marsalis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marsalis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mayıs 2013 Cuma

Kendall'la Joey

Mayıs’ta yazı yazacak tek bir anım bile olmadı diyecektim ki bugün ayın son günü… Bu ay kendimi bileli, ailemden ilk kez birisi, Babam ameliyat oldu ve soğukkanlı ben, ameliyattan bir gece önce hayatımda hiç hissetmediğim bir duygu hissettim. Her şey insan için tabii ki… Sonrasındaki Bodrum ise çok iyi geldi. Serin sularına attım kendimi. Bodrum kime kötü gelmiş ki zaten? Bodrum'da epey Marsalis dinledim. Dinlerken de geçen ay ortasında gittiğim konseri yeniden yaşar gibi oldum.

Marsalis, müzikal ortağı caz piyanisti Joey Calderazzo ile 2011 yılında çıkardıkları Songs Of Mirth And Melancholy albümünü tanıtan iki konser için gelmişti Caz Fest kapsamında ve biletlerin aylar öncesinde tükendiği belirtilmişti. Konsere son anda basın tarafından sızmayı başardım. Cafe Nero’da türk kahvemi hüplettikten sonra Salon’un üst katına çıktım. Yanıma da çok sevdiğim bir sanatçı geldi elinde birasıyla. Tuluğ Tırpan. Çok sempatikti ama biraz kilo vermesi gerekiyor, bildiğim kadarıyla karaciğer yağlanması var kendisinde, bir programda söylemişti.



Marsalis her zamanki gibi çok tatlı ve mütevazıydı. Calderazzo ile aynı dili konuştukları ve özel hayatlarında da “bro” mertebesinde oldukları tüm konser boyunca hissedildi.

Konserde üçüncü sırada çaldılar bu parçayı. Calderazzo’nun bestesi ve çok artistik bir eser bence. Zaten parçanın adı (La Valse Kendall) dikkatimi çekiyordu. Hikayesini anlattı, hoşuma gitti. Karısı Kendall, Calderazzo’ya ne zaman kendisi için beste yapacağını sorup duruyormuş. Calderazzo da diyor ki “Müzisyenseniz, bundan kaçmanız imkansıza yakın, sonunda yaptım, işte bu.” Besteyi bitirdiğinde Marsalis’e “Ne koyayım adını?” diye sormuş, o da “Tabii ki Kendall!” demiş. Parça nefis bir balatla başlıyor. Joey, Kendall’ı seviyor…



25 Şubat 2012 Cumartesi

Bran


Son zamanda dolaşımda iki tür hacı var bence: 1. Kendini tavaf eden hacı, 2. Adanmış hacı. Birincisi haz eksenli doymuş benlik. İkincisi pozitif psikolojiye de hizmet eden adanmışlık ve derinlik…

Birincisinin dikkati çok eksik, statik şeyleri zor bulur => Kitap okumak.
İkincisinin ise anları parçalanmamıştır, meraklıdır => Kitap okumak.

Birincisi tüm bu kalabalık benliklerinin içinde öksüz => Küslükten çekinmez.  
İkincisi kendini ait hisseder, insanı gerçekten sever, anlamlandırır => Küslükten çekinir => Semavi dinler bin yıldır söylüyor bunu zaten.

Kendini tavaf edenler kendini bulsun, ben ona karışmıyorum. Ama adanmış biri varsa o da Branford Marsalis’tir. Adamın sadece müziğine değil, hayat felsefesi ve duruşuna da hayran biri olarak, önce mevcut dolaşım analizini ortaya koymam gerekiyordu. Sadece müziğini, konserini söylemek, olayı hafif müzik kıvamına getirmesin babında.

Hem okullu hem aileden alaylı, üç Grammy'li, besteci, yapımcı ve aynı zamanda ögretmen… “Doymuş benlik bu ya!” denmesin sakın. Pekiyi niye adanmış? Miles Davis, Herbie Hancock gibi efsanelerle çaldı. Cazdaki performanslarının yanı sıra saygın klasik müzik topluluklarına eşlik etti, ediyor. Çok geniş repertuarı var. Öyle bir sanatçı ki, blues, funk dahil her müzik türünde harikalar yaratıyor. Marsalis Jams Programı ile, ünlü caz gruplarını, üniversite ve liselerde öğrencilerle buluşturup caz eğitimine katkıda bulunuyor. Katrina Kasırgası sonrasında, sanatçı arkadaşlarıyla “New Orleans Habitat Müzisyenler Köyü”nü oluşturup mağdurlara barınma olanağı sağladı. Köyün merkezinde de eğitim ve çalışma amaçlı alanlar ile bir kayıt stüdyosu içeren Ellis Marsalis Center for Music”i kurdu. Böyle de insansever…

Şundan çok etkilendim: "… çağdaş bestecilerin sıradışı yapıtlarını seslendirmedeki becerisi, İskoç besteci Sally Blemish’i de etkilemiş olacak ki, 2006’daki North Sea Caz Festivali’nde Marsalis’i 'The Imagined Sound of Sun' adlı yapıtını seslendirirken dinleyen besteci, 'Under the Wing of Rock' yapıtını sanatçının seslendirmesi için alto saksafona uyarlamış, yeni düzenlemenin prömiyeri 2009 Ocak'ında Celtic Connections Festivali'nde gerçekleşmişti."(*)


