Ajda şarkıları için Tamirane Akasya'dayız, 31 Ocak 2020, İstanbul.
Bir yıl geriden devam ediyorum. Salgından iki önceki gece aktivitesi. İyi ki de çıkmışız. Yani olay şuna döndü: Şu an bir diş macunu alsan yarın ciddi kârdasın. Salgından önceki kültür, sanat, kültür fizik, seyahat veya gezenti türü aktivitelerinde de çok ciddi kârdasın. Hesap bu.
Cuma neşesi adı altında iş çıkışı Pelin'le Akasya'daki Tamirane'ye çufçufluyoruz. Bir Ajda şarkıları akşamı olacak. Pek çok şeyden bıkar, sıkılırım ancak Ajda Pekkan şarkıları no.
"Ooo bu Tamirane ne güzel!" diyerek içeri giriş yapıyorum. Uniq'tekine çok gittik ama Anadolu yakasına işi az düşen biri olarak buraya ilk geliyorum. Geniş, ferah, bir anlayışa göre cosy...
Pelin'le Tamirane'de... 31 Ocak 2020, İstanbul.
Millet gelmiş, kalan yerlerden güzel bir nokta seçip oturduk. Doğru düzgün öğle yemeği yiyememiştim ve de bugün cuma, o zaman tabii ki pis bir şey sipariş ettim. Pelin ise sağlıklı bir seçim yaptı. Ayrıca tüm ısrarlarıma rağmen bir şeyler içmem konusunda ısrarcı oldu, onun o sıralarda içmemesi gerekiyordu. Ben de ısrara dayanamayıp, arkadaşımı da takdir ederek kabul ettim. Oh süper bir cuma olacak.
Berrak Çetinkaya'yı duymuştum ancak canlı olarak ilk dinleyeceğiz. Hem bir enstrümanist hem de solist. TRT İstanbul Gençlik Koroları ve ardından İstanbul Devlet Konservatuarı gibi güçlü bir altyapısı var. TRT Gençlik Koroları ortak noktamız ancak bir farkla, ben TRT İzmir Çoksesli Gençlik Korosundaydım.
Akasya'daki Tamirane'yi çok beğendim, 31 Ocak 2020, İstanbul.
O arada bir ihtiyaç molası için gittiğimde karşılaştık, son derece neşeli, konuşkan biri. Üzerinde de kapüşonlu simsiyah bir kap mı desem kimono benzeri bir uzun üst mü desem öyle bir şey vardı, oldukça dikkat çekiciydi. Hemen dönüp Pelin'e anlatıyorum: "Solistle tanıştım, çok ilginç bir kostümle çıkacak gibi duruyor."
Sonra orkestra geldi, ardından Berrak. Meğer o pelerinvari kıyafetin altında başka bir şey varmış, ben anlamamışım, niye pelerinle çıksın ki zaten...
Berrak Çetinkaya ile Ajda Şarkıları, Tamirane Akasya, 31 Ocak 2020, İstanbul.
Çok hoş bir ses, başarılı bir orkestra, Ajda'dan güzel bir seçki. E daha ne olsun... Kulaklarımızın pası silindi. Yalnız yan masadaki kalabalık kadın grubuna biraz göz devirmedik değil. Maşallah her şarkıda biri solist oldu ve sesleri kısıktı diyemem.
Şurada Akasya Tamirane'deki bu güzel konserden kısa bir kesit var. Palavra palavra palavra... Bunun bir de Burhan Altıntop versiyonu var ki her sıkıldığımda tekrar tekrar izlerim, lütfen aşağıdakini izledikten sonra Avrupa Yakası'nın 'palovre' bölümüne, buraya buyrunuz.
Tabii Ajda Pekkan deyince, bende her daim Enrico Macias canlanır. Her yönden şahane bir ikililerdi. 2007'de Parkorman'daki konserlerinde bulunma şansına erişmiştim. Çok eğlendiğimizi hatırlıyorum.
Ajda♥️Enrico dönemleri
Şurada haberine rastladım, komik konuşmaları da olmuştu Enrico ile Ajda'nın. Ajda'nın kendine has bazı oryantal haykırış ya da söyleme biçimlerini de Enrico'dan öğrendiğini ya da onu taklit ederek geliştirdiğini biliyoruz. Keşke daha uzun soluklu bir ikili olsalardı. O konserden birlikte söyledikleri Oh Melisa aşağıda. Enrico Parkorman'da itiraf etmişti Melisa'yı Ajda Pekkan'a yazdığını, bu kaydın başında onu anlatıyor.
Enrico Macias şu sıralar Netflix'te ikinci sezonu yayımlanan Fransız komedisi Family Business'ta konuk olarak oynuyor. Özleyenler bir göz atsın lütfen. Bu dizi pek bilinmiyor ancak gerçekten orijinal bir senaryo, tavsiye ederim.
Bu yazı da burada bitiyor. Ajda Pekkan'dan Burhan Altıntop'a, Enrico Macias'dan Family Business'a nasıl geldiğimi bilmiyor, çağrışımlarla yaşadığımı görüyorum.
Ertesi sabah Ebruş harika bir kahvaltı hazırladı. Geniş geniş oturduk, sohbet ettik, kahvelerimizi içtik.
Bugün bir caz programı yapmış ve Amsterdam'ın en önemli caz merkezlerinden biri olan Bimhuis'deki Brokken Festivali'nde bir dizi konsere bilet almış. Çok mutlu oldum.
Öğleden sonra 3,5-4 gibi mekana vardık. Ortam, sunduğu müzikler gibi emprovize olduğundan konserlere ister başında gir, ister istediğin an gir, çık, fark etmiyor. Atmosfer çok iyi.
Brokken Festivali, gitarist Corrie van Binsbergen tarafından her yıl Christmas ile Yeni Yıl arasında bir Pazar öğleden sonra düzenlenen caz ve klasik müzik bazlı bir festival... Kısa kısa konserler ve deneysel performanslardan oluşuyor. Biz bu festivalin 12. yılına katılmış olduk.
