek gerekir, neo-klasik bir eser. Teatral tarafı ağır basıyor ve uzun diyaloglar içeriyor.
Rakewell, Londra'da geceler, uyuşturucu, alkol, fahişeler derken kendinden geçiyor.
Hovardanın Sonu Operası, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.

Aytaç Manizade rejisi güzeldi, araştırmacı bir tarafı var hep. Bundan önce de Benjamin Britten'ın yozlaşma ve masumiyet konularını tartışan ünlü operası Kötülüğün Döngüsü'nü (The Turn of The Screw) sahnelemişti, yıl 2011. O rejisini çok beğenmiştim. İlginçtir Kötülüğün Döngüsü, İngilizce lisanda izlediğim ilk operaydı; her ikisinin de rejisörünün Aytaç Manizade olması manidar. Zaten her iki oyunun da çıkışı 20. yüzyıl ortalarına denk geliyor.

Dekorları daha zengin isterdim, ancak içinde bulunduğumuz ortamda, tercih edilen sadeliği anlayabilirim. Örnekse, Manizade’nin Kötülüğün Döngüsü’nün dekorları daha etkileyici idi.

Kostümleri beğendim. Çok emek verilmiş, anglo-sakson tarz ve dönem etkisi güzel yansıtılmıştı.
Kırmızı kostümlü Baba The Turk. Yüzündeki peçeyi bir açıyor, uzun sakalı meydana çıkıyor. Şeytan Nick, Rakewell'e bu kadınla evlenmesini söyleyince, Rakewell, 'Dediklerine göre tüfek sesinden korkmayan cesur savaşçılar bile, bu hanımı görünce kendilerinden geçmişler!' diyor. Çok güldüm buna.
Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.

Gelelim solistlere… Favorim hem teatral yönüyle hem de sesiyle Baba The Turk’ü canlandıran mezzo-soprano Jaklin Çarkçı oldu. Şeytan Nick Shadow’u canlandıran Işık Belen çok iyiydi. Ayrıca Baba The Turk’ün evindeki müzayedeyi yöneten Sellem karakterini canlandıran Ahmet Baykara her zamanki gibi harikaydı.
Üçüncü perdede müzayedeci Sellem rolünde tenor Ahmet Baykara.
Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.
Malum, asıl takdiri Süreyya’nın küçük sahnesinde var olmaya çalışan koro hak ediyor. Sahne arkasından söyleyen koristlere de teşekkür ederiz.
Öldüğü sanılan  Baba The Turk'ün eşyalarının satılıyor. Müzayede kalabalığı toplanmış.
Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.

20. yüzyıl librettistlerinin naifliği de hoşuma gider. Bunun bir örneği Rakewell’in aşkı Anne’in soyadı: Truelove, yani ‘gerçek aşk’.
Oyunun sonunda alkışlar çok güçlüydü. Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.

Çıkışta Deniz beni rıhtıma bıraktı, son vapurla Beşiktaş’a geçtim. Geçerken içim mutlulukla doluydu. Opera özleniyor. Biz Rake’s Progress’in sezondaki son temsilini izledik, ancak sonraki sezonlarda tekrar sahnelenebilir, takipte kalın derim.

Librettodan bölümler... Eh ne diyelim: Arzularının gerçekleşmesi için ruhunu şeytana teslim edersen böyle olur.

''Her hovardayı kurtaramaz,
Aşk ve güzellik sonunda,
Her erkeğe bir Anne (Truelove) verilmez,
Görev olarak.''

''Hovarda ellere,
Kalplere ve zihinlere,
Şeytan her zaman yaptıracak bir iş bulur,
Nazik Bayım, zarif Hanımefendi,
Size de bulur, size de bulur bir iş.''
Hovardanın Sonu, Süreyya Operası, 17 Ekim 2018, Istanbul.


Özgün Adı: The Rake's Progress
Zaman, yer: 18. yüzyıl, İngiltere 
Libretto: W H Auden ve Chester Kallman
Dünya prömiyeri: 11 Eylül 1951, Teatro La Fenice, Venedik
Orkestra Şefi: Igor Stravinsky (Oyunun prömiyerinde 'Bageti ben sallayacağım' demiş, on parmağında on marifet)
Rejisör: Carl Ebert (İstanbul ve Ankara Operalarının kurucusu büyük insan Aydın Gün'ün hocası)


Türkiye prömiyeri: 21 Ocak 2017, Kadıköy Süreyya Operası, Istanbul