claude monet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
claude monet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2018 Cumartesi

Arkas Koleksiyonuna Post-Empresyonist Bakış

Louis Anquetin, Şemsiyeli Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1891.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Şebnem sabbatical’da. Ayşegül Kütüphanede. Yok öyle değil. Hayır, Black Sabbath’a da katılmadı. 6 aylık kafa izninde gibi düşünebiliriz. Afrika’dan geldi. Greg’le Türkiyemizi karış karış dolaştılar. Aralardaki boşluklarda da koştular. Seneye Büyük GAP Projesi bekliyorum sizden ŞebGr.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezinde 13 Eylül - 6 Kasım tarihleri arasında çok özel bir sergi düzenlendi. Meridyen’den Kristina'dan, serginin küratörü ve Arkas’ın sanat danışmanı Niko Filidis ile özel bir tur teklifi gelince, Şebnem’i de davet ettim.
Karaköy Karabatak. Burada da ortam boşken şerefiyeli masalara 'reservado' ! şeklinde nesneler koyulmasını hiç anlamam. Kim kahveciye giderken rezervasyon yaptırır? Yok öyle bir şey.
Karabatak’ta buluştuk. İki lafın belini kırdık. Şebnem taze kahvesini, ben de klasik olduğu üzere affogatomu hüplettim. Ardından Mimar Sinan’ın yolunu tuttuk.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu. Ortam harika.
20 Ekim 2018, İstanbul.

Saat 17.00’de Bay Niko ile rehberli turumuz başladı. Bay Niko aslında mimar ancak Lucien Arkas ile dostluğu ve işbirliği sonucunda uzun yıllardır Arkas’ın sanat danışmanlığını yaptığını anlattı.
Leon de Smet, Okuma Zamanı - Mahremiyet, tuval üzeri yağlı boya, 1913.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul

Arkas Koleksiyonundan 100’ü aşkın eserin bulunduğu bu seçki, Türkiye’de post-empresyonizm üzerine açılan en kapsamlı sergi.
Tek tek fırça darbeleri ile kaç yılda bitmiştir bu resim?
Post-empresyonizm, adı üzerinde, empresyonist fikirlerden doğmuş bir akım. Empresyonizme (izlenimcilik) adını veren Claude Monet olmuştu biliyorsunuz. Monet, empresyonizmi aslında "İzlenim, gün doğumu” (Impression, soleil levant) adlı 1872 tarihli resmi ile başlatmıştı. 2012 tarihli bu yazımda da değinmişim.
Kitap okuyan kızın elbisesinin deseninin güzelliği...
Empresyonistlere göre sanatçı direkt gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı hislerle kişisel yorumunu ön plana çıkarmalı. Doğa, günün farklı saatlerinde değişik ışıklar altında farklı görünümler alıyor. Empresyonistlerde renk ve ışık ön planda. Post-empresyonizmde ise bu biraz kısıtlayıcı bulunuyor ve yaratım sürecinde yenilikçi bir yaklaşımla sanatçının duygu ve düşünceleri, alt beyni, yani kişisel bakış açısı ön plana geçiyor. Yani 1880’lerin sonu itibarıyla duyguların özgürleştiği ve daha derin bir sembolizmle anlatıldığı bir dönem başlıyor.
Oturduğu koltuktaki tavus kuşu detayları...
Tabii merkezimiz her zamanki gibi Paris. Temsilciler de Paul Cézanne, Paul Gauguin, Georges Seurat, Henri de Toulouse-Lautrec gibi Fransız ressamlar. Ancak içlerinde ayrık bir kimlik var ki o da Hollandalı Vincent van Gogh. Bunların çoğu empresyonist olarak başlayıp sonrasında kendi bireysel yöntem ve yollarını bulmuşlar. Bu grup 20. yüzyıl modern resim trendlerinin, kübizm, fovizm gibi sonraki akımların şekillenmesinde etkili oluyor.
Serginin marka parçalarından Okuma Zamanı tablosunun önündeyiz.
Bay Niko’ya sergideki eserlerin yaklaşık değerini sorduk, serginin sadece sigortasının 40 milyon Euro olduğunu öğrendik. Arkas Koleksiyonu tam 1800 parçadan oluşuyor ve ana üs Lucien Arkas’ın İzmir’deki evi. Ev derken mini şato gibi de düşünebiliriz, 6500 m2. Eserler, toplam 20 yıllık süre zarfında müzayede ve özel koleksiyonlardan toparlanmış.
Pierre-Auguste Renoir, Madame Thurneyssen, tuval üzeri yağlı boya, 1908. Renoir demiş ki 'Bir sabah siyahımız kalmamıştı, yerine lacivert kullandık, işte o an izlenimcilik doğmuştu.'
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Sergiyi gezmeye empresyonizmin babalarından Renoir ile başladık. 1908 tarihli Madame Thurneyssen. Thurneyssens’larla Renoir’lar aile dostuymuş. Renoir, Thurneyssens ailesinin birçok resmini yapmış. Aile güzel insanlardan oluşuyor. Renoir’ın da güzellik anlayışı yuvarlak hatlı hanımlar olduğundan Madamın başka resimlerini de yapmış. Saç ve kıyafetteki pembe çiçekler doğurganlık sembolü olarak yorumlanabilir, kıyafet sıradan ancak Renoir, Madamın bedenine odaklanmamızı istemiş, bilhassa da yüz ve göğüs kısmına.
Henri-Edmond Cross, Bormes'dan Bir Manzara, tuval üzeri yağlı boya, 1907.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Şu resmi çok beğendim. Henri Edmond Cross’un ‘Bormes’dan Bir Manzara’ adlı 1907 tarihli eseri. Uzaktan ve doğru noktadan bakınca 3 boyutlu görünüm yaratan, divizyonist/bölmeci tarzda bir resim. Aslına bakarsanız epey teknik bir olay bu, empresyonistlerden daha zor bu divizyonist/pointilist ressamların işi. Renkleri tek tek fırça darbeleri ile birbirinden ayırıyorsunuz ancak izleyenin gözünde bir bütün olmasını da sağlamanız lazım tabii.
Maximillien Luce, Madame Luce'ün Portresi (Ambroise Bouin), tuval üzeri yağlı boya, 1905.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Ooo tonguçluk akımından bir resim var karşımızda. Her yönden dominant bir insana benziyor. Elleri nispeten zarif.
Frits Thaulow, Montreuil - sur - Mer Değirmenleri, tuval üzeri yağlı boya, 1892.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul

