sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2019 Pazar

Anish Kapoor @Lisson

Evde Twinings çayları eşliğinde sabah kahvaltımı yapıyor, bir yandan Brexit dolu haberlere bakıyordum. İngiliz parlamentosunun Brexit oturumları, milletvekillerinin gülüşmeleri, konuşmacılarla dalga geçmeleri, aiii, naiii diye bağırmalarını içerdiğinden çok eğlenceli. Ancak bir yerden sonra 'eehh yallah Brexit' deyip zapladım, karşıma Sky News çıktı ve tam olarak aşağıdaki röportaja (4,5 dk civarı) denk geldim.

Anish Kapoor, Lisson Gallery’de son sergisi ve de Brexit -yine Brexit'ten kaçamadık- üzerine konuşuyor. Sky News’ün anchor’larından Adam Boulton Anish’i sıkıştırıyor. Pardon da Anish sıkıştırılsa ne olur, dünyanın en zengin insanlarından biri (Serveti 1,75 milyar pound). "Sir" zaten kendisi. Cevaplarını verirken de o tavrı koruyor. Sir Anish Kapoor, Damien Hirst gibilerini içine alan bu tür yapıları -yapı diyorum çünkü bu çok büyük bir endüstri- elitist ve sahte sayanlar çok. Genelde şöyle derler:

1. Böyle sanat mı olur, o zaman ben de köpek balığının içini doldurayım, 2 milyon pound kazanayım!
2. İki tül parçasını almış, üzerine kan rengi boyaları atmış, savaşlar bitsin diyor. Zırvalık!
3. Afyon mermerlerini, oniksleri Londra’ya götürtmüş, birkaç işçiye kestirtmiş, müstehcen şekiller vermiş (kendi bile yapmamıştır onu), cilalamış. Zenginler bunlara kaç milyon verip bahçelerine koyuyorlar. Sonra kadın bedeni üstünden sanata kızıyorsunuz!
4. Bir beyaz duvarın üzerine çamurları löp löp atmış, 'son sergim çamur toplarından ibaret, gel bunu gez' diyor. Bunlar tuvale adam gibi resim çizemiyor, sonra sağa sola çamur atıp sanatçıyız diyorlar!
5. Devasa boyutlarda konkav-konveks aynalar kestirmiş, enstalasyon diye milletin gözünü boyayacak!

Bu görüşlere genelde katılmıyorum. Bu bir piyasa. Piyasalaşma da esasen kalkınma göstergesidir. Ekonomideki serbest piyasa kuralları burada da geçerli: şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kurumların bağımsızlığı (Ah ah buradan Türkiye'ye öyle bir bağlanır ki, neyse susuyorum.). Güncel sayılacak bir örnekle devam edelim: Sotheby’s’in Ekim 2018’deki müzayedesinde, Banksy’nin 1 milyon pounda satılan Kırmızı Balonlu Kız adlı eseri, tokmak vurulduktan sonra kendini imha etti. Olaydan hemen sonra Banksy imha mekanizmasını gizlice nasıl yerleştirdiğini ve nasıl çalıştırdığını gösteren bir video yayınladı. Sanat uzmanları ise satın alanın şanslı olduğunu, eserin imha olmuş haliyle en az %50 değer kazandığını belirtti. İşte size piyasa ve win-win. Üstelik Banksy de sanat piyayasına dair protestosunu yapmış oldu, gerçi yukarıdaki beş maddeyi savunanlar bu protestoya da 'sahte' dedi ama olsun...

Bu piyasa ile ilgili tek itirazım şu olabilir: Anish ve Damien gibi heykel ve enstalasyon türünde eser üreten sanatçıların, bunları parçalar halinde öğrencilerine yaptırmaları ve sonra altına kendi imzalarını atmaları. Bunu saklamıyorlar da zaten. Türkiye’de de bunu yapan sanatçılar var, isim vermeyeceğim ancak belki de verebilirim. ‘Öğrencilere de bir hayrımız dokunsun’ gibi bir argümanları olabilir. Ancak sonu satış olan eser, heykel ve parçaların bireyselliğine ve özel oluşuna inanıyorum. Müzayede, galeri ya da fuarlardan bir parça satın alıyorsam eserin her şeyiyle imzasını atan sanatçıya ait olduğuna inanmak ve bunu bilmek isterim.

