11 Mayıs 2018 Cuma

Buenos Aires Existe

David Lamelas, Buenos Aires no existe, Buenos Aires n'existe pas, metal plaka üzerine vernikli boya, 2009.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Buenos Aires’teki ikinci günümüzde şehrin tarihi mahallelerinden San Telmo’ya gitmeye karar verdik. San Telmo, et restoranları, kafeleri, antika dükkanları, tango barları, kolonyal dönem mimarisi ile dolu binaları ve arnavutkaldırımından sokaklarıyla çok hoş bir bölge.
9 Temmuz Bulvarı, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Kentin merkezinde boylu boyunca uzanan, üzerinde bir obelisk de olan 9 Temmuz Bulvarından seferimize başladık. Bu bulvar 140 metrelik genişliğiyle dünyanın en geniş bulvarıymış.
Obelisk buradan da görünüyor. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Yol üzerinde bol miktarda sanat galerisi de vardı.

Bizde askıda ekmek, Arjantin’de askıda muz, e normal tabii…
San Telmo'da bir kasap, aynı zamanda sol tarafı manav. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Latin Amerika ülkelerinin her birinde olduğuna emin olduğum cadde: Bolivar Caddesi.
Ebru, San Telmo'da uzaklara dalmış. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Antikacıya bak, ’20 dakikaya dönüyorum’ demiş, tam Türk işi değil mi ya? E tabii bu memlekette siesta diye bir şey var. ‘Cumaya gittim, dönüyorum’ gibi bir şey, çok güldüm.
San Telmo'da bir antikacı dükkanı. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
San Telmo hoş bir bölge.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.





Daha sonra esas hedefimiz olan tarihi San Telmo Pazarına (Mercado de San Telmo) ulaştık, adres Bolivar 976. Şık bir adres.
Mercado de San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Yerel yiyecek dükkanları, şarküteriler, antikacılar, pılı pırtıcılar, sahaflar ve minik tasarım dükkanları ile dolu bu şirin mekanı dolaştıktan sonra, mekanın tam ortasındaki Coffee Town’ın barına oturduk ve kahvelerimizi söyledik. Organikler dahil çok çeşitte kahveleri var.
Ooo... empanada çeşitleri... Mercado de San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


Bölgeyi beğenince civarda biraz daha gezinmeye karar verdik.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Yol bizi güzel bir parka çıkardı, hatta bir film çekimi vardı yeşillikler içerisinde. Şapkam nasıl?
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Parktan biraz ilerleyince bir Fransız pasajına ulaştık.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Tahmin edilebileceği gibi tasarım atölyeleri, mücevherciler, tekstilciler ve hatıra eşyaları satan dükkanlarla dolu sevimli bir pasaj, birkaç dakika geçirmeye değer.
Fransız Pasajını buldum mu uçarım. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


San Telmo gezimize devam ederken yol üstünde Mafalda heykelleri ile karşılaştık.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Mafalda, Arjantinli karikatürist Quino tarafından yaratılmış Arjantin’in dünyaca meşhur çizgi karakteri.
San Telmo'da Mafalda ile birlikteyiz. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
İlk olarak 1964 yılında haftalık bir dergide yayımlanmaya başlanan Mafalda, Buenos Aires’li hazırcevap tatlı bir kız çocuğu (6 yaşında). Orta sınıfı temsil ediyor ve sosyal, politik konulardaki çıkışları, eleştirileri ve insancıl yaklaşımıyla çok seviliyor, hatta 26 dile çevriliyor. Sonradan çizgi filme çekiliyor ve ayrıca kitabı da yayımlanıyor.
Mafalda ve arkadaşı Susanita ile muhabbetteyim. 4 Nisan 2018, Buenos Aires. 


San Telmo sonrası CCK’ya (Centro Cultural Kirchner) geçtik, buraya Buenos Aires’in AKM’si de diyebiliriz. Konser, tiyatro, sergi ve etkinlik merkezi olarak kullanılıyor. İlk önceleri postaneymiş. Sonra binanın belirli bir bölümü bir dönem Eva Peron ve eşinin ofisi olmuş. 100bin m2’lik devasa mekan, Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın üçüncü en büyük kültür merkezi.
Centro Cultural Kirchner, Buenos Aires.