Henri Edmond Cross’un resminden sonra en beğendiğim resim bu oldu. Su, dalga ve ışığın bu kadar güzel bileşimine az rastlanır herhalde. Norveçli ressam Frits Thaulow, Danimarka’da eğitim almış ve o da sonunda bu işin merkezi Paris’e yerleşmiş. Thaulow eskiden bir deniz ressamıymış, o yüzdendir ki su resimlerinde hep başrolde. Monet’nin yakın arkadaşı, Gauguin’in de bacanağı. Vay, ilişkilere bak.
Resimleri yakından inceliyorum. Işıklandırma favorim olmadı maalesef.
MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Ooo, Thaulow'un su resmini her yönden incelemeye almışken objektiflere yakalanmışım.
Louis Anquetin, Su Kenarındaki Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1889. Bu çalışmaların karikatürün yaratılmasında etkili olduğu belirtiliyor. İlk dönem karikatürü olarak ele alınabilir sanırım.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Gelelim benim çok sevdiğim ressamlardan Henri de Toulouse-Lautrec’e. Lautrec aslında Fransız bir kontun oğlu ama akraba evliliğinden ötürü fiziki kusurları var ve Paris’in o tatlı bohemini istediği şekilde yaşayamıyor. Ancak bence biraz da bu nedenle sanatı çok yaratıcı. Louis Anquetin’i ise bu sergiye kadar tanımıyordum. Yukarıdaki ve yazımın girişindeki resimlerini görünce ‘Aa benim Toulouse-Lautrec’imden kopya çekmiş’ demiştim. Amma velakin sonra tarihlere bakınca anladım ki bizim minyon Lautrec, Anquetin’den kopiş… Kont Alphonse’un oğlana bak sen. N’aptın sen Lautrec, evdeki bardak altlıkları bile Lautrec. Derhal onların Anquetin versiyonlarını bulmam gerek. Duyan, bilenler haber versin.
Jacques-Emile Blanche, Andre Gide'in Portresi ya da Andre Gide 21 Yaşında, tuval üzeri yağlı boya, 1890 civarı.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bugüne dek André Gide’in bir tek Dar Kapı kitabını okudum ancak saç, kaş ve bıyıklar iyiymiş André'nin.
Henri Le Sidaner, soldaki resim Suyun Üstündeki Ev (ki burası Bruges'müş), 1906. Sağdaki resim Havuzlu Avlu, Hampton Court Sarayı (Londra), 1908.MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Yine bu sergi vesilesiyle öğrendiğim bir diğer ressam Henri Le Sidaner. Bay Niko’nun söylediğine göre Le Sidaner, genelinde kuşluk vaktinde resim yapmayı seviyormuş, güneş battı batacak. Soldaki Bruges, sağdaki Londra. Birbirleriyle kıyaslanamayacak olsalar da her ikisi de favori şehirlerimden.
Henri Lebasque, Prefailles, Deniz Banyosu Sonrası, tuval üzeri yağlı boya, 1922.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Gelelim başka bir Fransız Anri’ye. Bu da Henri Lebasque. Lebasque ailesiyle gurur duyarmış, genelinde de ailesini resmetmiş. İşte karısı ve çocukları.
Henri Lebasque, Mandolin Çalan Küçük Kız Çocuğu (Marthe Lebasque), tuval üzeri yağlı boya, 1905.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Her iki resmi de neşe dolu. Bay Niko sandalyenin kıvrımları ile kızın bacağının kıvrımlarının uyumuna dikkat etmemizi istedi.
Felix Edouard Vallotton, Mandalina ve Muz Sepeti, tuval üzeri yağlı boya, 1923.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Natürmortlar ne kadar canlı, bana bunlardan bir tane lazım… Sergideki hemen tüm resimler müze camı ile kaplanmış. Önlem amaçlı yapılsa da, bazı eserlerde ışığın konumu nedeniyle çok parlama yapıyordu.
Felix Edouard Vallotton, Güller ve Latin Çiçekleri, tuval üzeri yağlı boya, 1919.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bu resim de natürmort kategorisinde ele alınabilir aslında, modelin neredeyse önemi yok; yastıklar, koltuk şalları ve fon daha ön planda. Eser tam 104 yıllık, buna rağmen turuncuların, kırmızıların, lacivertlerin canlılığı karşısında gözlerim kamaştı. 
Theo van Rsselberghe, Dinlenen Model, Maud, tuval üzeri yağlı boya, 1914.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bay Niko bu eserlere çok iyi bakıyor, belli.
Gaston La Touche, İkizler, kontrplak üzeri yağlı boya, 1890.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Tatlı bir resim daha; ikiz erkek bebeklere anne ve bakıcı tarafından ilgi gösterilirken, küçük kız çocuğu soldan soldan kıskanıyor. Resimdeki dış bahçe ise muhteşem yapılmış bence. Gaston La Touche’dan güzel tuşe. Gaston deyince de aklıma hep Gaston La Gaffe karikatürleri geliyor, neyse ki bu Gaston gaf yapmıyor.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Arkas Koleksiyonuna ilk Türk ressamlardan başlanmış, sonra bakılmış ki bu Türk ressamların hemen hepsi André Lhote’un öğrencisi. ‘Dur biz şu Lhote’a da bir odaklanalım’ deyince, bakın koleksiyona neler katılmış, muhteşem. André Lhote, ülkemizin sanat tarihinde önemli yeri olan bir sanatçı.
Andre Lhote, Oturan Nü, tuval üzeri yağlı boya, 1918. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Lhote’un Paris’teki akademisinde pek çok ünlü Türk ressam eğitim görmüş. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk bunlardan sadece ikisi. Lhote sanatı "form yapmak" olarak tanımlıyormuş. Tabii ki form da geometri ile olur. Buyrunuz kübist örneği Lhote’un elinden yukarıda ve aşağıda.
Andre Lhote, Topluluk ya da Şarkıcının Etrafında, tuval üzeri yağlı boya, 1908. Resimde de dönemin meşhurları var, top sakallı Gauguin. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Serginin teması yeşil. Buna uyumlu şu resmi beğendim. Hollandalı Kees van Dongen’e ait. Bu fovizme örnek olsa gerek. Direkt tüpten çıkmış gibi duran bölümlere dikkat. Fovistlerin temel olaylarından biri bu.
Kees van Dongen, Mücevherli Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1929.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Bana göre hem sert hem de yumuşak etkiler bir arada bu resimde. Güzel. Fovizm adı üstünde vahşilik. Fovistler de Fransız geleneklerini yıkma uğruna bu işlere girişmişler. Baksanıza model üst tabakadan, elbisesi elegan ancak ressamın pek umuru değil, göz çevresi, boyun ve kollarını koltukla aynı renk yeşil yapıyor. Yani ne diyor, ‘siz bu üst tabaka hanımın genel havasına, cazibesine bakın, makro takılın’ diyor.
Jan Sluijters, Şapkalı Kadın Portresi, tuval üzeri yağlı boya, 1911 civarı.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Bir diğer Hollandalı Jan Sluijters’den renk ve formun doruğa çıktığı başka bir çalışma. Bu, ressamın ikinci karısının bir arkadaşıymış, adı Trudi. Trudi’nin şapkasının içi menekşe rengi, gözleri de menekşe.
Şapkasının üzerindeki çiçeklerin rengi göz çevresinde kullanılmış. Saçları ise adeta başka bir çiçek buketi gibi sunulmuş. Muhteşem yeşillikteki ceketin desenleriyle fondaki kırmızılıkların uyumu da dikkat çekici. Müthiş resim. Bir tek o sağ tarafta niçin o kadar gri boşluk bırakmış, onu çözemedim.
Georges Braque, Rom Şişesi, kontrplak üzerine yağlı boya ve kum.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Georges Braque, “sanatta gerçekliğe bir çelme takmadan etki elde edilemez” demiş. Picasso da ona “Jorj bırak bu işleri!” demiş bence. Çünkü Kübizmin babası aslen Georges Braque olmasına rağmen, tanıtım ve promosyonu adeta Picasso’ya bırakmış.
Georges Braque, Siyah Çaydanlıklı Natürmort, tuval üzeri yağlı boya ve kum, 1941-1942.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Sonuçta dışardan gelen Picasso. Gelmiş ve İspanyol neşesi ile almış götürmüş kübizmi evine.
Bu da Bay Niko'nun serginin mühim parçalarının ilk sırasına koyduğu eser. Nokta nokta, emek emek. Achille Lague, Elma ve Portakallı Natürmort, tuval üzeri yağlı boya, 1892. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Bu tura vesile olduğu için Kristina'ya ve bizleri derin bilgileriyle donatan Bay Niko'ya teşekkür ederim. Meridyen ekibi ile tur sonundan bir fotograf.
Tur sonunda üzerimize nur inmiş, Bay Niko da gidiyor.
Sergi girişinden çıkışına kadar denk geldiğimiz tüm Arkas görevlileri nazik ve sanat dostu olduğu belli olan insanlardı. Böyle bir ortamda bulunmaktan ve Türkiye’de böylesi koleksiyonlar yapıldığını öğrenmekten ötürü gururlandım ve mutlu oldum.
Çıkışta karşı salondaki modern sergiye de göz attık. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.