Sanat piyasasına dair görüşlerden sonra ana konuya devam ediyorum. Londra’ya kardeşim Can’ı ziyarete gelmişim, Anish de Londra’da bana gelmiş, zımni de olsa davete icabet edeceğiz artık. Anish'in Türkiye'deki sergisiyle ilgili 2013 tarihli yazıma göz atmak isterseniz, buradan.
Shoreditch'e geçmeden önce Can'ı işyerinden almaya gittim. O sırada Hakan merhaba demeye geldi. WeWork, 17 Mayıs 2019, Londra.

Anish'e gitmeden önceki gece Shoreditch'te sabahladığımızdan cumartesi geç uyandık.
WeWork Aldwych House'da kardeşim Can'la. 17 Mayıs 2019, Londra.
Brindisa'da tapas ziyafeti, ardından Blues Kitchen'da müzik ve cin ziyafeti, oh oh daha ne isterim.
Brindisa Shoreditch'teki tapas lezzetliydi. 17 Mayıs 2019, Londra.
Blues Kitchen kocaman bir kulüp. Neşeli insanlar ile pirinçler eşliğinde blues ve caz...
Blues Kitchen duvarlarından bir afiş. Bunu çektiğimde gün dönmüştü. 18 Mayıs 2019, Londra.
Çıkışta Türk dönercisinden dürüm döner. Resmen kuyruk vardı. Türk olduğumuzu öğrenince torpil de geçtiler, ne var ki beğendim diyemem, çok temiz ve leziz ama eti bana farklı geldi, meğer İngiltere'de kuzu etinden yapılıyormuş.

Dönüşte elimizde dönerlerle otobüse bindik, üst kata çıktık. Sonraki duraktan binen 6-7 kişilik bir grup 'geynç' siyah -fişlemek istemezdim ama burada belirtmem gerekiyor- arkadaştan biri (G) önümüzdeki koltuğa oturdu ve arkasını dönerek Can'a şöyle dedi:

G: Seninki neden öyle?
C: Pardon?!
G: Neden salatasız yiyorsun diyorum? (Dürümün içine ben salata eklettim, Can ekletmemişti.)
C: Sade yiyorum. (Can aşırı serinkanlı konuştu.)
G: Hee
C: Hea!
G: Nerelisin?
C: Türküm.
G: Hee bu işten anlıyorsun yani.

Bundan sonra kalkıp otobüsün en arkasına arkadaşlarının yanına gitti. Ciddi bir korku yaşadım ama Can'ın serinkanlılığına uyup kütük şeklindeki dürümü kemirmeye devam ettim. Saat sabaha karşı 3 ve otobüsün üst katında bir onlar bir de biz vardık. Konuşurken 'Dürümün bittiyse cüzdanını, saatini ve telefonunu rica edeyim' diyebilecek bir ekibe benziyorlardı. Can çok iyi idare etti ama bence o da biraz korkmuştur, korkmadım dese de...