Şehrin tam merkezinde gümbür gümbür atan bir kalp gibi geldi bana, mottosu şöyle olabilir: “İster sergi gezmeye, ister konsere, isterseniz de yüksek tavanlı şık ortamında mola verip serinlemeye gelin.” Ücretsiz tonlarca etkinlik var, çok ama çok beğendim. Ana salonunun akustiği ise dünya çapında, zaten daha sonra buraya bir tango konseri için geri döneceğiz.
Centro Cultural Kirchner, Buenos Aires.

Yapımı 1908’de başlayıp 20 yıl süren CCK’nın mimarı bir Fransız. 9 katlı binayı yukarıdan başladık gezmeye. Her katta ayrı bir sergi var. Tüm katlara göz atmak yerine ilgimizi çeken Patti Smith sergisi ile Jean Paul Gaultier sergisini gezmeye karar verdik. Ey Patti sen ne büyüksün, burada da buldun beni. Patti Smith, Şubat sonunda bir konser ve şiir-fotoğraf performansı için Buenos Aires’teymiş, kaçırdık.
Les Visitants sergisi kapsamında David Lynch'in oturma odası. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Arjantinli sanatçı Guillermo Kuitca’nın Cartier Vakfı’nın modern sanat koleksiyonunu, Fransız Büyükelçiliği desteğiyle sunduğu Les Visitants adlı sergide Patti Smith’in 40 siyah-beyaz fotoğrafının olduğunu öğrenip derhal 7.kata çıktık. Patti, bunları polaroid ile çekmiş. Koleksiyonda David Lynch’in oturma odası da vardı, süper!
Sonra Fransa’nın yaramaz çocuğu Jean Paul Gaultier’nin “aşk” üstüne kurguladığı, gelin ve damatlık tasarımlarının olduğu kata geçmek üzere asansöre bindik. ‘Jean Paul Gaultier 2. kat’ diyerek düğmeye basarken asansördeki kadınlar -aslında Türkçe konuşmama rağmen, cümlenin öznesine odaklanarak- beni Fransız zannetmiş olacaklar, Fransızca ‘Ay evet biz de o kattan geliyoruz, çok orijinal şeyler var, hem modern hem geleneksel’ filan diyerek konuşmaya başladılar. Hiç bozmadım ‘Ay tabii ki Jean Paul Gaultier’yi görünce kaçmaz dedik biz de. Bir de bekar olduğumuza göre gelinliklere bakmamız şart!’ dedim, hangar gibi asansörde bir kahkaha koptu. Sonra bu hanım teyze ‘Fransızcam için kusura bakmayın, çok iyi değil’ dedi, yine hiç bozmadan ‘Yoo, harika konuşuyorsunuz bence’ dedim, tabii sondaki ‘bence’ önemli. Çok güldüm.
Sergi afişi. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Bu, Jean Paul’ün Arjantin’deki ilk sergisiymiş. Adı ‘Amor es Amor’ yani ‘Aşk aşktır’.
Jean Paul Gaultier, Amor es Amor, 2018. Tüy dikmek her zaman kötü anlamda değil demek ki...
CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Sergide Gaultier’nin 1991-2018 yılları arasında tasarladığı 35 adet gelinlik ve damatlık bulunuyor.
Jean Paul Gaultier, Amor es Amor, 2018. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Modacı bu sergide evliliğin her türlüsüne -heteroseksüel, gay, transseksüel, kültürler arası, ırklar arası- kucak açıyor ve homofobiyi eleştiriyor.
Jean Paul Gaultier, Amor es Amor, 2018. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Üç metrelik düğün pastasının etrafındaki animasyonlu mankenler çok iyiydi. Ortam zaten sessiz, tam siz bakarken birden öpücük atıyorlar, göz kırpıyorlar ya da başlıyorlar konuşmaya ('Sus, sessiz ol' filan diyor bazıları). İlk etapta ne olduğunu anlamayıp korkmuş olsam da yaramaz çocuk Jean Paul Gaultier’nin sergisine bayıldım.
İşte şu arkadaki çizgili tişörtlü adam 'sus, sessiz ol' diyen. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Günü verimli kullanıyoruz, CCK çıkışı birer empanada alıp otobüse bindik, otobüs şoförü ‘kart olmadan asla’ konuşması yapınca birkaç durak sonra indik, taksiye atladık. MALBA’da indik.
MALBA, Buenos Aires.
MALBA ne mi? Bilemediniz, MALBA dondurmacı değil (MALBA’yı ilk duyduğumda aklıma peşmelba geldi çünkü). Uzuncası ‘Museo de Arte Latinoamericano de Buenos Aires’. Latin Amerika Sanatı Müzesi dese de, 20. yüzyıl başından günümüze Latin Amerika sanatını içeren, esasen de modern sanat eserlerinin bulunduğu, 17 yıllık bir müze. Bizim İstanbul Modern gibi denebilir. Gerçi eser sayısı ve çeşitliliği olarak bizimki buna bin basar.
Antonio Berni, Public Demonstration, çuval bezi üstüne yumurta sarısı ve boya karışımı, 1934. Tüm müzede en beğendiğim eser budur. Arjantin'in işçi kesiminin çaresizliğini mükemmel bir şekilde gösteriyor. Protestoculardan biri 'Ekmek ve İş' diye tabela taşıyor. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Müzeye çok kısa göz attıktan sonra ana koleksiyonun rehberli turuna katılmaya karar verdik.