Sergi sonrası hemen arka yoldan Cihangir’e tırmandık. Yol üzerinde birkaç tasarım mağazasına uğradık. Ardından turşu suyu molası verdikten sonra Cihangir’de hoş sohbet yemeğimizi yedik. Sonra mekan değiştirip çaylarımızı yudumladık ve yine aynı yoldan Karaköy’e indik. Arabayı bıraktığım Karaköy İspark Otoparkının orada ayrıldık. Buraya kadar her şey güzel. Ancak otoparktan çıkamadım 22.30’dan 00.30’a kadar. Dışarıdaki trafik, nereden geldiği belli olmayan vale komitesi ve otoparkın hemen dönüşündeki trafik ışıkları nedeniyle otoparkın içinde tam 2 saat bekledik ben ve benim gibi onlarca araç.
Karaköy İspark Çok Katlı Otoparkından çıkış 2 saatte mümkün oldu.
O anlardaki sakinliğim karşısında şu an bile şaşkınım. ‘Neyse ki manzaralı, havadar bir otopark’ diyemiyorum, buna yetkililerin acilen çözüm üretmesi gerekiyor. Normal değil bu durum (Çözüm: Böyle aşırı merkezi konuma yapılan çok katlı otoparkın yıkılması ya da benim hafta sonları araba orucu tutmam).