Günlerden 18 Mayıs Cumartesi. Evde güzel bir kahvaltının ardından Monmouth Caddesine doğru yürümeye başladık, TY Seven Dials’da birer kahve içtik. Ortam aynen şu ama burada hep dışarıda oturuyoruz.
Timberyard'ın banana bread'leri harika, ısıttırıp üzerine de tereyağı sürdürün bence.
Hem Can puro içecekse rahat oluyor, hem de hareketli bir cadde, gelen geçene bakıp eğleniyoruz.
Can, puro ve flat white. Süt içmeyen kardeşim sütçü oldu. 17 Mayıs 2019, Londra. 
Gelen geçen kısmında aşağıdaki durum çok iyiydi. 21. yy aile protiplerinden biri olabilir. 'Bizim çocukları dolaşmaya çıkardık' tipi.
Tripod köpek puseti ilk kez görüyorum. Ailece hafta sonu yürüyüşüne çıkmışlar. Bu fotografı da yine TY Seven Dials'da kahve içerken çekmiştim ama sonraki gelişimde. 9 Haziran 2019, Londra.
Koparken fotograf çekilmesi konusunu tartışmaya açıyorum...
TY Seven Dials, 18 Mayıs 2019, Londra.
Oradan tube’e binip (İngiltere’de metroya tüp diyorlar, çünkü tüp genelde tünellerden gidiyor.) Lisson Gallery’e geçtik. Etrafı da kendi de sade bir galeri. Birkaç katı, birkaç odası ve bir de orta boy bahçesi var.
Sergi girişinde bu enstalasyon sizi karşılıyor. Çelik ve fiberglastan, adı Shade, 2019 tarihli. Çiviler birleşmiş bu hali almış. Bu çalışma sanki serginin kalanındaki tüm eserlerin özeti gibi: vahşi erotizm. Sohbet ettiğim galeri görevlisi de kareye girmiş. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Galerinin mimari tasarımına sade desem de kendisi pek sade sayılmaz. 1967’de kurulan bu çağdaş sanat galerisi, Anish Kapoor ve Julian Opie’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda dünyaca ünlü İngiliz heykeltıraşı ilk tanıtan galeri olma özelliği taşıyor.
Ortada pembe oniksten isimsiz bir çalışma, duvarlarda da tuval üzerine yağlı boya eserler (Eserlerin adları-sol baştan: New Blood, Matter Apart ve Blood Solid, hepsi 2018 tarihli). Duvardakileri şişmiş verimli organların bir gösterimi olarak düşünebiliriz. Karanlık dünyalarından sızıp çıkıyorlar. Can da konsepte uyumlu giyinmiş. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.

Şu an Londra’nın yanı sıra NY ve Shangai’da da galerileri var. Tabii mevcut durumda sadece İngilizleri değil, Marina Abramovic, Ai Weiwei ve Sean Scully gibi dünyaca meşhur (dünyaca meşhur demek az kaldı, her biri olay olay) sanatçıları da temsil ediyor.
Pembe oniks heykelin üstten görünüşü. İki böbrek mi dersiniz, yumurtalık mı, labia mı bilemem, ancak niye tabuttalar onu da düşünün. Doğal taşların insanı alıp götüren bir tarafı var. 18 Mayıs 2019, Londra.
1954 Mumbai doğumlu Kapoor, 1977'de Hornsey College of Art'tan, 1978'de de Chelsea School of Art'tan mezun oluyor. 1990 yılındaki 44. Venedik Bienalinde İngiltere'yi temsil ediyor ve Void Field adlı enstalasyonuyla 'en iyi genç sanatçı' ödülünü, 1991 yılında ise Turner Ödülünü kazanıyor. Ayrıca Oxford Üniversitesi 2014 yılında Kapoor'a onursal doktora veriyor. Anlayacağınız İngilizden daha çok İngiliz.
Lisson Gallery, sergi kapsamında bir de Anish Kapoor kütüphanesi oluşturmuş. 18 Mayıs 2019, Londra.
Kendi jenerasyonunda Dünyanın en önemli heykeltıraşlarından biri olarak kabul edilen Kapoor, daha çok kamuya açık alanlarda sergilenen devasa boyutlardaki, form ve mühendislik olarak insanı şaşırtan işleriyle biliniyor. Bir örnek benim de çok beğendiğim ve bir gün yakından görmek istediğim, Kapoor'un Amerika'daki ilk kamusal enstalasyonu olan Chicago'daki Cloud Gate.
Chicago merkezdeki Millenium Park'ın 20014'teki açılışı için Anish Kapoor'a sipariş edilen, AT&T'nin şehre bir hediyesi. Enstalasyon AT&T Plaza'nın önünde. Buna 'The Bean' de diyorlar. 110 ton ağırlığında.


Anish Kapoor, Lisson Gallery'deki bu onyedinci sergisinde yine çok sevdiği feminen temaları tercih etmiş. Tuvaller büyük, renkler göz alıcı. Kapoor tuval üzerine yağlı boya insanı değil; ancak sanırım ilk kez yağlıboya tuvallerini görme fırsatım oldu.
Bunlar da 2019 tarihli isimsiz iki yağlı boya. İsimsiz olsa da ana rahmi yorumunu yapmak yanlış görünmüyor. Boğa var bir de her iki resimde de, kadının gücünü temsil ediyor olabilir. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.