Claudia Andujar, Horizontal 3, kağıt üstüne jelatin gümüş baskı, 1981-1983. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Ama ondan önce müzenin restoranında bir şeyler atıştırmak için bahçeye çıktık. Ortam çok hoş, siparişlerimiz de gayet taze ve lezizdi. Sonra saat 4’teki tura yetiştik.
Rehberin bu nesne ile imtihanı: Iyy bu ne böyle?!?
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Tur İspanyolca idi. Elimden geldiğince Ebru’ya çevirmeye çalıştım. Rehber, üst dudağını oynatmayan elitist tiplerden olduğu için çoğunlukla ağzı kapalı konuştu, sunumunun yarısından biraz fazlasını anlamışımdır. Rehberi alkışlayalım!
Pop art çalışmalar ve ben. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Müzenin sitesinde Botero’lar, Kahlo’lar var diye yazıyor. Ancak tek bir adet Frida Kahlo eseri vardı, sıfır adet de Fernando Botero. Bu açıdan hayal kırıklığı oldu. Tur sonrası kat görevlisine ‘Botero’lar nerede acaba’ diye sorduğumda, müze koleksiyonunda sadece bir tane Botero bulunduğunu, onun da mevcutta sergilenmediğini söyledi. Skandal, MAL-BA’yı da alkışlayalım!
Frida Kahlo, Maymun ve Papağanla Oto Portre, fiber levha üzerine yağlı boya, 1942.
Koskoca müzede tek bir Frida Kahlo varsa, benim de bıyığım var o zaman! MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Neyse bir Diego Rivera'ya rastladım, biraz affettim MALBA'yı. Diego, Frida'nın kocası biliyorsunuz. Çalkantılı aşklarıyla da tanınıyorlar. Bu çiftin 25 yıl boyunca yaptıkları resimler evlilikleri hakkında da çok sayıda ipucu içeriyor. Frida, Diego ile evlendiğinde Kahlo'nun ailesi Diego'yu "fil", Kahlo'yu da "güvercin" olarak nitelemişti. Rivera, Mayaların duvar resmi geleneğini yeniden canlandıran yaşça büyük ünlü bir ressamdı. Kahlo ise daha genç, hayalperestti.
Diego Rivera, Sir Ramon Gomez de La Serna'nın Portresi, tuval üstüne yağlı boya, 1915.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Nicolas Garcia Uriburu'nun aşağıdaki manifestosunu enteresan buldum. 2016'da vefat eden Uriburu, hem modern sanat alanında işler vermiş, hem de bir ekolojist ve özellikle suların kirlenmesi gibi çevresel konulara eğilmiş. O yüzden de hep suyu boyamış. Karısıyla birlikte Paris'e yerleşmiş, sanırım o yüzden manifestosunda Fransız dilini tercih etmiş. Aşağıdakilere ekolojik sanat diyebiliriz sanırım.
Nicolas Garcia Uriburu, Manifesto, kağıt üzerine serigrafi, 1973. Uriburu'nun imzasını beğendim.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Ana koleksiyonu gezdikten sonra Arjantinli sanatçı David Lamelas’ın ‘Con Vida Propia’ (Kendi Yaşamı İle) adlı sergisine göz attık. 1946 doğumlu Lamelas, kavramsal sanatla uğraşan biri, heykelleri de var filmleri de.
David Lamelas, El Super Elastico, boyanmış MDF, 1965. Bu çalışma hem heykel, hem nesne, hem de bir ortam olabilir. Pop art bir tarafı da var. Lamelas, bu çalışmada Plastic Man adlı bir süper kahramandan esinlenmiş. Plastic Man formları esnetip istediği şekilleri verebiliyormuş. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
İşleri avangart kokuyordu. Bu sergideki çalışmaları, özellikle de aşağıdaki fotoğraftakini MALBA’nın ana koleksiyonundan daha çok beğendim. Bunun hikayesi şöyle: Ünlü ve bence çok büyük Fransız ressam Marcel Duchamp, kısa süreli olarak Buenos Aires'te yaşamış. Bir arkadaşına yazdığı mektupta Buenos Aires'i 'var olmayan şehir' olarak betimlemiş ve her ne kadar Paris'e benzese de Buenos Aires'in burjuvasının zevksizliğinden dem vurmuş. David Lamelas da buradan hareketle Paris ve Buenos Aires'in (1918 yılındaki) cadde isimlerinin yazdığı tabelalarının tarzının aynı olduğunu görmüş. Marcel Duchamp'a saygı duruşunda bulunmak için de iki tabela tasarlamış. Birinde Fransızca, diğerinde İspanyolca olmak üzere iki tabelaya da 'Buenos Aires yoktur' yazmış. René Magritte de bir resminde bir pipo yapmıştı altına da 'Bu bir pipo değildir' yazmıştı ya, o hesap.
David Lamelas, Buenos Aires no existe, Buenos Aires n'existe pas, metal plaka üzerine vernikli boya, 2009.
 Buenos Aires yoksa ben de yoğum. Ben de burada bir enstalasyon yarattım, plaketimi isterim.
 MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Bu da İspanyolcası. David Lamelas ayrıca, 1968'de ölmüş olan Marcel Duchamp'a, Buenos Aires'in var olduğunu bir mektupla 2009 yılında bildirmiş.
Sevgili Marcel Duchamp, Buenos Aires vardır. Samimi duygularımla, David Lamelas.
Plaka İspanyolca, altındaki mektup Fransızca. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


