piyano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
piyano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2019 Salı

Wigmore Hall'da Rondo

Wigmore Hall'da Jean Rondeau konserindeyim. Jan, senin de saç sakal rondoya dönmüş. 10 Haziran 2019, Londra.

Yazılarım dört ay geriden geliyor olsa da 29 Ekim'e denk gelmesine sevindim. Atatürk'ün kültür ve sanata verdiği önem hepimizin malumu. Kültürü; devletten ekonomiye, tarımdan sanayiye toplum yaşamının tüm alanlarını içerecek şekilde tanımlamış, sanatı da bunların içindeki en temel öge olarak ele almıştır. Bilim insanlarının yalnızca bilgili değil kültürlü de olması gerektiğini savunmuştur. Bana göre de bilgi hammallığı tek başına anlam ifade etmiyor.

Son Londra seyahatimin sondan bir önceki gününde planım yoktu, ancak Londra'nın güzelliği zaten bunda saklı. En dar zaman diliminde bile bir şey bulabilirim burada. Yataktan kalkmadan biletimi almıştım bile. 13.00'da Wigmore Hall'da Fransız klavsenci Jean Rondeau'nun konseri. Bilet 16 pound, mekan eve yakın, gayet verimli.

Normalde tv izlemem, burada kahvaltı sırasında epey izledim, masa yerine sehpada yememden ileri geliyor da olabilir ama kendini uyanık zanneden İngilizlerin Brexit'te başına gelenler çok komik ve gerçekten izlemeye değer.
Wigmore Hall'da klavsen konseri, salt klavsenin azami dinlenebileceği süre bence 1,5 saat olabilir, konser 57 dakika sürdü, mantıklı. 10 Haziran 2019, Londra.

Şakır şakır yağmurda evden çıktım, saçma gelecek ama Londra'nın en kötü yağmurunda bile üstüm başım, paçalarım ıslanmıyor, tertemiz geliyorum. İstanbul'da ise her yerimi batırıyorum. Neden böyle acaba? Yoksa yürüyüşüm mü değişiyor yurtdışında benim? Komik olurdu. Nedenini buldum: Şehir altyapıları farklı, birikinti az, geçen sürücüler rallici değil...

Wigmore Hall, Londra'nın göbeğinde olmasına rağmen kendini ilk etapta belli etmiyor. Mütevazı bir tarafı var. Aslında 550 kişilik bir konser salonu ve yaklaşık 120 yıllık geçmişi var. Çok hoş da bir uygulaması var, bazı konserlerde 35 yaşın altındakilere 5 pounda bilet satıyorlar. Tabii 'genç' kavramı ülkeden ülkeye değişiyor. Amaç klasik müziği gençler arasında olabildiğince yaygınlaştırmak...
Konser öncesi. Wigmore Hall, 10 Haziran 2019, Londra.
Önce internetten aldığım biletin basılmış halini girişten aldıktan sonra aşağı restorana indim. Konsere kadar kahvemi içeyim.

Klavsen özel bir enstrüman. Her ne kadar piyanoya benzese de mekanizması ve çalma tekniği farklı. Jean Rondeau da konser boyunca Scarlatti ve Bach'ın klavsene özel eserlerini mükemmel çaldı.
Tasarımı, renkleri harika, kendi kibar klavsen. Wigmore Hall, 10 Haziran 2019, Londra.
Fransız piyanist ve klavsenci Rondeau, 28 yaşında ve Paris Konservatuvarı mezunu. Bu yaşta 2 solo albümü var. 10 yıldan uzun süre klavsen çalışmış, çok emek verdiği belli. Fikir vermesi için Jean Rondeau'nun konserde de çaldığı parçalardan birine aşağıda yer veriyorum. Domenico Scarlatti'nin la minör neşeli sonatlarından biri...
Bu konser BBC Radyo 3 Öğlen Konserleri serisi kapsamındaydı. Dolayısıyla BBC Radyo 3'ten canlı yayımlandı. Konserden sonraki 1 hafta boyunca da BBC'den online dinleyebiliyorsunuz. Mükemmel bir kamu hizmeti. Hal böyle olunca BBC'nin radyo host'u konser öncesi bir açış konuşması yaptı, biz de alkışladık. Kayıtta tuzumuz bulunsun. Rica ederiz, o kadar alkışın lafı mı olur. Tabii her tarafta kaliteli mikrofonlar, kayıt cihazları vardı.
Konserde yalnızca nine ve dedeler değil, beyaz yakalar ve öğrenciler de vardı. Konser bir öğle arasına sığınca neden olmasın? Wigmore Hall, 10 Haziran 2019, Londra.
Konser yaklaşık 1 saat sürdü. Wigmore Hall'dan günlük mutluluk hapımı almış şekilde ayrıldım. Yağmur devam ediyordu. Biraz yürüyüp köşeyi dönünce karşıma çıkan Paul'e girdim. Nostaljik oldu. Küçük bir sandviç yedikten sonra çıktım.