Kapoor şunu demek istiyor: İnsanın içinden ne çıkıyorsa bu daima kirlidir, zordur, her zaman da sorunludur. İçimizden çıkanları bir şekilde temizlemek zorundayız, esasen de tüm hayatımız böyle geçiyor. Doğru felsefeye ne gerek? Olaya felsefi bakmayalım dersek de bunlar düpedüz adet kanaması. Nasıl baktığımıza bağlı. Şurada Kapoor kendisi anlatmış.
Silikon, fiberglas ve gazlı bezden isimsiz 2016 tarihli bir çalışma. Önceki yağlı boyalarda anlatılan, içimizden çıkanları bezlerle mi temizliyoruz acaba? Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra
Galeri görevlisine birkaç gün önce Sky News’da izlediğim Kapoor röportajını galeride canlı izleyip izlemediğini sorunca ‘Benim haberim yok, ben neredeydim o sırada acaba?’ dedi. Sohbetimizin devamında da serginin açılış gününde (14 Mayıs 2019) izdiham yaşandığını, galeride adım atacak yer olmadığını belirtti. Şaşırmadım, çok ünlü bir sanatçı, insanlar akın etmiştir.
Yine üstteki ile benzer bir parça. Burada da hijyenik pedlerden esinlenmiş olabilir. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Bir de güzel tarafı, 15-20 dakikada gezebilirsiniz, sergide toplamda 16 parça vardı ancak galeri de derli toplu, eserler güzel konumlandırılmış. Dolayısıyla pratik şekilde girip çıkıyorsunuz.
Soldaki isimsiz, sağdakinin adı 'Rectangle within a rectangle', her ikisi de granit ve 2018 tarihli. Gri olan National Geographic'in kapı benzeri logosunu/sarı çerçevesini andırdı bana. Bilmiyorum biliyor musunuz ancak kapıyı, psikolojide ana rahmi olarak sayan görüşler var. Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra. 

Bunlar da bahçedeki üç heykel...
Sağdaki İran oniksinden 2018 tarihli isimsiz bir çalışma. Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Lisson çıkışında, oraya çok yakın olan Küçük Venedik’e yürüdük. Londra’dan Venedik’e nasıl mı oluyor? Güzel oluyor, ciddi ciddi de benziyor.
Küçük Venedik (Little Venice), 18 Mayıs 2019, Londra.
Bölgenin adı Little Venice. İki ana kanal üzerine kurulmuş yemyeşil bir mekan. Zaten Londra’da hava kirliliği olsa da yeşil alan sorunu hiç yok. Kanal üzerinde tekne turu yapabiliyorsunuz. Sabit teknelerde de bayağı bayağı insanlar yaşıyor. Güzel film seti olur burası.
Teknede doğum günü partisi vardı. Küçük Venedik, 18 Mayıs 2019, Londra.

Kanalın tam üstündeki Cafe Laville'de chips&beer yaptık, kafenin sahipleri de İtalyandı, hatta Can şiparişi kolay yoldan İtalyanca verdi.
Cafe Laville, Küçük Venedik, Londra.

Yemeğin ardından evin yolunu tuttuk. Yalnız olsam buradan Camden’a yürürdüm ama Can yorgundu. Londra'daki son günüm çok güzel geçti, sanat, sohbet, spor dolu...