25 Ekim 2012 Perşembe

I Monet

Monet, Argenteuil Yakınlarında Yürüyüş, 1875
Melih, Monet sergisine gidelim diye önceki hafta da aramıştı, artık bu Cumartesi de motive olmasaydım pes diyecektim kendime. Sütiş’te buluştuk. Sütiş’in durumu nedir öyle ya? Önünde oturma grupları, şallar, bekleyene de tam destek. Bir de minimum continuous pressure yöntemiyle trafik yaratmasa daha iyi olacak ama...

Çizim, resim gurusu Melih’in, Sabancı Müzesi’nin yokuşunu çıkarken, ekspresyonizm ile empresyonizm arasındaki farkları, bu akımların çizim, boyama özelliklerini anlatmaya başlaması çok iyi oldu.

Serginin adı: Monet’nin Bahçesi, aslında önemli bir olay. Empresyonizme (izlenimcilik) adını veren Oscar-Claude Monet'nin (1840-1926), yaşamının son 30 yıllık dönemine ait eserlerden oluşuyor. Piposu, paleti, ve yeşil çok orijinal bir gözlüğü de var. Auguste Renoir imzalı Monet ve eşi Camille portreleri de sergide yer alan eserler arasında.

Serginin girişi, Monet’nin evi, düzenlediği bahçesi, köprüsünün olduğu fotoğraflardan derlenmiş ve girişteki duvarlara yansıtılmış sesli bir projeksiyon ile başlıyor. Sonra pipo, palet, gözlük bölümüne geliyorsunuz ki en çok durduğumuz yer burası oldu. Zira ben bu yaşlı paletin bizim baktığımız noktaya göre ters yerleştirildiğini iddia ettim; bu yerleşime göre Monet’nin solak olması gerekiyordu. Tartışmaya arkamızda duran iki kişiden biri daha aynı şekilde düşündüğünü söylerek katıldı. “Hayır, bir sorun yok.” diyen Melih, koşarak Monet’nin fotograflarının olduğu bölüme gitti ve fırçayı sağ eli ile tuttuğunu söyledi. Bunun üzerine “Küratör hata yapmış.” dedim, arkamda duran kız da “Evet, küratör hata yapmış.” dedi. İçimden “Tek bir camekanda 15 dakika duracaksak buradan çıkamayız herhalde.” diye düşünürken, birden serginin tamamını dolaşmış olduğumuzu fark ettim. Toplam 39 eser gelmiş meğersem. Ama gelen eserler bayağı meşhur eserleri.

Monet, İzlenim: Gündoğumu, 1872
Monet bu empresyonizmi nasıl başlatmış? Aslında "İzlenim, gün doğumu” (Impression, soleil levant) adlı resmi ile başlatmış. Empresyonistlere göre sanatçı direkt gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı hislerle kişisel yorumunu ön plana çıkarmalı. Doğa, günün farklı saatlerinde, değişik ışıklar altında farklı görünümler alıyor; ışık değiştikçe sadece biçimler değil, renkler de değişiyor. Monet, bunu kalın fırça darbeleriyle istediği izlenimi uyandıracak renk ve ışık etkisini yaratarak karşımıza getirmiş. Yani bana göre şöyle özetlenebilir: İlk izlenimi kaçırmamak için fırçasını çabuk kullanmış, ayrıntıdan çok bütünle ilgilenmiş. Misal, yazımın kapak resmi olan “Argenteuil’de Yürüyüş”, çok bilinen eserlerinden biri... Resimde bir kadın, bir erkek ve bir çocuk var. Büyük ihtimalle Argenteuil’de yürüyüşe çıkmış karısı Camille ve oğlu Jean... Ama resimde hiçbir ayrıntı yok.