Yağmurun hız kesmeyeceğini anlayınca birkaç mağazaya girdim. Kabindeyken Selin aradı, onunla uzun konuştum. Güzel ve ekonomik bir iki parça satın aldım ve evin yolunu tuttum.

6 Haziran 2016 Pazartesi

Daha fazlası

Her şeyin daha fazlasını söylemek lazım. Düşünceleri kalıba soktuğun zaman karşı tarafın kafandakini değil tornadan geçmiş olanı veri kabul ettiğini unutmamak lazım. Diğer yandan Muhammed Ali gibi her ağzına geleni söylememek de lazım. Hem öyle hem de böyle olunca ne yapmak lazım? O zaman çocukluğa inip lazımlığa oturmak mı lazım? En iyi fikir bu galiba… Onun için de bir Jung ya da Freud olmadığımız göre, yine başa dönüyorum: Her şeyin daha fazlasını söylemek lazım. Seviyor musun? Daha fazla söyle. Beğenmedin mi? Biraz daha fazla üzerinde dur. Özlüyor musun? Daha fazla dile getir. Rahatsız mı etti? Vakit yitirmeden hepsini söyle. Takdir mi ettin? Hemen belirt. Korkuyor musun? Dök içini. Zaman geçiyor ve zaman bunlara karşı nötr.

Zor değil bence. Böylelikle daha açık ve daha dürüst olur, neticede de daha anlamlı ve tavırlı oluruz. Gerçekliğin bir derinliği var, mesele bizim kaç katmanlı olduğumuz ya da olmak istediğimiz…

Şimdi Lalo’dan bir bossa nova çok iyi gider. Hem de Katalan Müzik Sarayı’ndan bir çekim. Sesini çok açın. Öğrenmem gereken çok şey var.


27 Temmuz 2015 Pazartesi

Wang Wang

Londra'daki son günümde sabah 09:30’da Blackfriars’dan Victoria’ya, oradan da Southern Railway aracılığıyla Gatwick’e geçtim. "Vakitli gittim, valizim de kabin valizi, kahvaltıyı orada ederim" dedim ama sırayı görünce kahvaltının hayal olduğunu anladım. Valizi x-ray’e verdikten sonra her yerinizi gören silindirik dev bir vücut x-ray’ine giriyorsunuz. Sıra bana geldiğinde, polis “sen geç” dedi ve beni o silindire sokmadan geçirdi. Yine de sonrasında kabin valizlerini aşırı detaylı taradıkları ve %90 insana açtırdıkları için epey sıra bekledim.

Son gecemde dönmenin huzursuzluğundan mıdır bilinmez iyi uyuyamamıştım. Uçuş boyunca kişisel tüm rekorlarımı kırarak sanırım 2 saat uyumuşum. Yanımdaki İngiliz kızın binbeşyüz adet kıyafetinden biri koluma sürtününce uyandım. Bir insan bu havada hem hırka hem şal hem kaşkol hem de her tarafından binlerce tüy, ip vs sarkan her bir şeyi üstüne niye giyer? Kime ne normalde ama hepsi ayrı bir noktamdan bana sürtünüyor!

Akşamsa İKSV Müzik Festivali’nin kapanış konserine iki kişilik biletim vardı. Konser Borusan Filarmoni ve piyanist Yuja Wang. Asla kaçırmak istemiyordum. Sabah Pelin’le mesajlaşmış ve birlikte gitmeye karar vermiştik. Tek ki ben Sabiha’ya indikten sonra Taksim’e, daha doğrusu Lütfi Kırdar’a yetişebileyim.
Pelin'in çektiği karelerden oluşan gif'imiz.
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, 29 Haziran 2015, İstanbul

Konser 21:00’da başlıyordu. Uçağım 12:40. Saat farkı nedeniyle Sabiha’ya iniş 18:35. Havataş’la Taksim’e geliş süresi dualara kalmış tabii. Neyse ikide bir “Ne zaman kalkar?” diye soruşumdan herhalde “Nereye yetişeceksiniz hanımefendi?” diye soran Havataş’ın şoförü inanılmaz hareketlerle 20:30’a doğru Taksim’deydi. İnsanımızın bu halden anlayan hallerine bayılıyorum. İnerken de “iyi dinletiler” diye uğurladı beni sağ olsun.