Biranın içimi çok rahattı, beni de bir rahatlık almış zaten.
Bimhuis, 29 Aralık 2019, Amsterdam.
İçeri girmeden önce bar tarafında birer bira içtik, lezzetliydi. Ardından salona geçtik, tabii oturmalı bölümler dolmuştu, bir süre kenardan dinledik; sanatçı değişimi sırasında da merdivenlere inip oturduk.
Arkamız IJMeer, Bimhuis, 29 Aralık 2019, Amsterdam.
Bu gibi konserlerde her türlü farklılığa ve sürprizlere açık olmanız gerekiyor. Deneyselliğin ön planda olduğu bir festival olduğundan, o an oluşan müzikal yaratıcılıkları kucaklamalısınız. Bence bu tür durumlarda, alışık olmadığımız tarz ve sesleri tanımlamaya çalışmaktansa çağrıştırdıklarını düşünmek daha akıcı oluyor.
İzlediklerimden Anna Enquist'in performansı hoşuma gitti. Hollanda'nın en popüler şair ve yazarlarından biri. Dilini anlamasam da okuduğu şiire gitarist Corrie van Binsbergen'in eşliği çok iyiydi. Şurada 20 saniyelik bir bölümü yayımlanmış:
Bunun dışında Sun Mi Hong Quintet'in performansı çok iyiydi. Amsterdam'da yaşayan Koreli kadın davulcu Sun Mi Hong çok iyi çalıyor. Burada bir video paylaşıyorum:
Salonun hem amfi şeklinde, hem üstte 4'lü masalarda, hem de kenarda ve merdivende oturma imkanları, festivalin felsefesi ile uyumlu olmuş. Akustiğinin de iyi olmasından hiç bahsetmiyorum. Merkezin genel mimarisi ise endüstriyel ki bayılırım bilirsiniz.
Bu etkinliğin yeni çıkan sanatçılarla usta sanatçıları bir arada sunması bence önemli özelliklerinden biri... Eskilerin her yerde şahit olunamayacak emprovize performanslarını izleme şansını bulurken, yenileri de keşfetmiş ve takibe almış oluyorsunuz. Ben örneğin Sun Mi'yi takibe aldım.
Museumplein'da Ebruş, 29 Aralık 2019, Amsterdam.
Bu güzel deneyimin ardından Amsterdam Museumplein'a gittik. Her yıl Museumplein tatlı bir Christmas köyüne (Ice*Village Amsterdam) çevriliyor, buz pateni sahası, Christmas pazarı, yeni yıla özel yiyecek ve içecekler vs. Burada birer glühwein (sıcak şarap) içtik, çevreyi gezdik ve sonra evin yolunu tuttuk.
Mutluyum; bana sporlu, ışıklı ortam olsun, hemen mutlanırım.
Museumplein, 29 Aralık 2019, Amsterdam.
Brokken Festival 2020, 27 Aralık 2020 Pazar günü Amsterdam Bimhuis'de düzenleniyor. O tarihte Amsterdam'da iseniz şans vermeye değer...
Sabiha Gökçen'deyim. Uçağım 10'u 5 geçe kalkıyor, yolculuk Amsterdam. Her zamanki gibi koridordayım. Elinde sazı ile biri geliyor: 'Geçebilir miyim?' 'Tabii.' diyerek kalkıyorum. Adam sazıyla birlikte ortaya kuruluyor. Sazın sapı beynimde duruyor, bir süre oturuyoruz. Sonra 'Sazınızı yukarı koymayı düşünür müsünüz acaba?' diyorum, 'Koyulabiliyor mu ki?' yanıtını alıyorum. Sonra birlikte kalkıp sazı dikkatlice yukarı yerleştiriyoruz, on bin teşekkür alıyorum.
Canım gerçekten kitap okumak istiyor, açıp gömülüyorum. Bir süre sonra bir garip hissedip sağa bakınca görüyorum ki bağlama üstadı da benimle birlikte okuyor. Muzipçe 'Çizgi roman mı okuyorsun?' diyor. Muzipliğe yanıt olarak 'Evet, büyükler için.'
Sonra alıyor sazı eline (mecazi), başlıyor hikayesini anlatmaya. Kitabı mecbur kapatıyorum. Ağabeyi ve kendisi Amsterdam'a Amsterdam Sivaslılar Derneği tarafından bir dizi yeni yıl konseri vermek için davet edilmişler. Uçağa üçüncü binişiymiş. Türkiye genelinde türkü barlarda konser veriyorlarmış, alanlarında çok meşhurlarmış. Sohbetin sonunda (inişe geçtiğimizde) beni Amsterdam'daki türkü bardaki yeni yıl konserine davet ediyor. Nazik daveti ve hoş sohbeti için teşekkür ederek yeni yıla kilisede gireceğimizi söylüyorum. (Şu an geldi aklıma: Yeni yıla kilise yerine türkü barda girseydik, korona olmaz mıydı acaba?)
Ebru havalimanına kadar geldi karşılamaya. Yaklaşık 1 saat boyunca Victoria's Secret'ın orada onu beklerken önce bir anne oğul yanıma geldiler, her ikisi de banka oturacak sanırken yere oturdular, bankı masa olarak kullanarak kağıttan bir uçak maketi yaptılar, sonra 'olmuş mu, nasıl sence diye?' fikrimi alıp gittiler. Şirinlerdi. (Şu an aklıma geldi: Koronadan sonra bir daha öyle yerde zor sürünürler.)
Sonra garip görünümlü bir kadın yanaştı: 'Telefonumun kontürü bitti, telefonunuzu kullanabilir miyim?' 'Maalesef olmaz, bana lazım' diyerek gönderdim. 'Hadi hacı bi kontür' kültürü Hollanda'da da var demek ki. (Şu an geldi aklıma: Niye vermedim diye biraz vicdanım sızlamıştı ama iyi ki vermemişim, o sırada korono varmış zaten koronoo hayatımızda.)