Saat 5,5 civarı müzeden çıktık ve yakınlardaki Japon Bahçesine gitmeye karar verdik.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Vardığımızda kapıdaki Japoniçe akrabam, bahçenin 6’da kapandığını söyledi ancak yine de biletleri alıp girdik.
Japon Bahçesi, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


İçeride hasidikler haricinde kimsecikler kalmamıştı.
Ooo Japon baluklaru... Japon Bahçesi, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

























Beş çayı geçti, Japon çay seremonisine buyurun...
Hoş geldinizzz... Birazdan zincirleri 'hayyttt' diye kırıp sizi çay seremonisine alacağım.
Japon Bahçesi, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Çıkışta bahçenin mağazasından alışveriş yapabiliyorsunuz, bonzai mi alsaydık acaba?
Japon Bahçesi'nin çıkışındaki mağaza önü. Güle güle yine bekleriz Ebrusan. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Bu arada müzeden bahçeye giden yollardaki sokak ve bahçeler belki de Japon Bahçesinden daha güzeldi.
MALBA'dan Japon Bahçesi'ne yürüken. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Günü güzel bir konserle kapatmak istediğimizden bir taksiye atlayıp bir gün önce Teatro Colon'daki rehberin önerdiği Teatro Coliseo'ya gittik ve İtalyan tenor Vincenzo Costanzo'lu gala konserine biletlerimizi aldık.

