tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tenis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2015 Perşembe

Olimpizm Daima

Milli Atlet Rıza Maksut İşman. Resmin arkasına şunu yazmış:
1944, 19 Mayıs Stadyumu, Ankara. Resmi Çeken: Başbakan Fotografçısı.
Selamlar, bugün 88 oldum.
Rıza M. İşman
Çocukluk mentörüm ve teniste ilk antrenörüm Rıza Maksut İşman ile ilgili Atletizm Dünyası’nda çıkan özel haber ve yaptığımız röportajın linkleri burada:

http://atletizmdunyasi.com/haber/2414-bir-buyugu-yadetmek-riza-maksut 
http://atletizmdunyasi.com/haber/2415-riza-maksut-komple-bir-insandi

Yazıya konu olan mektubun eklerinden birini burada paylaşarak kıymetli Hocamı anmak istiyorum. İnsanlık, sahtekarlık, hakkaniyet, nezaket ve erdem konularında sıkça düşünmek zorunda bırakıldığım son günlerde Hocamın sözleri aklıma geliyor. Öğretileri halen işime yarıyor.

Atletizmde 35 Türkiye rekoru sahibi, ülkemizi Olimpiyatlarda temsil etmiş, Meydan Larousse’a geçmiş; atletizm, bisiklet ve tenise sevdalı bir yaşam süren bu spor insanının ve onun gibilerin değerinin bilindiğini düşünmüyorum. Ölümüne yakın zamanlarda madalya ve kupalarını vermek istediği ve çok büyük emeği olan Galatasaray Spor Kulübü umur etmemişti.

Nice öğrenciler, sporcular yetiştirdi. Sadece sporda başarı değil, komple bir insan olma yolunda onlardan bilgi ve görgüsünü sakınmadı. Kendini onlara vakfetti.

Kadir Has Üniversitesi Spor İletişimi Sertifika Programı’nda bilgilerinden yararlandığım değerli Hocam Attila Gökçe’nin de hep üzerinde durduğu “olimpizm” ruhuna, felsefesine birebir uyan bir kişi tanıdıysam o da Rıza Maksut İşman’dır.

Olimpizm bir dünya görüşü ve yaşam anlayışı. Vücut, zihin ve iradenin tüm niteliklerini çalıştıran ve birleştiren bir yaşam felsefesi. Sporu kültür ve eğitim ile kaynaştıran Olimpizm, çaba harcamanın verdiği mutluluğu, iyi bir örnek sunmanın eğitimsel değerini, sosyal sorumluluğu ve evrensel etik prensiplere yönelik saygıya dayalı yaşam tarzını oluşturmayı amaçlar. Bunu yaparken de insanî erdemlerin ve saygının korunmasına yönelik barışçıl birey ve toplumu hedefler. Detaylı incelemek isteyenler için olimpik aksiyonu da yöneten Olimpik Antlaşma (Olympic Charter) burada.

Yani Rıza Hoca, 12 yaşındaki biz öğrencilerine boşuna “kültür, kültürfizik, müzik” demiyordu. “İnsanda bu üçü birden olacak” derdi, “Bunlar olmazsa komple birey olmaz” diye de eklerdi. Şimdiki ortamımıza, yetişen gençlere ve devlet politikalarına bakıyorum da “kültür, kültürfizik, müzik”in esamesi okunmuyor. Her şey yanlı hale geldi, evrensel normlar hiçe sayılıyor. Dolayısıyla ülkemizdeki gençler ne yaparlarsa kendileri için ve kendi başlarına yapacaklar.

İşte Rıza Hoca’nın “kültür, kültürfizik, müzik” üçlüsünün “kültür” kompartımanına ait yazılarından birisi:
Rıza Maksut İşman'ın 14 Kasım 2000 tarihli mektubunun eklerinden birisi. Resmin üzerine tıklayıp büyütebilirsiniz.
Yazının altındaki el yazısını tam olarak okuyamayan olabilir:
Not: Disiplin nedir. Herhangi bir işin yapılması için o işin ehli olan kişiler tarafından en ileri bilgi ile düşünülüp programlama işi yapacak kişilerin vazifesi o programı harfiyen tatbik etmek mecburiyetinde olması düşüncesi ile, hazırlanmıştır. Aksi taktirde o işi bozacak, bozan kişilere iş teslim edilmez. Kendisi icap eden cezayı görür.
Daktilosunda kaleme aldığı bu metin, bana yazdığı 14 Kasım 2000 tarihli mektubun 3 ekinden biri. Shakespeare, müzik, mimari, hukuk ve teknik gibi konulara dahi değinen yazısının temeli Olimpizmi esas alıyor. Şurası çok çarpıcı: "Kültür, kültürfizik, müzik felsefesi sayesinde insanoğlu disipline edilmiş ve semeresini almış. Buna ters düşenler asırlar kaybedip ve hala da sporun 4 senede bir yapılan Olimpiyat Oyunlarında azimet (hezimet demek istemiş) içinde hüsranla memleketlerine dönerler." 