Monet, gerçek bir çiçek delisi; hayatı bahçe düzenlemesi ile geçiyor. Hatta çocuklarının çiçeklere yaklaşmasına izin vermezmiş, “Gidin başkasının bahçesinde oynayın!” diye kışkışlarmış. Bir dönem de Japon sanatına aşık oluyor ve Japon Köprüsü, bahçesi de buradan doğuyor zaten. Kaynağı da şöyle, acayip hoşuma gitti: Amsterdam’da bulunduğu dönemde (1871) bir restoranda saklama kağıdı olarak kullanılan Japon baskılarını görüyor ve görüş o görüş, aşık oluyor. Bundan sonra da 231 Japon gravüründen oluşan bir koleksiyonu oluyor.

Renoir, Madame Claude Monet (Camille), 1872
Camille, sanatçının esin perisi, modeli ve karısı. Yıllarca birlikte yaşıyorlar ve ilk oğulları Jean Monet’nin doğmasından birkaç yıl sonra evleniyorlar (1870). Monet, evlilikleri boyunca Camille Doncieux’nün birçok portresini yapıyor. Enteresandır, Camille’in ölümünden (1879) sonra evlendiği ikinci karısı Alice’in hiç resmini yapmıyor. Karısının yandaki resmini yakın arkadaşı Auguste Renoir yapmış.
  
42 yaşındayken (1883) Giverny’ye taşınıyor ve sonraki hayatı orada oluşturduğu bahçesi, zambakları, Japon köprüsü ve çevresini resmetmekle geçiyor. Farklı hava koşulları ve günün farklı saatlerinde değişen ışık ve rengi keşfetmek, tutkusu haline geliyor. 1900'lerde katarakt sorunu başlıyor ve o gözlerle 60 kadar resim yapıyor. Bu dönemde, çok sevdiği kırmızı ve maviyi ayırt edemediği gibi nesnelerin kenarlarını da seçemiyor. Renkleri çamurumsu görüyor ve resimlerinde sarı tonlar ağır basıyor. Ameliyat olup görme yetisini kazanınca odönem resimlerine sahip çıkıyor, bir kısmını yeniden boyuyor.

Bu arada Sabancı Müzesi'ndeki Müzedechanga da “Monet Mutfakta Olsaydı” adlı bir etkinlik düzenliyormuş. Salı ve perşembe akşamları Monet'nin Giverny sofralarındaki tariflerinden esinlenerek oluşturulan menüyü tatmak mümkünmüş. Anlaşılan sergi bitmeden dört başı mamur empresyonist olacağız. Sergi 6 Ocak'a dek devam edecek. Aslında bir gün Monet'nin Giverny’deki (Paris’e 80 km) evini ve bahçesini ziyaret etmek çok hoş olabilir. "Güllü Yol"da yürümek istiyorum.

Unutmadan, "Monet’nin paleti ters koyulmuş." konusunda yanıldığımı, sergi sonunda Monet’nin paletli resimlerindeki tutuş şeklini iyice inceleyip anladım. “Sorry curator!”. Ancak başka bir iddiayı kazandım. O da açıklamasına bakmadan “Yelkenli” resminin akşam etkisi mi, gündüz etkisi mi olduğu konusunda idi. Melih gündüz dedi, ben akşam. Akşam etkisi kazandı.

Benim en çok sevdiğim Monet resimlerine gelince... Biri 19., biri 20. yüzyıl...
Monet, Güllü Yol, 1920-1922 ve Pourville Kumsalı, Günbatımı, 1882