Sırada El Ateneo Grand Splendid var. Tabanlara kuvvet, hava kararırken mekana vardık. Burası tiyatrodan müzik ve kitabevine çevrilmiş muhteşem güzellikte bir mekan. 1919’da açılan binanın ilk adı Teatro Gran Splendid. Bin kişilik bu tiyatro ve performans merkezi önce sinemaya çevriliyor, 2000 yılında da kitabevine. Tiyatronun localarında oturup kitabınızı okuyabiliyorsunuz, muazzam bir yer. İtalyan freskleri halen duruyor. Dünyanın en güzel kitapçısı olabilir bence, The Guardian dünyanın en iyi 10 kitabevi sıralamasında 2. sırada yer vermiş El Ateneo’ya. The Guardian 2 dediyse onu 1 olarak algılayabiliriz, zira kesin Avrupalı bir kitabevine torpil geçmiştir.
Kitabevinin ortamına ve tavan fresklerine bittim. Perdenin olduğu bölümün arkası da kafe-restoran.
El Ateneo Grand Splendid, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


Bu arada Buenos Aires’te gerek normal gerekse de sahaf şeklinde o kadar çok kitabevi ile karşılaştık ki, demek ki bu memleket bizim gibi değil, halen okuyor, kitap satın alıyor. Merak edip konuyu araştırdım ve Buenos Aires bu konuda gerçekten önde geliyormuş. Dünya Kentleri Kültür Forumu'nun araştırmasına göre; Buenos Aires, dünyada kişi başına düşen kitabevi sayısı en yüksek şehirmiş. Hatta bazı uzmanlar, ülkenin okuma sevgisini, psikanaliz ile ilgili takıntısına da bağlıyorlar. Çünkü Arjantin dünyada psikolog sayısı en fazla olan ülkeymiş aynı zamanda. Deniyor ki “Psikanaliz, okumak ve sanat birbirine bağlıdır çünkü hepsi kişiliğin derinliklerini sorgular. Hem edebiyat hem de psikanaliz “kelime” ile çalışır. Bu da Arjantinlileri ideal okur yapıyor.”

Enteresan buldum, ancak bünyeme de iyi geldi. Paranızın değeri dünya paralarının çok altında olabilir, ülkeniz nice diktatörlük ve ekonomik darboğazdan geçmiş olabilir ama siz yine de kitapçınızdan kitap alır, okursunuz ve kendinizi daha iyi bilirsiniz. Doğru yöntem. Arjantin, çok jantisin.

Konserimiz 20:30'da, arada atıştıracak vaktimiz de var. Kitabevinden konser alanına dönüp yan sokaktaki restorana oturduk. Yerel bir mekan, tonton garson 'iyi akşamlar kızlar' diyerek bizi karşıladı. Fesleğenli mozarellalı salatanın yanında soğanlı bir empanada denedim, çok lezzetliydi. Konser var ama merak etmeyin soğan çok iyi pişmiş. Bu arada mekandakilerin yüzde doksanı meğer konser için gelmişler. Hepsi saat 20:30'a doğru hemen yan taraftaki salona geçtiler, ne şıklardı, tabii gala şıklığı. Biz ise sabahtan beri aynı kıyafetlerle olsak da turiste göre fena sayılmazdık. 
Yerimiz süpermen köşesindeydi ya da superpullman.
Ooo bilet fiyatına odaklanalım, 1700 dolar. 'Nasıl yani?' dediğinizi duyar gibiyim. Evet konser bileti 1700 dolar. Şaka şaka! Bu memlekette peso para birimini dolar işaretiyle gösteriyorlar, ne menem bir şey anlamadım, doğrusu anlamak da istemiyorum, çünkü iş hoşlanmadığım yerlere çıkacak. Bazı yerler de AR$ şeklinde de yazıyorlar. Neyse söz konusu 1700 dolar, 78 Amerikan Dolarına tekabül ediyor. Böyle güzel salonda böyle bir gala konseri için normal.