Ülkemizin sadece spor değil, hemen her alandaki durumu değerlendirildiğinde, disiplinden uzak, 'adam sen de'ci yapı gözlenebiliyor. Bunun için kendimizi daima bilmeli ve eksenimizin kaymaması için her zamankinden çok çaba sarf etmeliyiz.

Belki sonraki yazılarımda mektubun diğer eklerine de yer veririm. İlham vermesi dileğiyle…

3 Haziran 2012 Pazar

Nicolas Mahut

Nicolas Mahut, Roland Garros 2012
En sıkı takip ettiğim Grand Slamlerden biridir Roland Garros - belki de kendim de 12-16 yaş arasındaki lisanslı tenis günlerimi toprakta geçirdiğimdendir. Bu çorak dönemim ayrı bir yazı konusu olabilir, neyse anılara girmeyim - Öyle ki iş günlerinde öğlen yemeği yemeyip, bir de üstüne para verip internetten izlediğim nice maç olurdu. Zaman zaman sol taraftan sıra arkadaşım Hakan Bey de esprili yorumlarıyla bana katılırdı.

Bu Cuma iş çıkışı güzel bir maça denk geldim. Maestro! Federer ile daha evvel çok az izlediğim Fransız ev sahibi Nicolas Mahut. Sonuç belliydi ama maç sonunda Mahut’un ‘mamut’ olduğuna karar verdim. Roland Garros’ta bundan evvel dokuz defa mücadele eden ancak sadece 1 maç kazanmış 30 yaşında bir tenisçi düşünün. Onuncu Roland Garros’unda ise ilk kez üçüncü tura yükselen, bu noktada Federer’e denk gelen ve kaderi, isimli turnuvalarda devamlı üçüncü turda elenmek olan bir garip düşünün*. Fazla da garip sayılmaz çünkü ikinci turda Roddick’i yendi.

Sonuçta Mahut, yine üçüncü turda elendi ancak bir farkla: Federer’e dört sette yenildi. Yani bugüne kadar Federer’e karşı oynadığı toplam dört maçta, ilk defa bir set kazanarak elendi. Federer’i de epey bir zorlamış oldu.

Roger Federer ve Nicolas Mahut, Roland Garros 2012
Fransız seyircisinin sevdiği oyuncular vardır, ancak söz konusu olan bir Fransız ise karşı tarafı yer bitirir, acımazlar: Bu turnuvada da kurban Serena Williams oldu, ilk turda elendi, Serena Williams’ın kişisel tarihinde bir ilk… Williams kardeşlerin fan’ı değilimdir, ancak hem bir Fransız oyuncuya denk gelmesi hem de başhakem Eva Asderaki ile önceden gelen kötü elektriği nedeniyle maç sayısı attığı maçı kaybetti.

Ancak Mahut, Federer maçı esnasındaki hareketleri ve maç öncesi verdiği demeçleri ile, Fransız izleyici ve tenisçilerle ilgili düşüncelerim açısından bende tam tersi bir his yarattı ve epeyce şaşırdım. Maç öncesi demiş ki “Bir sorunum var, karım müthiş bir Roger fan’ı, hatta tüm ailem öyle. Fransa Açık’taki ilk üçüncü tur maçımda Federer’e karşı oynamak bana harika bir hediye. Kazanma ihtimalim az. Kazanmak için hayatımın en iyi maçını oynamam, Federer’in de ortalama bir performans göstermesi gerekli." Çok hoşuma gitti bu demeci. O yüzden kendisini mamut ilan ettim; nesli tükenmiş bir Fransız sporcu. Zaten maça sol elinin serçe parmağında yüzükle çıkan sporcudan zarar gelmez.

* Niye garip? Çünkü 2010 Wimbledon’ınında Amerikalı dev, John Isner’la tenis tarihinin en uzun maçını yaptı ve 11 saat 5 dakikada kaybetti. Kaybetse de adı tenis tarihine kazınmış oldu, unutulmaz bir maçtı. Ne iyi çocuk şu Mahut, tarihi maçı kaybettiği rakibi John Isner’la da kanka olmuş, bu Roland Garros’ta onu ailesiyle tanıştıracakmış. John kardeşim ne işin vardı teniste, 2.06’lık boyunla? Kortta o yana bu yana zor koşuyorsun zaten, basket alemine girip Lamaar Odom’la kankalık etseydin ya…