Olliebollen'in porsiyonu büyüktü, pudra şekerini de her yere sepelemişim. 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Ebruş geldi, otobüse atlayıp dişçisine gittik, randevusu vardı. Ondan önce yakınlardaki bir kafede olliebollen ve mis gibi birer kahve içtik. Yeni yıl zamanı çıkan bu hamur tatlısını yemek, meşakkatli olabilir, üstüne pudra şekeri sepeliyorsunuz. İçi sıkı hamurdan tatlı pişi ya da dutch doughnut da diyebiliriz.
Ebru kahvesiyle... 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Sonra o randevusuna gitti, ben kahvemin üstüne sıcak su ekleyerek devam ettim. Oradan über marifetiyle eve geçtik, biraz dinlendik. Akşama Handel'li yeni yıl konserindeyiz.
Handel'in Messiah'ı özellikle Christmas'ta favori oratoryolardan biridir. The Bach Choir ve Orchestra of Netherlands sunacaklar ve tabii konserde iyi solistler de sahne alacak.
Amsterdam Royal Concertgebouw, dünyanın en iyi konser salonları arasında yer alıyor.
Royal Concertgebouw 1881 yapımı çok hoş bir konser salonu. Bu geceki yeni yıl konseri de haliyle en büyük ana salonda. Yerlerimizi son dakika aldığımız için ana galeride değiliz, sahnenin arka tarafındaki balkondayız. Ama bizim de şansımız şu ki şef ve solistler bizim balkonu kullanarak sahneye iniyor ya da çıkıyorlar.
Yeni Yıl Konseri, tıklım tıklım dolu. Hollandaca Grote Zaal'dayız. Toplam dört konserlik yeni yıl konserleri serisinin sonuncusuna yetişmiş bulunuyoruz, harika oldu. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Salonun akustiği çok çok iyiydi. O nedenle sonradan baktım özel bir şey olup olmadığına. Meğer ana salonun akustiği dünyaca meşhurmuş. Hele de koro ile muhteşem şekilde ortaya çıktı bu durum, kulaklarımın pası silindi.
Konser arasındayız, duvarlardaki yağlı boya eserler ünlü şef ve solistlere selam çakıyor. 28 Aralık 2019, Amsterdam.
19:30'da başlayan konserde 21:00'a doğru ara verildi. Fuayeye geçerek şaraplarımızı yudumladık. Avrupa'daki konser salonlarının ambiyansı genellikle birbirinin aynı ama ben seviyorum. Bazı ülkelerde kıyafet kuralı oluyor ancak Amsterdam'da doğal karşılanabileceği üzere böyle bir durum yoktu. Hatta önümdeki hanım konser boyunca beresiyle oturdu. Bu kadar da olmamalı diye düşünüyorum ama olsun değer vermiş, bilet almış gelmiş diyelim, ne diyelim...
Yeni Yıl Konserinde dolu dolu Handel. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Harika bir koro ve orkestra dinledik, bu tür oratoryolarda zaman zaman insanın tüyleri diken diken oluyor. TRT İzmir Radyosu Polifonik Gençlik Korosundaki günlerim aklıma geldi, Nural ve Ahmet Hocalarıma selam olsun.
2,5 saatlik şölenin sonunda çok mutluyum. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Konser sonrası bina içi çekimler...
Fazıl, burada sıklıkla çalıyor. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Bu güzel yeni yıl konseri için Ebruş'a kocaman teşekkürler...
Binada çeşit çeşit konser salonu var, onlardan birinin önündeyiz. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Çocuklu köşeyi çok sevdim. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Bina çıkışındaki bu aydınlatmaya bayıldım. Concertgebouw, 28 Aralık 2019, Amsterdam.
Wigmore Hall'da Jean Rondeau konserindeyim. Jan, senin de saç sakal rondoya dönmüş. 10 Haziran 2019, Londra.
Yazılarım dört ay geriden geliyor olsa da 29 Ekim'e denk gelmesine sevindim. Atatürk'ün kültür ve sanata verdiği önem hepimizin malumu. Kültürü; devletten ekonomiye, tarımdan sanayiye toplum yaşamının tüm alanlarını içerecek şekilde tanımlamış, sanatı da bunların içindeki en temel öge olarak ele almıştır. Bilim insanlarının yalnızca bilgili değil kültürlü de olması gerektiğini savunmuştur. Bana göre de bilgi hammallığı tek başına anlam ifade etmiyor.
Son Londra seyahatimin sondan bir önceki gününde planım yoktu, ancak Londra'nın güzelliği zaten bunda saklı. En dar zaman diliminde bile bir şey bulabilirim burada. Yataktan kalkmadan biletimi almıştım bile. 13.00'da Wigmore Hall'da Fransız klavsenci Jean Rondeau'nun konseri. Bilet 16 pound, mekan eve yakın, gayet verimli.
Normalde tv izlemem, burada kahvaltı sırasında epey izledim, masa yerine sehpada yememden ileri geliyor da olabilir ama kendini uyanık zanneden İngilizlerin Brexit'te başına gelenler çok komik ve gerçekten izlemeye değer.
Wigmore Hall'da klavsen konseri, salt klavsenin azami dinlenebileceği süre bence 1,5 saat olabilir, konser 57 dakika sürdü, mantıklı. 10 Haziran 2019, Londra.
Şakır şakır yağmurda evden çıktım, saçma gelecek ama Londra'nın en kötü yağmurunda bile üstüm başım, paçalarım ıslanmıyor, tertemiz geliyorum. İstanbul'da ise her yerimi batırıyorum. Neden böyle acaba? Yoksa yürüyüşüm mü değişiyor yurtdışında benim? Komik olurdu. Nedenini buldum: Şehir altyapıları farklı, birikinti az, geçen sürücüler rallici değil...
Wigmore Hall, Londra'nın göbeğinde olmasına rağmen kendini ilk etapta belli etmiyor. Mütevazı bir tarafı var. Aslında 550 kişilik bir konser salonu ve yaklaşık 120 yıllık geçmişi var. Çok hoş da bir uygulaması var, bazı konserlerde 35 yaşın altındakilere 5 pounda bilet satıyorlar. Tabii 'genç' kavramı ülkeden ülkeye değişiyor. Amaç klasik müziği gençler arasında olabildiğince yaygınlaştırmak...