Under the Wing of Rock, geçen Perşembe akşamı gerçekleşen Borusan Filarmoni Orkestrası (BİFO) & Branford Marsalis konserini de açan eserdi. Toplam 14 dakika sürecek olan parçanın daha ilk dakikalarında, Marsalis’in notasını çevirmek amacıyla sehpasına ufak bir dokunuşu, sehpa ve notaların sahne üzerindeki geniş çiçek topluluğunu da aşarak, perendeler eşliğinde, protokolün tam önüne düşmesine neden oldu. Öndeki izleyicilerden üçü derhal kalkıp sehpayı birleştirerek notalarla yukarı uzattılar. Bu arada BİFO, sempatik şefleri Sascha Goetzel liderliğinde tüm ihtişamı ile çalmayı sürdürüyordu, ancak ortamın toparlanamaması üzerine, Marsalis çok kibarca işaret etti ve Orkestra durdu. Marsalis, durumdan o kadar mahçuptu ki, tam o anda kopan büyük alkış imdadına yetişti. Özür dilerim ama o nasıl tüyden bir nota sehpasıdır, adamcağız parmağının ucuyla dokundu, profilden olaya hakimdim yani… Ama sonrası çok görkemli şekilde ilerledi. Daha evvel hiç dinlemediğim eserleri yine Marsalis’ten öğrenmek muhteşem bir duyguydu, çünkü hepsine ayrı bir ruh kondurdu. Orkestra ve Şef inanılmaz istekli çaldılar ve bu durum bize tamamen geçti.

Konserde çalınan eserlerden John Williams’in Escapades’inin ilk bölümüne aşık oldum, bunu Benedict Cumberbatch’in Sherlock’taki takip sahnelerinde kullansınlar lütfen. Spielberg’in Catch Me If You Can filminin de müziğiymiş. Bran’in bu konserdeki performanslarından hiçbirini youtube’da bulamadım, ama çok sevdiğim başka bir yorumunu paylaşayım: Rus besteci Mussorgsky'nin ünlü eseri "Bir Sergiden Tablolar"ı çalıyor...

Borusan’ın programları hep yüksek kalibre oluyor ama Marsalis’i getirdiği, çıktığı anda tükenen biletlere rağmen, bana ve sevgili arkadaşım Şeb’e yer sağladığı için Borusan Kültür Sanat Genel Müdürü Ahmet Erenli’ye özel teşekkürü borç bilirim. Borusan, çıtayı daha nasıl yükseltebilir, bilemiyorum.

(*) BİFO 2011 – 2012 | Şubat kitapçığından…

29 Eylül 2011 Perşembe

Aranıyor: Samimiyet

Samimiyeti nerede aramam gerekiyor acaba? Hayatın içinde tüy gibi bir şey. Tutamıyorum bir türlü. İki insan arasındaki zihin zinciri için ilk şart(ım). Son zamanlarda insanlara olan güvenimi yitiriyorum. Ben mi fazla içten değilim? Aslında evet ‘içtenlik’ daha iyi ifade ediyor sanırım. Yani önce kendi içine bak, diye mi düşünmem gerekiyor?

Bilemiyorum ve mutabık değilim ama son zamanda dinlediğim en samimi müzik Wynton Marsalis - Eric Clapton buluşmasından çıktı. Çıkacağı da belliydi zaten.

Geçtiğimiz Nisan ayında üç gün üst üste Lincoln Center’da verdikleri konserlerin kaydı daha yeni, 13 Eylül’de hem cd hem de dvd formatında satışa çıktı: Wynton Marsalis & Eric Clapton Play The Blues Live From Jazz At Lincoln Center.

Marsalis’in esas eğitiminin klasik müzik -tabii maaile cazcı oldukları için aynı zamanda doğuştan caz müzisyeni-, Clapton’ın ise rockçı olduğunu düşünürsek, bu ikilinin ortak alanının blues olmasına biraz şaşabiliriz. Ama Clapton’ın özel blues ilgisini, bir İngiliz olarak blues öğrenmek için çok emek verdiğini ve de tüm kariyerinde bu müziğin etkilerini düşününce buna izin verebilirim. Rica ederim, ne demek!

Albüm, Armstrong’un Ice Cream’i ile başlıyor, toplam 10 parça içeriyor ve tümüyle New Orleans Blues = gitar+trompet+jazzy tonlar. Albümün Ice Cream’le başlaması benim için ayrıca özel: I scream! Albümde Layla, Corrine, Corrina filan da var. Layla’yı da epey ilginç şekilde çalmışlar, çok beğendim. Konserden bir kesit buldum, muhteşemden daha öte… Umarım bu ikili bir gün buralara da uğrar.


Bir de Wynton (sürekli niye aklıma wonton çorbası geliyorsa), tabii senin de ama esas abin Branford’ın büyük hayranıyım, nasıl yapsak?

Bir de Wynton, samimi söylüyorum, Eric’le senin albüm efsane olacak, olmuş hatta...