Yuja Wang'in sihirli parmakları.
Elleri örümcek maşallah.
Malum eve gidip üst baş değişecek süre kalmamıştı, valizi sürükleyerek 15 dakikada Lütfi Kırdar’a vardım. Şık şıkırdam insanların içinden spor kıyafetlerle geçerek fazlalıkları vestiyere bırakıp Pelin’i beklemeye koyuldum. Ben orada sandviç kemirirken, o da Nişantaşı’nda güzel yemeğini yeyip aheste bir şekilde konser alanına ulaştı. Kapıda biraz sohbetten sonra salonda yerlerimizi aldık. Yerimiz güzeldi ama Yuja Wang daha bir güzeldi.
İstanbul Müzik Festivali Kapanışında Yuja Wang ve BİFO Konseri. Fotografları Pelin çekti.
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, 29 Haziran 2015, İstanbul


O nasıl bir çalmaktır, hep okuyordum kendisi hakkındaki yorumları ama cidden büyük yetenekmiş. Gösterişli kıyafeti ve üzerinde dikkatle yürüdüğü topuklularla sahneye çıktı. Tüm programı ezberden çaldı. Son derece sempatikti.

28 yaşındaki Çinli virtüöz piyanistin ellerini takip etmekte zorlandık. Orkestra üyeleri de onunla çalmaktan ötürü mutlulardı, hepsinin yüzlerinden okunuyordu. Hele davulcunun 32 dişi ve tüm vücuduyla davulu tokmaklama usulü, bizi gül gül öldürdü diyebilirim.

Profesyonel seviyeye 2007 yılında daha 20 yaşındayken Boston Senfoni Orkestrası’yla verdiği konserle yükselen Yuja Wang şu an uluslararası otoritelerin kabul ettiği, dünyanın saygın şef ve orkestralarının aranan solistlerinden biri.
Yuja Wang'in farklı bir konserdeki kıyafet tercihi de iddialı.
Arkadaki müzisyenlerin onu süzüşü de kareye girmiş, e o kadar olur.
Yalnız ayakkabı büyük gelmiş. Aslında Alexander Wang tercih etse daha iyi olur.
Wang, Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan Filarmoni (BİFO) eşliğinde piyano repertuvarının zorlarından Prokofiev’in 2 numaralı sol minör piyano konçertosunu çok güzel yorumladı. Piyanoda hem derin hem de ferah, taze bir yorumu var diyebilirim. Prokofiev bu konçertoyu solo piyano için son mektubunu kendisine yazıp intihar eden bir arkadaşına yazmış. Wang, eserin bu anlamdaki lirik havasını da güzel verdi diye düşünüyorum. Konçertonun bazı bölümleri ciddi zorlukta, öyle ki Prokofiev’in kendisinin dahi çalmakta zorlandığı söylenir. Aşağıdaki çekimde dakika 11:20’den sonra Wang’in parmaklarının nasıl delirdiğini görebilirsiniz. Bu bölüm konçertonun 2. bölümü (vivace). Bence dakika 21:35’ten sonraki 4. bölümü (allegro tempestoso) de dinleyin, favorim. Fagot çok severim, buradaki fagotlar da çok iyi.


Konserin ilk bölümü böylece sonlanırken, Wang o kadar çok alkış aldı ki dört kez sahneye geri çağrıldı ve iki defa bis yaptı. Biste çaldığı Mozart’ın Türk Marşı’na inanılmaz hoşlukta caz yorumları kattı. Dinleyici kelimenin tam anlamıyla mest oldu. Salon yıkılınca tekrar geldi ve George Bizet'den Carmen Habanera çaldı. Önceki farklı bir Türk Marşı performansını buldum, Wang bunu kendisi aranje etmiş olsa gerek…


Konserin BİFO’lu ikinci yarısı başladığında ise salonda aşırı derecede havasızlık söz konusuydu.  Çevremizdeki en az beş sıra insanın da ellerindeki program notlarını yelpaze olarak kullanmak durumunda kaldığını fark ettik. Bana göre İKSV, festival kapanış konserinin ikinci yarısı için zor bir program (Ottorino Respighi'nin Roma Üçlemesi (Roman Trilogy)-Roma’nın Çeşmeleri, Çamları ve  Festivalleri) seçmiş. Dinlemesi de konsantrasyon isteyen bu bölüme yoğun sıcak ve havasızlık ilave olunca, konser sona ermeden salonu terk eden katılımcılardan da destek bularak Pelin’e çıkmayı teklif ettim (İlk kez böyle bir şey yapıyorum.). Bir anda ışık hızıyla salonu terk ettik. Böylece konserin yaklaşık son 10 dakikasını dinleyememiş olduk. O nasıl bir sıcaktı ya? Lütfi Kırdar gibi sayılı salonlarımızdan birine yakışıyor mu?