Konser öncesi. Wigmore Hall, 10 Haziran 2019, Londra.
Önce internetten aldığım biletin basılmış halini girişten aldıktan sonra aşağı restorana indim. Konsere kadar kahvemi içeyim.
Klavsen özel bir enstrüman. Her ne kadar piyanoya benzese de mekanizması ve çalma tekniği farklı. Jean Rondeau da konser boyunca Scarlatti ve Bach'ın klavsene özel eserlerini mükemmel çaldı.
Tasarımı, renkleri harika, kendi kibar klavsen. Wigmore Hall, 10 Haziran 2019, Londra.
Fransız piyanist ve klavsenci Rondeau, 28 yaşında ve Paris Konservatuvarı mezunu. Bu yaşta 2 solo albümü var. 10 yıldan uzun süre klavsen çalışmış, çok emek verdiği belli. Fikir vermesi için Jean Rondeau'nun konserde de çaldığı parçalardan birine aşağıda yer veriyorum. Domenico Scarlatti'nin la minör neşeli sonatlarından biri...
Bu konser BBC Radyo 3 Öğlen Konserleri serisi kapsamındaydı. Dolayısıyla BBC Radyo 3'ten canlı yayımlandı. Konserden sonraki 1 hafta boyunca da BBC'den online dinleyebiliyorsunuz. Mükemmel bir kamu hizmeti. Hal böyle olunca BBC'nin radyo host'u konser öncesi bir açış konuşması yaptı, biz de alkışladık. Kayıtta tuzumuz bulunsun. Rica ederiz, o kadar alkışın lafı mı olur. Tabii her tarafta kaliteli mikrofonlar, kayıt cihazları vardı.
Konserde yalnızca nine ve dedeler değil, beyaz yakalar ve öğrenciler de vardı. Konser bir öğle arasına sığınca neden olmasın? Wigmore Hall, 10 Haziran 2019, Londra.
Konser yaklaşık 1 saat sürdü. Wigmore Hall'dan günlük mutluluk hapımı almış şekilde ayrıldım. Yağmur devam ediyordu. Biraz yürüyüp köşeyi dönünce karşıma çıkan Paul'e girdim. Nostaljik oldu. Küçük bir sandviç yedikten sonra çıktım.
Yağmurun hız kesmeyeceğini anlayınca birkaç mağazaya girdim. Kabindeyken Selin aradı, onunla uzun konuştum. Güzel ve ekonomik bir iki parça satın aldım ve evin yolunu tuttum.
Kraliyet Ailesi, Kraliçenin doğum gününde, Buckingham Sarayı'nın balkonunda akrobasi uçuşlarını izlerken. Bu fotograf bu yıla ait değil.
Bugün günlerden Kraliçenin doğum günü. Doğum günü Nisanda ancak resmi tören açık havada yapıldığından Haziranda kutlamayı tercih
ediyorlar.
Tören kıtası yerini almış, 41 top atışı ardından geliyor. 8 Haziran 2019, Londra.
Geçit töreni, top atışları, askeri tabur yürüyüşleri, akrobasi
uçuşlarıyla tüm gün süren ve halkın izlemek için birbiriyle yarıştığı bir
ortam.
Kraliçe, bu yıl da her zamanki gibi çok şıktı. 8 Haziran 2019, Londra.
Kraliçe Elizabeth en uzun tahtta kalan İngiliz hükümdarı. Oğlu Charles
dede olalı kaç yıl oldu, kral olamıyor. Elizabeth, torununun torununu da
görecek gibi...
Kraliyet Hava Kuvvetleri (RAF), İngiliz bayrağının renginde gösteri yapıyorlar. 8 Haziran 2019, Londra.
Kardeşim geç kalktı, ben kahvaltımı yapmıştım, ona da bir
şeyler hazırladım.
Tesco'nun eskitilmiş peynirlerinin üstüne tanımıyorum.
Zeytin ve ceviz Türkiye'den. 8 Haziran 2019, Londra.
Sonra favori kahvecilerimden Hej’e (Somerset House'un içinde) yürüdük, hava açık.
Somerset Londra’daki uğrak yerlerimden. Önceki maceralar için buyurunuz:
(1) ve (2)
Kahveleri içerken akrobasi uçakları üzerimizden geçmeye
başladı. Can’a ‘Buckingham Sarayı tarafına gidelim’ dedim ama istemedi. Daha
afyonu patlamamıştı bence.
Neyse, İngiliz bayrağının renklerinde dumanlarla
geçen uçakları Somerset’ten biraz da olsa izlemiş olduk. Malum, Kraliyet Ailesi
o sırada geleneksel balkon duruşlarını yapıyor, halkı selamlıyorlar. Akrobasi
uçuşları da onlar balkondayken başlıyor. Hani geçmişte Kate ile Meghan’ın ‘kim
önde durdu, kim daha çok göründü’ meselelerinin de çıktığı Buckingham Sarayı
balkonu. Geleneklerine bu kadar bağlı bir millet yok sanırım dünyada.
Kahveleri bitirip Somerset’ten ayrıldık. Hava da açık olunca
bir Chelsea turu yapalım dedik.
Royal Hospital Chelsea, 8 Haziran 2019, Londra.
Meşhur Royal Hospital Chelsea’nin önünden geçtik. Burası 300
yıllık geçmişi olan bir yapı. Hemen tüm Londra’yı inşa eden Sir Christopher
Wren tarafından Kral II. Charles’ın emriyle İngiliz ordusu gazilerine hizmet için yapılmış bir bakım evi. İlk veteran askerleri 1692 yılında kabul etmiş ve o
günden beri aynı binada aynı mantık ile devam ediyor. İçinde hastanesi, huzurevi,
spor merkezleri, oyun salonları var ve veteran askerlerin günlük ne ihtiyaçları
varsa karşılanıyor. Şu an 300 kişi kalıyor. Müzesi halka açık, hatta rehberli
turları bazı veteran askerlerin yaptırdığı belirtiliyor. Burada kalmak isteyen
askerlerin 65 yaşını geçmesi ve en az 1 yıl İngiliz ordusuna hizmet etmiş
olması şartı var.