10 Kasım 2018 Cumartesi

Arkas Koleksiyonuna Post-Empresyonist Bakış

Louis Anquetin, Şemsiyeli Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1891.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Şebnem sabbatical’da. Ayşegül Kütüphanede. Yok öyle değil. Hayır, Black Sabbath’a da katılmadı. 6 aylık kafa izninde gibi düşünebiliriz. Afrika’dan geldi. Greg’le Türkiyemizi karış karış dolaştılar. Aralardaki boşluklarda da koştular. Seneye Büyük GAP Projesi bekliyorum sizden ŞebGr.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezinde 13 Eylül - 6 Kasım tarihleri arasında çok özel bir sergi düzenlendi. Meridyen’den Kristina'dan, serginin küratörü ve Arkas’ın sanat danışmanı Niko Filidis ile özel bir tur teklifi gelince, Şebnem’i de davet ettim.
Karaköy Karabatak. Burada da ortam boşken şerefiyeli masalara 'reservado' ! şeklinde nesneler koyulmasını hiç anlamam. Kim kahveciye giderken rezervasyon yaptırır? Yok öyle bir şey.
Karabatak’ta buluştuk. İki lafın belini kırdık. Şebnem taze kahvesini, ben de klasik olduğu üzere affogatomu hüplettim. Ardından Mimar Sinan’ın yolunu tuttuk.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu. Ortam harika.
20 Ekim 2018, İstanbul.

Saat 17.00’de Bay Niko ile rehberli turumuz başladı. Bay Niko aslında mimar ancak Lucien Arkas ile dostluğu ve işbirliği sonucunda uzun yıllardır Arkas’ın sanat danışmanlığını yaptığını anlattı.
Leon de Smet, Okuma Zamanı - Mahremiyet, tuval üzeri yağlı boya, 1913.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul

Arkas Koleksiyonundan 100’ü aşkın eserin bulunduğu bu seçki, Türkiye’de post-empresyonizm üzerine açılan en kapsamlı sergi.
Tek tek fırça darbeleri ile kaç yılda bitmiştir bu resim?
Post-empresyonizm, adı üzerinde, empresyonist fikirlerden doğmuş bir akım. Empresyonizme (izlenimcilik) adını veren Claude Monet olmuştu biliyorsunuz. Monet, empresyonizmi aslında "İzlenim, gün doğumu” (Impression, soleil levant) adlı 1872 tarihli resmi ile başlatmıştı. 2012 tarihli bu yazımda da değinmişim.
Kitap okuyan kızın elbisesinin deseninin güzelliği...
Empresyonistlere göre sanatçı direkt gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı hislerle kişisel yorumunu ön plana çıkarmalı. Doğa, günün farklı saatlerinde değişik ışıklar altında farklı görünümler alıyor. Empresyonistlerde renk ve ışık ön planda. Post-empresyonizmde ise bu biraz kısıtlayıcı bulunuyor ve yaratım sürecinde yenilikçi bir yaklaşımla sanatçının duygu ve düşünceleri, alt beyni, yani kişisel bakış açısı ön plana geçiyor. Yani 1880’lerin sonu itibarıyla duyguların özgürleştiği ve daha derin bir sembolizmle anlatıldığı bir dönem başlıyor.
Oturduğu koltuktaki tavus kuşu detayları...
Tabii merkezimiz her zamanki gibi Paris. Temsilciler de Paul Cézanne, Paul Gauguin, Georges Seurat, Henri de Toulouse-Lautrec gibi Fransız ressamlar. Ancak içlerinde ayrık bir kimlik var ki o da Hollandalı Vincent van Gogh. Bunların çoğu empresyonist olarak başlayıp sonrasında kendi bireysel yöntem ve yollarını bulmuşlar. Bu grup 20. yüzyıl modern resim trendlerinin, kübizm, fovizm gibi sonraki akımların şekillenmesinde etkili oluyor.
Serginin marka parçalarından Okuma Zamanı tablosunun önündeyiz.
Bay Niko’ya sergideki eserlerin yaklaşık değerini sorduk, serginin sadece sigortasının 40 milyon Euro olduğunu öğrendik. Arkas Koleksiyonu tam 1800 parçadan oluşuyor ve ana üs Lucien Arkas’ın İzmir’deki evi. Ev derken mini şato gibi de düşünebiliriz, 6500 m2. Eserler, toplam 20 yıllık süre zarfında müzayede ve özel koleksiyonlardan toparlanmış.
Pierre-Auguste Renoir, Madame Thurneyssen, tuval üzeri yağlı boya, 1908. Renoir demiş ki 'Bir sabah siyahımız kalmamıştı, yerine lacivert kullandık, işte o an izlenimcilik doğmuştu.'
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Sergiyi gezmeye empresyonizmin babalarından Renoir ile başladık. 1908 tarihli Madame Thurneyssen. Thurneyssens’larla Renoir’lar aile dostuymuş. Renoir, Thurneyssens ailesinin birçok resmini yapmış. Aile güzel insanlardan oluşuyor. Renoir’ın da güzellik anlayışı yuvarlak hatlı hanımlar olduğundan Madamın başka resimlerini de yapmış. Saç ve kıyafetteki pembe çiçekler doğurganlık sembolü olarak yorumlanabilir, kıyafet sıradan ancak Renoir, Madamın bedenine odaklanmamızı istemiş, bilhassa da yüz ve göğüs kısmına.
Henri-Edmond Cross, Bormes'dan Bir Manzara, tuval üzeri yağlı boya, 1907.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Şu resmi çok beğendim. Henri Edmond Cross’un ‘Bormes’dan Bir Manzara’ adlı 1907 tarihli eseri. Uzaktan ve doğru noktadan bakınca 3 boyutlu görünüm yaratan, divizyonist/bölmeci tarzda bir resim. Aslına bakarsanız epey teknik bir olay bu, empresyonistlerden daha zor bu divizyonist/pointilist ressamların işi. Renkleri tek tek fırça darbeleri ile birbirinden ayırıyorsunuz ancak izleyenin gözünde bir bütün olmasını da sağlamanız lazım tabii.
Maximillien Luce, Madame Luce'ün Portresi (Ambroise Bouin), tuval üzeri yağlı boya, 1905.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Ooo tonguçluk akımından bir resim var karşımızda. Her yönden dominant bir insana benziyor. Elleri nispeten zarif.
Frits Thaulow, Montreuil - sur - Mer Değirmenleri, tuval üzeri yağlı boya, 1892.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul

Henri Edmond Cross’un resminden sonra en beğendiğim resim bu oldu. Su, dalga ve ışığın bu kadar güzel bileşimine az rastlanır herhalde. Norveçli ressam Frits Thaulow, Danimarka’da eğitim almış ve o da sonunda bu işin merkezi Paris’e yerleşmiş. Thaulow eskiden bir deniz ressamıymış, o yüzdendir ki su resimlerinde hep başrolde. Monet’nin yakın arkadaşı, Gauguin’in de bacanağı. Vay, ilişkilere bak.
Resimleri yakından inceliyorum. Işıklandırma favorim olmadı maalesef.
MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Ooo, Thaulow'un su resmini her yönden incelemeye almışken objektiflere yakalanmışım.
Louis Anquetin, Su Kenarındaki Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1889. Bu çalışmaların karikatürün yaratılmasında etkili olduğu belirtiliyor. İlk dönem karikatürü olarak ele alınabilir sanırım.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Gelelim benim çok sevdiğim ressamlardan Henri de Toulouse-Lautrec’e. Lautrec aslında Fransız bir kontun oğlu ama akraba evliliğinden ötürü fiziki kusurları var ve Paris’in o tatlı bohemini istediği şekilde yaşayamıyor. Ancak bence biraz da bu nedenle sanatı çok yaratıcı. Louis Anquetin’i ise bu sergiye kadar tanımıyordum. Yukarıdaki ve yazımın girişindeki resimlerini görünce ‘Aa benim Toulouse-Lautrec’imden kopya çekmiş’ demiştim. Amma velakin sonra tarihlere bakınca anladım ki bizim minyon Lautrec, Anquetin’den kopiş… Kont Alphonse’un oğlana bak sen. N’aptın sen Lautrec, evdeki bardak altlıkları bile Lautrec. Derhal onların Anquetin versiyonlarını bulmam gerek. Duyan, bilenler haber versin.
Jacques-Emile Blanche, Andre Gide'in Portresi ya da Andre Gide 21 Yaşında, tuval üzeri yağlı boya, 1890 civarı.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bugüne dek André Gide’in bir tek Dar Kapı kitabını okudum ancak saç, kaş ve bıyıklar iyiymiş André'nin.
Henri Le Sidaner, soldaki resim Suyun Üstündeki Ev (ki burası Bruges'müş), 1906. Sağdaki resim Havuzlu Avlu, Hampton Court Sarayı (Londra), 1908.MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Yine bu sergi vesilesiyle öğrendiğim bir diğer ressam Henri Le Sidaner. Bay Niko’nun söylediğine göre Le Sidaner, genelinde kuşluk vaktinde resim yapmayı seviyormuş, güneş battı batacak. Soldaki Bruges, sağdaki Londra. Birbirleriyle kıyaslanamayacak olsalar da her ikisi de favori şehirlerimden.
Henri Lebasque, Prefailles, Deniz Banyosu Sonrası, tuval üzeri yağlı boya, 1922.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Gelelim başka bir Fransız Anri’ye. Bu da Henri Lebasque. Lebasque ailesiyle gurur duyarmış, genelinde de ailesini resmetmiş. İşte karısı ve çocukları.
Henri Lebasque, Mandolin Çalan Küçük Kız Çocuğu (Marthe Lebasque), tuval üzeri yağlı boya, 1905.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Her iki resmi de neşe dolu. Bay Niko sandalyenin kıvrımları ile kızın bacağının kıvrımlarının uyumuna dikkat etmemizi istedi.
Felix Edouard Vallotton, Mandalina ve Muz Sepeti, tuval üzeri yağlı boya, 1923.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Natürmortlar ne kadar canlı, bana bunlardan bir tane lazım… Sergideki hemen tüm resimler müze camı ile kaplanmış. Önlem amaçlı yapılsa da, bazı eserlerde ışığın konumu nedeniyle çok parlama yapıyordu.
Felix Edouard Vallotton, Güller ve Latin Çiçekleri, tuval üzeri yağlı boya, 1919.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bu resim de natürmort kategorisinde ele alınabilir aslında, modelin neredeyse önemi yok; yastıklar, koltuk şalları ve fon daha ön planda. Eser tam 104 yıllık, buna rağmen turuncuların, kırmızıların, lacivertlerin canlılığı karşısında gözlerim kamaştı. 
Theo van Rsselberghe, Dinlenen Model, Maud, tuval üzeri yağlı boya, 1914.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bay Niko bu eserlere çok iyi bakıyor, belli.