Konser sonrası taksilere atlayıp evin yolunu tuttuk. Eve vardığımda saat 11:30’u geçiyordu. Ertesi gün işe başlayacağımdan yatağa attım kendimi. Londra’dan ayağımın tozuyla Yuja konserini kaçırmadığım için mutlu bir şekilde uykuya dalmışım.

9 Haziran 2015 Salı

Angie

Angela Hewitt bir Fazioli ile sahne aldı. 5 Haziran 2015, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul
Ta Şubat ayında almıştım müzik festivali biletlerini Şebnem’in sayesinde. İlk konser kardeşim Can’a kısmetmiş. Cuma iş çıkışı son derece sevimsiz ve dengesiz hava koşullarında -minibüse binecektim ama Can’ın ‘taksiye bin’ direktifi üzerine- atladım taksiye, gayet hızlı şekilde Beşiktaş iskeleye vardım. Can almış eline bir keten helva, beni bekliyordu. Hemen Kadıköy iskelesinde beklemekte olan vapura binip üst kısımda yerimizi aldık. İnsanlar yağmurdan ıslanmış olan oturaklardan kuru olanları seçip oturmaya çalışıyordu. Bir amcaya “otuma otumaa!” diye bağırmamıza rağmen güzelce ıslak yere oturdu, tabii oturmasıyla kalkması bir oldu, açık gri kumaş pantolonunun durumunu söylememe gerek yok; ağzımızı kapatarak epeyce güldük.

Kadıköy'e vardığımızda, Can’ın onca mırın kırınına rağmen dilim pizzalarımızı yedik. Öyle ki mekanın sahibi çıkarken korku dolu gözlerle “Beğendi mi?” diye sordu.
Can'la komiklik, şakalar. 43. İstanbul Müzik Festivali,
Angela Hewitt "İspanyol Manzaraları" konseri, 5 Haziran 2015, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul



Süreyya’ya vardığımızda ise, biraz üşütmüş olacağım ki korkunç bir karın ağrısı baş gösterdi. Bir ara konsere girmemeyi bile düşündüm ama Can’a belli etmedim, fuayede biraz oyalandıktan sonra allahtan geçti de, konser öncesi programında yer alan Ersin Antep ile İspanyol kültürü ve müziği üzerine söyleşinin ikinci yarısına katılabildik.

Konser, 43. İstanbul Müzik Festivali'nin beşinci etkinliği. Teması İspanyol manzaraları. Piyanist ise Kanadalı Angela Hewitt. Hemen aklıma Lleyton Hewitt geldi. Neyse, konumuz müzik. 
Angie Taksim'de, 4 Haziran 2015. Angie bu resmin altına özetle şunları yazmış: "Bu İstanbul'a 3. gelişim. Pazar günü burada seçim var ve onlar için önemli bir gün. Oy kullanmak için Amsterdam'dan gelenler bile var. Bugün yarım saat pasaport kuyruğunda bekledim; iyi bir süre olduğu söyleniyor. Birkaç gün önce İstanbul'a gelen Gidon Kremer iki saat beklemiş. İstanbul dünyanın turistik açıdan 5. popüler kentiymiş. Buna inanabiliyorum."
Konser programı bence harikaydı. Scarlatti’yi severim, Isaac Albeniz’e ise bayılırım. Angela Hewitt aslında bir Bach hele! Yani günümüzün önde gelen Bach yorumcuları arasında yer alıyor. E bakıyorum Domenico Scarlatti de Bach ile çağdaş ve ikisi de barok. Öyle olunca ‘Hewitt herhalde Scarlatti’yi en az Bach kadar iyi yorumlar’ diye düşündüm. Öyle de çıktı. Ayrıca tüm konseri ezbere çaldı.