Royal Hospital Chelsea, ilk kadın veteranları bu yıl kabul etmiş,
cinsiyet ayrımcılığı 300 yılı aşkın süre burada da devam etmiş demek ki...
Thames kıyısında 60 dönümden fazla bir arazide ve Londra’nın
bugün en lüks semtlerinden biri olan Chelsea’de harika bir bakım evi. Londra
Belediyesi niye bu büyük araziye AnkaPark gibi bir yer ya da birkaç AVM ve lüks
rezidans inşa ederek rant elde etmeyi akıl edememiş ki acaba?
Royal Hospital Chelsea, müthiş bir kompleks, yeri de mükemmel.
Sakin, geniş sokaklara elit bir hava hakim. Sanatçılar,
yazarlar ve yüksek gelir grubu buralarda yaşıyor.
Bir cumartesi günü Chelsea sokaklarındayız. 8 Haziran 2019, Londra.
Biliyorsunuz, futbol kulübüyle de meşhur Chelsea semtimiz.
Cheyne Walk, Chelsea, 8 Haziran 2019, Londra.
Yazar ve sanatçı takımı bu bölgeyi mesken tutmuş. David ve Victoria Beckham, Kylie Minogue, Eric Clapton, Robbie Williams ve Sir Richard Branson Chelsea'de yaşıyormuş. Geçmişte Oscar Wilde, George Eliot gibi yazarlar da aynı şekilde... Yazar Thomas Carlyle da bu sokakta yaşamış diyorlar. Hadi bakalım bir foto olabilir burada.
Chelsea sokaklarındayım. Camdaki kedi gerçek mi karton mu? 8 Haziran 2019, Londra.
Sonra otobüse binerek bir başka lüks ortama, Kate ve William’ın da semti olan Kensington’a geçtik. Amacımız bu elit ve pahalı
ortamda ekonomik sayılabilecek bir yemek yemek.
Çift katlıda en öndeyiz as always, 8 Haziran 2019, Londra.
Dünyaca ünlü High Street
Kensighton üzerinde küçük bir Çin lokantası olan Stick&Bowl’da yiyeceğiz.
Stick&Bowl da en az üzerinde bulunduğu cadde kadar ünlü.
Otantik bir yer, beğendim. En fazla 20 kişi alacak
bir dükkan. Dar dar sıralara oturuyorsun, Çinli garson geliyor sipariş alıyor. Biraz beklediğimiz halde garson gelmeyince Can gidip ‘Sipariş vereyim mi mate’ dedi. Adam ise ‘Siz oturun, birazdan geleceğim’ diyerek Can’ı geri
yolladı. Belli ki mutfak da küçük, araya biraz süre koyarak sipariş alıyorlar.
Başlangıçlar. Stick & Bowl, 8 Haziran 2019, Londra.
Sıraların üzerinde eskiden bizdeki pideci ve esnaf
lokantalarında da bulunan, su bardağı içinde ince saman kağıdından peçeteler
(ve soya sosu) duruyor. En son Buenos Aires’deki pizzacıda görmüştüm, bence
ülkemizde pek kalmadı. Bunları sıranın karşı tarafındakilerle ortak kullanıyorsun.
Ana yemekler. Stick & Bowl, 8 Haziran 2019, Londra.
Lezzetliydi. Bugün 'stick' denedim, bir dahakine 'bowl' deneyeceğim. Porsiyonlar büyük.
17.30 gibi eve döndük. Biraz dinlenip biletlerini bir gün
önce satın aldığımız etkinliğe, PizzaExpress Live Caz Kulübü'ne geçeceğiz. 21.30’da
Holborn Şubesinde. SoHo ve Chelsea'de de caz şubeleri var.
PizzaExpress Live'da Tony Momrelle'i bekliyoruz. 8 Haziran 2019, Londra.
PizzaExpress’ler ilk etapta basit bir zincir pizzacı gibi
algılanabiliyor, oysa bazı şubelerinin alt katı caz kulübü olarak hizmet veriyor. Ünlü caz gruplarını
ağırlıyorlar, günceli de iyi takip ediyorlar. Biz Tony Momrelle’e bilet
aldık. Bilenler bilir, Incognito grubunun solisti. Ondan önce Elton John,
Gloria Estefan, Sade, Celine Dion ve Andrea Bocelli gibi isimlere vokalistlik
yapmıştı.
PizzaExpress Live Holborn Caz Kulübündeyiz. 8 Haziran 2019, Londra.
O gün Tony, 19.30 ve 21.30 olmak üzere tam iki set birden yaptı.
Hatta mekana vardığımızda ilk seti bitmemişti, biraz bekledik. Aynı akşamda
toplam 4 saat şarkı söylemek, zor iş.
Tony Momrelle sahnede. 8 Haziran 2019, Londra.
Konser 10’a doğru başladı, burada müzikle beraber yemek
sipariş edebiliyorsunuz. Bizdeki caz kulüplerinde yemek işi çoğu zaman müzik
öncesi halledilir ve müzik sırasında içki servisi vardır. Burada eni konu
pizzalar, salatalar sipariş edebiliyorsunuz. Biz atıştırmalıklardan tercih
ettik ama sağımız ve solumuzda oturanlar öyle yaptı, buram buram sarımsak
kokuyordu ortam konserin ilk yarısında. Bence müzisyenler açısından nahoş bir
durum. Kerem Görsev bu yüzden kulüpleri bıraktığını, artık konser piyanisti olmak
istediğini açıklamıştı yıllar önce. Aynen öyle yaptı da, onun olgunluk
seviyesine göre haklı sayılır. Bırakın müzisyenler ben dahi rahatsız oldum.