Gaston La Touche, İkizler, kontrplak üzeri yağlı boya, 1890.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Tatlı bir resim daha; ikiz erkek bebeklere anne ve bakıcı tarafından ilgi gösterilirken, küçük kız çocuğu soldan soldan kıskanıyor. Resimdeki dış bahçe ise muhteşem yapılmış bence. Gaston La Touche’dan güzel tuşe. Gaston deyince de aklıma hep Gaston La Gaffe karikatürleri geliyor, neyse ki bu Gaston gaf yapmıyor.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Arkas Koleksiyonuna ilk Türk ressamlardan başlanmış, sonra bakılmış ki bu Türk ressamların hemen hepsi André Lhote’un öğrencisi. ‘Dur biz şu Lhote’a da bir odaklanalım’ deyince, bakın koleksiyona neler katılmış, muhteşem. André Lhote, ülkemizin sanat tarihinde önemli yeri olan bir sanatçı.
Andre Lhote, Oturan Nü, tuval üzeri yağlı boya, 1918. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Lhote’un Paris’teki akademisinde pek çok ünlü Türk ressam eğitim görmüş. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk bunlardan sadece ikisi. Lhote sanatı "form yapmak" olarak tanımlıyormuş. Tabii ki form da geometri ile olur. Buyrunuz kübist örneği Lhote’un elinden yukarıda ve aşağıda.
Andre Lhote, Topluluk ya da Şarkıcının Etrafında, tuval üzeri yağlı boya, 1908. Resimde de dönemin meşhurları var, top sakallı Gauguin. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Serginin teması yeşil. Buna uyumlu şu resmi beğendim. Hollandalı Kees van Dongen’e ait. Bu fovizme örnek olsa gerek. Direkt tüpten çıkmış gibi duran bölümlere dikkat. Fovistlerin temel olaylarından biri bu.
Kees van Dongen, Mücevherli Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1929.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Bana göre hem sert hem de yumuşak etkiler bir arada bu resimde. Güzel. Fovizm adı üstünde vahşilik. Fovistler de Fransız geleneklerini yıkma uğruna bu işlere girişmişler. Baksanıza model üst tabakadan, elbisesi elegan ancak ressamın pek umuru değil, göz çevresi, boyun ve kollarını koltukla aynı renk yeşil yapıyor. Yani ne diyor, ‘siz bu üst tabaka hanımın genel havasına, cazibesine bakın, makro takılın’ diyor.
Jan Sluijters, Şapkalı Kadın Portresi, tuval üzeri yağlı boya, 1911 civarı.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Bir diğer Hollandalı Jan Sluijters’den renk ve formun doruğa çıktığı başka bir çalışma. Bu, ressamın ikinci karısının bir arkadaşıymış, adı Trudi. Trudi’nin şapkasının içi menekşe rengi, gözleri de menekşe.
Şapkasının üzerindeki çiçeklerin rengi göz çevresinde kullanılmış. Saçları ise adeta başka bir çiçek buketi gibi sunulmuş. Muhteşem yeşillikteki ceketin desenleriyle fondaki kırmızılıkların uyumu da dikkat çekici. Müthiş resim. Bir tek o sağ tarafta niçin o kadar gri boşluk bırakmış, onu çözemedim.
Georges Braque, Rom Şişesi, kontrplak üzerine yağlı boya ve kum.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Georges Braque, “sanatta gerçekliğe bir çelme takmadan etki elde edilemez” demiş. Picasso da ona “Jorj bırak bu işleri!” demiş bence. Çünkü Kübizmin babası aslen Georges Braque olmasına rağmen, tanıtım ve promosyonu adeta Picasso’ya bırakmış.
Georges Braque, Siyah Çaydanlıklı Natürmort, tuval üzeri yağlı boya ve kum, 1941-1942.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Sonuçta dışardan gelen Picasso. Gelmiş ve İspanyol neşesi ile almış götürmüş kübizmi evine.
Bu da Bay Niko'nun serginin mühim parçalarının ilk sırasına koyduğu eser. Nokta nokta, emek emek. Achille Lague, Elma ve Portakallı Natürmort, tuval üzeri yağlı boya, 1892. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Bu tura vesile olduğu için Kristina'ya ve bizleri derin bilgileriyle donatan Bay Niko'ya teşekkür ederim. Meridyen ekibi ile tur sonundan bir fotograf.
Tur sonunda üzerimize nur inmiş, Bay Niko da gidiyor.
Sergi girişinden çıkışına kadar denk geldiğimiz tüm Arkas görevlileri nazik ve sanat dostu olduğu belli olan insanlardı. Böyle bir ortamda bulunmaktan ve Türkiye’de böylesi koleksiyonlar yapıldığını öğrenmekten ötürü gururlandım ve mutlu oldum.
Çıkışta karşı salondaki modern sergiye de göz attık. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.