Scarlatti, bir barok dönem bestecisi olmasına rağmen belki de uzun süre İspanyol ve Portekiz kraliyet ailelerinin hizmetinde çalıştığından, İspanyol ruhuna özgü halk müziği özelliklerini eserlerinde güzel hissettirir. Konser programında yer verilen Scarlatti’nin esasen klavsen için bestelediği sonatlar, piyanoya da gayet iyi gidiyor. Yaşamında eserleri fazla basılmamış olan bestecinin sonatları, İspanya dışında ilk kez Viyana’da Carl Czerny (Çerni diye okunur) tarafından yayımlanmış. Hiç şaşırmadım, zira Czerny’nin cin olduğunu biliyorum. Beni de çarptın Czerny. Il Primo Maestro di Pianoforte kitabını bitiremedim hala, sorry miniş.
Angela Hewitt, 5 Haziran 2015, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul
Ve tabii ki Isaac Albeniz’in İspanyol Süiti. Angela Hewitt gerçekten güzel çaldı. İspanyol süitinin, özellikle Asturias bölümünü 20. yüzyıl itibariyle gitaristlerden çok dinledik. Sanki gitar için bestelenmiş sananlar bile olabilir. Ancak Albeniz bu duygu ve tutku dolu süiti esasen solo piyano için yazmıştır. Süitin konserde çalınan bölümlerinden 3. parça Sevilla, Endülüs kenti Sevilla’ya bir övgü niteliğindedir. 5. parça Asturias ise İspanya’nın kuzeyindeki Asturias bölgesinin bir efsanesini melankoli ve ağıt karışımında sunar. Konserde bir de süitin 7. parçası çalındı ki o da çok neşeli çingene danslarını allegro biçimde sunar. Albeniz hep içimi ısıtıyor.

Şurada tanıdık bir tını ile baş başa bırakıyorum sizi. Angie'den bir Asturias performansı bulamadım ama farklı bir piyanistten bir Fazioli ile çalınmış versiyonunu yakaladım:


Dönüşte Kadıköy rıhtıma yürüyüp sarı dolmuşlarla toplam 15 dakikada Beşiktaş’a vardık. Festivale başlamak için güzel bir konserdi. Adamlar barok olsun, çağdaş olsun her dönemde kendi folklorlarından beslenmişler. O yüzden viva Espana!

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Çınar

1 Temmuz’da anneannemi kaybettim. Gece uyanmalarım pek yoktur ama o gün sabaha karşı o kadar huzursuzdum ki aklımdan bir an olsun çıkmıyordu. Ben de uyuyamayacağımı anlayınca kalkıp erkenden işe geldim. Akşam üstü de haberi geldi.

Hayatıma çok şey katmış olan, ruhu hep genç bir çınar, ailemizin en büyüğü ve birleştirici gücü gitti. Gittiği yerde rahat uyusun diye Ahmet Adnan Saygun’un İnci’nin Kitabı’ndan Ninni’yi çaldım. Güzel uyu tatarikom…


18 Ocak 2014 Cumartesi

Saygı

Sabah işe giderken Açık Radyo’da her sesini duyuşumda deliriyorum. Önce bir içim kalkıyor, sonra o ikna edici tonunla kendime geliyorum: "Anadolu halkımızındır." diye bitiriyorsun.

Son son 1,5 sene önce İKSV'nin terasındaki restorana çıkan asansörde karşılaştık, müzik üzerine hasbıhal ettik, çok şıktın. İlk tanışmamız ise Nisan 2010'da NTV’nin eski stüdyolarında oldu. BBC’nin "Life" ("Hayat") belgeselinin seslendirmesi için gelecektin, Özgür'le birlikte çok heyecanlıydık seni izleyeceğimiz için. Seslendirme stüdyolarının havasız oluşundan yakınmışsın, çok haklısın. Kaç bölüm belgesel, hem sıkışık hem havasız ortamda nasıl biter? Ayrıca seslendirme açısından bazı kuralları yıkıyormuşsun, bu açıdan sen seslendirirken hiçbir müdahalede bulunulmama kararı alınmış. Aziz Hoca'nın isabetli yaklaşımı.


İşte geldin, deri koltuğa oturdun tam karşıma, ne konuşsam diye epey kıvrandım, neyse o babacan ve paylaşımcı kişiliğin sayesinde atlattık, tam fotograf çekilirken de gözüne bir şey kaçtı, Özgür'e "Çek bir daha!" dedin.

NTV, CNBCe Stüdyoları, 22 Nisan 2010
Life'da o gün sıra böceklerdeydi; seslendirme asistanı, sen, ben çok garip Latince bir böcek adını "Şöyle mi söylesek, böyle mi dillendirsek?" diye epey kafa yorduk. Sonrasında başladın ve gözlerimi aça aça seni izledim. Minicik stüdyoda yankılanan sesin, hayretli tonlamaların hala kulaklarımda...

Gittiğin yerde huzur içinde, mutlu ol... Sana bu minik ithafımı kabul et, 2010 tarihli çalakalem bir Bach Prelude. Bu klasiği seviyorsun.



2014'ün bu ilk yazısında, seninle tanıştığımız zamana yakınsamak için...