Momrelle'in performansı etkileyiciydi, sesi harika. 8 Haziran 2019, Londra.
Müzik harikaydı, Tony Momrelle’in yeni albüm tanıtım turu
kapsamındaydı bu akşam. Soul, R&B ve caz sound’ları bir aradaydı, hoşuma
gitti. Raul Midon havası hissettim Tony Momrelle’de. Aynı Midon gibi Momrelle
de şarkı yazıyor.
Soul, R&B ve caz gecesi. 8 Haziran 2019, Londra.
Momrelle, sesini kullanma şeklinden de direkt anlaşıldığı
gibi kilisede gospel söyleyerek müziğe başlamış. Mükemmel bir sesi var.
Konser sırasında Stevie Wonder ile olan komik telefon
görüşmesini de anlattı. Stevie, Tony’yi Japonya’da Incognito grubuyla konser
turundayken bizzat aramış ve saat farkından dolayı komik anlar yaşanmış. Zaten
Momrelle’e 21. yüzyılın Stevie Wonder’ı deniyor. Stevie Wonder’ın ‘Golden
Lady’sini de harika cover’lamıştı. Stevie de bu cover’a bayılmış ve sonrasında Momrelle'in hayranı olmuş.
Günü döndürdük, eve dönelim. 9 Haziran 2019, Londra.
Tony, tek gecede iki konsere rağmen hiç yorgun gözükmüyordu.
Eğlenceli ve sempatik biri. Konser 12’ye doğru sona erdi.
Güzel müzik dinledik ve gecenin sonuna geldik diye
düşünürken acıktığımızı fark edip evin oradaki Pizza Hut sırasında bulduk
kendimizi. N’apalım burada çorbacı bulunmamaktadır.
Sıcak sıcak yiyelim diye Can tezgahta o an olmayan
margherita söyledi. Epey bekledik. Beklerken Can, İngiliz bir dostumuzla
(Sabaha karşı 2’de bir İngiliz, en az çakırkeyftir) samimiyeti epey ilerletti.
Arada öne geçmeye çalışanlar da oldu sanırım, Can biraz sinirlendi. Sonunda pizzamızı almış, eve
doğru yürürken İngiliz arkadaş arkamızdan ‘He is angry but hungry, angry hungry
haha!’ filan diye bağırıyordu. Kelime oyunları komikti. Çok güldük.
Tayland şalvarıyla kardeşim Can. 9 Haziran 2019, Londra.
Evde Twinings çayları eşliğinde sabah kahvaltımı yapıyor, bir yandan Brexit dolu haberlere bakıyordum. İngiliz parlamentosunun Brexit oturumları, milletvekillerinin gülüşmeleri, konuşmacılarla dalga geçmeleri, aiii, naiii diye bağırmalarını içerdiğinden çok eğlenceli. Ancak bir yerden sonra 'eehh yallah Brexit' deyip zapladım, karşıma Sky News çıktı ve tam olarak aşağıdaki röportaja (4,5 dk civarı) denk geldim.
Anish Kapoor, Lisson Gallery’de son sergisi ve de Brexit -yine Brexit'ten kaçamadık- üzerine konuşuyor. Sky News’ün anchor’larından Adam Boulton Anish’i sıkıştırıyor. Pardon da Anish sıkıştırılsa ne olur, dünyanın en zengin insanlarından biri (Serveti 1,75 milyar pound). "Sir" zaten kendisi. Cevaplarını verirken de o tavrı koruyor. Sir Anish Kapoor, Damien Hirst gibilerini içine alan bu tür yapıları -yapı diyorum çünkü bu çok büyük bir endüstri- elitist ve sahte sayanlar çok. Genelde şöyle derler:
1. Böyle sanat mı olur, o zaman ben de köpek balığının içini doldurayım, 2 milyon pound kazanayım!
2. İki tül parçasını almış, üzerine kan rengi boyaları atmış, savaşlar bitsin diyor. Zırvalık!
3. Afyon mermerlerini, oniksleri Londra’ya götürtmüş, birkaç işçiye kestirtmiş, müstehcen şekiller vermiş (kendi bile yapmamıştır onu), cilalamış. Zenginler bunlara kaç milyon verip bahçelerine koyuyorlar. Sonra kadın bedeni üstünden sanata kızıyorsunuz!
4. Bir beyaz duvarın üzerine çamurları löp löp atmış, 'son sergim çamur toplarından ibaret, gel bunu gez' diyor. Bunlar tuvale adam gibi resim çizemiyor, sonra sağa sola çamur atıp sanatçıyız diyorlar!
5. Devasa boyutlarda konkav-konveks aynalar kestirmiş, enstalasyon diye milletin gözünü boyayacak!
Bu görüşlere genelde katılmıyorum. Bu bir piyasa. Piyasalaşma da esasen kalkınma göstergesidir. Ekonomideki serbest piyasa kuralları burada da geçerli: şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kurumların bağımsızlığı (Ah ah buradan Türkiye'ye öyle bir bağlanır ki, neyse susuyorum.). Güncel sayılacak bir örnekle devam edelim: Sotheby’s’in Ekim 2018’deki müzayedesinde, Banksy’nin 1 milyon pounda satılan Kırmızı Balonlu Kız adlı eseri, tokmak vurulduktan sonra kendini imha etti. Olaydan hemen sonra Banksy imha mekanizmasını gizlice nasıl yerleştirdiğini ve nasıl çalıştırdığını gösteren bir video yayınladı. Sanat uzmanları ise satın alanın şanslı olduğunu, eserin imha olmuş haliyle en az %50 değer kazandığını belirtti. İşte size piyasa ve win-win. Üstelik Banksy de sanat piyayasına dair protestosunu yapmış oldu, gerçi yukarıdaki beş maddeyi savunanlar bu protestoya da 'sahte' dedi ama olsun...