Sergi sonrası hemen arka yoldan Cihangir’e tırmandık. Yol üzerinde birkaç tasarım mağazasına uğradık. Ardından turşu suyu molası verdikten sonra Cihangir’de hoş sohbet yemeğimizi yedik. Sonra mekan değiştirip çaylarımızı yudumladık ve yine aynı yoldan Karaköy’e indik. Arabayı bıraktığım Karaköy İspark Otoparkının orada ayrıldık. Buraya kadar her şey güzel. Ancak otoparktan çıkamadım 22.30’dan 00.30’a kadar. Dışarıdaki trafik, nereden geldiği belli olmayan vale komitesi ve otoparkın hemen dönüşündeki trafik ışıkları nedeniyle otoparkın içinde tam 2 saat bekledik ben ve benim gibi onlarca araç.
Karaköy İspark Çok Katlı Otoparkından çıkış 2 saatte mümkün oldu.
O anlardaki sakinliğim karşısında şu an bile şaşkınım. ‘Neyse ki manzaralı, havadar bir otopark’ diyemiyorum, buna yetkililerin acilen çözüm üretmesi gerekiyor. Normal değil bu durum (Çözüm: Böyle aşırı merkezi konuma yapılan çok katlı otoparkın yıkılması ya da benim hafta sonları araba orucu tutmam).