Bu piyasa ile ilgili tek itirazım şu olabilir: Anish ve Damien gibi heykel ve enstalasyon türünde eser üreten sanatçıların, bunları parçalar halinde öğrencilerine yaptırmaları ve sonra altına kendi imzalarını atmaları. Bunu saklamıyorlar da zaten. Türkiye’de de bunu yapan sanatçılar var, isim vermeyeceğim ancak belki de verebilirim. ‘Öğrencilere de bir hayrımız dokunsun’ gibi bir argümanları olabilir. Ancak sonu satış olan eser, heykel ve parçaların bireyselliğine ve özel oluşuna inanıyorum. Müzayede, galeri ya da fuarlardan bir parça satın alıyorsam eserin her şeyiyle imzasını atan sanatçıya ait olduğuna inanmak ve bunu bilmek isterim.
Sanat piyasasına dair görüşlerden sonra ana konuya devam ediyorum. Londra’ya kardeşim Can’ı ziyarete gelmişim, Anish de Londra’da bana gelmiş, zımni de olsa davete icabet edeceğiz artık. Anish'in Türkiye'deki sergisiyle ilgili 2013 tarihli yazıma göz atmak isterseniz, buradan.
Shoreditch'e geçmeden önce Can'ı işyerinden almaya gittim. O sırada Hakan merhaba demeye geldi. WeWork, 17 Mayıs 2019, Londra.
Anish'e gitmeden önceki gece Shoreditch'te sabahladığımızdan cumartesi geç uyandık.
WeWork Aldwych House'da kardeşim Can'la. 17 Mayıs 2019, Londra.
Brindisa'da tapas ziyafeti, ardından Blues Kitchen'da müzik ve cin ziyafeti, oh oh daha ne isterim.
Brindisa Shoreditch'teki tapas lezzetliydi. 17 Mayıs 2019, Londra.
Blues Kitchen kocaman bir kulüp. Neşeli insanlar ile pirinçler eşliğinde blues ve caz...
Blues Kitchen duvarlarından bir afiş. Bunu çektiğimde gün dönmüştü. 18 Mayıs 2019, Londra.
Çıkışta Türk dönercisinden dürüm döner. Resmen kuyruk vardı. Türk olduğumuzu öğrenince torpil de geçtiler, ne var ki beğendim diyemem, çok temiz ve leziz ama eti bana farklı geldi, meğer İngiltere'de kuzu etinden yapılıyormuş.
Dönüşte elimizde dönerlerle otobüse bindik, üst kata çıktık. Sonraki duraktan binen 6-7 kişilik bir grup 'geynç' siyah -fişlemek istemezdim ama burada belirtmem gerekiyor- arkadaştan biri (G) önümüzdeki koltuğa oturdu ve arkasını dönerek Can'a şöyle dedi:
G: Seninki neden öyle?
C: Pardon?!
G: Neden salatasız yiyorsun diyorum? (Dürümün içine ben salata eklettim, Can ekletmemişti.)
C: Sade yiyorum. (Can aşırı serinkanlı konuştu.)
G: Hee
C: Hea!
G: Nerelisin?
C: Türküm.
G: Hee bu işten anlıyorsun yani.
Bundan sonra kalkıp otobüsün en arkasına arkadaşlarının yanına gitti. Ciddi bir korku yaşadım ama Can'ın serinkanlılığına uyup kütük şeklindeki dürümü kemirmeye devam ettim. Saat sabaha karşı 3 ve otobüsün üst katında bir onlar bir de biz vardık. Konuşurken 'Dürümün bittiyse cüzdanını, saatini ve telefonunu rica edeyim' diyebilecek bir ekibe benziyorlardı. Can çok iyi idare etti ama bence o da biraz korkmuştur, korkmadım dese de...
Günlerden 18 Mayıs Cumartesi. Evde güzel bir kahvaltının ardından Monmouth Caddesine doğru yürümeye başladık, TY Seven Dials’da birer kahve içtik. Ortam aynen şu ama burada hep dışarıda oturuyoruz.
Timberyard'ın banana bread'leri harika, ısıttırıp üzerine de tereyağı sürdürün bence.
Hem Can puro içecekse rahat oluyor, hem de hareketli bir cadde, gelen geçene bakıp eğleniyoruz.
Can, puro ve flat white. Süt içmeyen kardeşim sütçü oldu. 17 Mayıs 2019, Londra.
Gelen geçen kısmında aşağıdaki durum çok iyiydi. 21. yy aile protiplerinden biri olabilir. 'Bizim çocukları dolaşmaya çıkardık' tipi.
Tripod köpek puseti ilk kez görüyorum. Ailece hafta sonu yürüyüşüne çıkmışlar. Bu fotografı da yine TY Seven Dials'da kahve içerken çekmiştim ama sonraki gelişimde. 9 Haziran 2019, Londra.
Oradan tube’e binip (İngiltere’de metroya tüp diyorlar, çünkü tüp genelde tünellerden gidiyor.) Lisson Gallery’e geçtik. Etrafı da kendi de sade bir galeri. Birkaç katı, birkaç odası ve bir de orta boy bahçesi var.
Sergi girişinde bu enstalasyon sizi karşılıyor. Çelik ve fiberglastan, adı Shade, 2019 tarihli. Çiviler birleşmiş bu hali almış. Bu çalışma sanki serginin kalanındaki tüm eserlerin özeti gibi: vahşi erotizm. Sohbet ettiğim galeri görevlisi de kareye girmiş. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Galerinin mimari tasarımına sade desem de kendisi pek sade sayılmaz. 1967’de kurulan bu çağdaş sanat galerisi, Anish Kapoor ve Julian Opie’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda dünyaca ünlü İngiliz heykeltıraşı ilk tanıtan galeri olma özelliği taşıyor.
Ortada pembe oniksten isimsiz bir çalışma, duvarlarda da tuval üzerine yağlı boya eserler (Eserlerin adları-sol baştan: New Blood, Matter Apart ve Blood Solid, hepsi 2018 tarihli). Duvardakileri şişmiş verimli organların bir gösterimi olarak düşünebiliriz. Karanlık dünyalarından sızıp çıkıyorlar. Can da konsepte uyumlu giyinmiş. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Şu an Londra’nın yanı sıra NY ve Shangai’da da galerileri var. Tabii mevcut durumda sadece İngilizleri değil, Marina Abramovic, Ai Weiwei ve Sean Scully gibi dünyaca meşhur (dünyaca meşhur demek az kaldı, her biri olay olay) sanatçıları da temsil ediyor.
Pembe oniks heykelin üstten görünüşü. İki böbrek mi dersiniz, yumurtalık mı, labia mı bilemem, ancak niye tabuttalar onu da düşünün. Doğal taşların insanı alıp götüren bir tarafı var. 18 Mayıs 2019, Londra.
1954 Mumbai doğumlu Kapoor, 1977'de Hornsey College of Art'tan, 1978'de de Chelsea School of Art'tan mezun oluyor. 1990 yılındaki 44. Venedik Bienalinde İngiltere'yi temsil ediyor ve Void Field adlı enstalasyonuyla 'en iyi genç sanatçı' ödülünü, 1991 yılında ise Turner Ödülünü kazanıyor. Ayrıca Oxford Üniversitesi 2014 yılında Kapoor'a onursal doktora veriyor. Anlayacağınız İngilizden daha çok İngiliz.
Lisson Gallery, sergi kapsamında bir de Anish Kapoor kütüphanesi oluşturmuş. 18 Mayıs 2019, Londra.
Kendi jenerasyonunda Dünyanın en önemli heykeltıraşlarından biri olarak kabul edilen Kapoor, daha çok kamuya açık alanlarda sergilenen devasa boyutlardaki, form ve mühendislik olarak insanı şaşırtan işleriyle biliniyor. Bir örnek benim de çok beğendiğim ve bir gün yakından görmek istediğim, Kapoor'un Amerika'daki ilk kamusal enstalasyonu olan Chicago'daki Cloud Gate.
Chicago merkezdeki Millenium Park'ın 20014'teki açılışı için Anish Kapoor'a sipariş edilen, AT&T'nin şehre bir hediyesi. Enstalasyon AT&T Plaza'nın önünde. Buna 'The Bean' de diyorlar. 110 ton ağırlığında.
Anish Kapoor, Lisson Gallery'deki bu onyedinci sergisinde yine çok sevdiği feminen temaları tercih etmiş. Tuvaller büyük, renkler göz alıcı. Kapoor tuval üzerine yağlı boya insanı değil; ancak sanırım ilk kez yağlıboya tuvallerini görme fırsatım oldu.
Bunlar da 2019 tarihli isimsiz iki yağlı boya. İsimsiz olsa da ana rahmi yorumunu yapmak yanlış görünmüyor. Boğa var bir de her iki resimde de, kadının gücünü temsil ediyor olabilir. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Kapoor şunu demek istiyor: İnsanın içinden ne çıkıyorsa bu daima kirlidir, zordur, her zaman da sorunludur. İçimizden çıkanları bir şekilde temizlemek zorundayız, esasen de tüm hayatımız böyle geçiyor. Doğru felsefeye ne gerek? Olaya felsefi bakmayalım dersek de bunlar düpedüz adet kanaması. Nasıl baktığımıza bağlı. Şurada Kapoor kendisi anlatmış.
Silikon, fiberglas ve gazlı bezden isimsiz 2016 tarihli bir çalışma. Önceki yağlı boyalarda anlatılan, içimizden çıkanları bezlerle mi temizliyoruz acaba? Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra
Galeri görevlisine birkaç gün önce Sky News’da izlediğim Kapoor röportajını galeride canlı izleyip izlemediğini sorunca ‘Benim haberim yok, ben neredeydim o sırada acaba?’ dedi. Sohbetimizin devamında da serginin açılış gününde (14 Mayıs 2019) izdiham yaşandığını, galeride adım atacak yer olmadığını belirtti. Şaşırmadım, çok ünlü bir sanatçı, insanlar akın etmiştir.
Yine üstteki ile benzer bir parça. Burada da hijyenik pedlerden esinlenmiş olabilir. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Bir de güzel tarafı, 15-20 dakikada gezebilirsiniz, sergide toplamda 16 parça vardı ancak galeri de derli toplu, eserler güzel konumlandırılmış. Dolayısıyla pratik şekilde girip çıkıyorsunuz.
Soldaki isimsiz, sağdakinin adı 'Rectangle within a rectangle', her ikisi de granit ve 2018 tarihli. Gri olan National Geographic'in kapı benzeri logosunu/sarı çerçevesini andırdı bana. Bilmiyorum biliyor musunuz ancak kapıyı, psikolojide ana rahmi olarak sayan görüşler var. Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Bunlar da bahçedeki üç heykel...
Sağdaki İran oniksinden 2018 tarihli isimsiz bir çalışma. Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Lisson çıkışında, oraya çok yakın olan Küçük Venedik’e yürüdük. Londra’dan Venedik’e nasıl mı oluyor? Güzel oluyor, ciddi ciddi de benziyor.
Küçük Venedik (Little Venice), 18 Mayıs 2019, Londra.
Bölgenin adı Little Venice. İki ana kanal üzerine kurulmuş yemyeşil bir mekan. Zaten Londra’da hava kirliliği olsa da yeşil alan sorunu hiç yok. Kanal üzerinde tekne turu yapabiliyorsunuz. Sabit teknelerde de bayağı bayağı insanlar yaşıyor. Güzel film seti olur burası.
Teknede doğum günü partisi vardı. Küçük Venedik, 18 Mayıs 2019, Londra.
Kanalın tam üstündeki Cafe Laville'de chips&beer yaptık, kafenin sahipleri de İtalyandı, hatta Can şiparişi kolay yoldan İtalyanca verdi.
Cafe Laville, Küçük Venedik, Londra.
Yemeğin ardından evin yolunu tuttuk. Yalnız olsam buradan Camden’a yürürdüm ama Can yorgundu. Londra'daki son günüm çok güzel geçti, sanat, sohbet, spor dolu...