Burası 20. yüzyıl başında sirkmiş. Öncesinde ise (19. yüzyıl sonlarında) buz pateni ringiymiş. 1907 itibarıyla opera salonuna dönüşüp açılışı Tosca ile yapılmış. 1937'de İtalyan Hükümeti, elçilik binası olarak ve İtalyan komünitesi ile ilgili oluşumlar için kullanmak üzere Coliseo'yu satın alıp yeniden inşa etmeye başlamış. Ekonomik sorunlardan ötürü binanın yapımı ancak 1959'da bitmiş. Yani burası esasen bir İtalyan evi, mevcut durumda da İtalyan Hükümetinin malı. Salon 1757 kişi kapasiteli.
Konserin ilk bölümünde kulağım zaten duymuştu sorunu, nitekim konser arasında piyano akort edildi. Ne de olsa Akdeniz kanı var, ihmal mi edildi anlamadım. Teatro Coliseo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires
Yerimiz ikinci balkonda süper konumdaydı. Konser tek kelimeyle harikaydı, gerçek bir İtalyan gecesiydi. Önceki yazımda da bahsetmiştim, Arjantin'de klasik müzik, opera sezonu Nisan başı gibi açılıyor. Bu konser Teatro Coliseo'nun 1987'den beri düzenlediği geleneksel Nuova Harmonia konserlerinin (32.si) 2018 yılı açılış konseriydi. Bir de galaya denk geldik, iyi mi? Teatro Coliseo, Nuova Harmonia kapsamında her yıl 10 konser düzenliyor ve alanında en iyi yerel ve uluslararası orkestraları, baleleri ve solistleri ağırlıyor. Nuova Harmonia'nın bu yılki 10 konserinin 5'i aynı zamanda ITALIA XXI konserler dizisi. Bu diziyi halktan gelen yoğun talep doğrultusunda İtalya-Arjantin kültür ve gönül bağını vurgulamak için düzenlemişler, 2019 yılında da sürdüreceklermiş.
Bu fotograflar direkt bizim konserden. Vincenzo gördüğüm en sempatik tenorlardan biri.
Teatro Coliseo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires


Konser programını çok beğendim, büyük operalardan bilinen aryalar ve ayrıca napolitenler. Konserde parça aralarında, İtalyan piyanist Giovanni Auletta parçaların hikayelerini İspanyolca anlattı, arada bazı kelimelerde takıldı, esprili anlar oldu. Tenor Vincenzo Costanzo ise hiç konuşmadı, piyanist aynı zamanda müzikolog olunca konuşma işini ona bıraktı diye düşünüyorum. Zaten muhteşem sesi yetti de arttı bile. Bu arada her ikisi de Napolili. Napoliten şarkıların bu kadar iyi icrasını ancak iki Napolili yapabilirdi tabii.

Neyi hatırladım bak şimdi? TRT Radyosunun Çoksesli Gençlik Korolarının sınavını Santa Lucia ile geçmiştim. Bak ben de bir napoliten seçmişim, yok ya ben değil, piyano öğretmenim seçmişti, güzel seçmiş, teşekkür ederim. Konserin kapanış parçası olan başka bir napolitenle kapatayım: Volare, ooo oo... Cantare, ohohoho... Nel blu degli occhi tuoi blu... Felice di stare quaggiù...

3 Mayıs 2018 Perşembe

Güzel Havalarda Buenos Aires

La Boca, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
Şubat ayının sonunda vücudumda pembe benekler çıkmaya başladı, benekler de kaşıntıları da giderek arttı ve göz kapaklarım dahil tüm vücudumu sardı. Üç hafta sonunda baktım geçmiyor, doktora gitmek durumunda kaldım ve doktordan “Sana ya da başkasına bir zararı yok ama 3-4 ay sürecek, kafayı biraz boşaltsan iyi olur.” cevabını aldım. Bunun üzerine bir tatil planlamaya karar verdim ve dümeni Latin Amerika’ya çevirdim. Aslında Mayısta Ebru’yla İbiza planımız vardı ama o da takvimini erkene çekip ‘uzaklara varım’ deyince ilk durağımız Buenos Aires oldu.
Buenos Aires


Arjantin’in başkenti Buenos Aires (İspanyolca Güzel Havalar), çiçek gibi bir liman şehri. Geniş bulvarları, yeşil alanları, rahat ulaşımıyla tam bir Avrupa kenti kıvamında. Kolonyal mimarinin de harika örnekleriyle dolu. İspanyol sömürgecilerin Güzel Havalar ismini verdiği şehir, dünyanın çeşitli yerlerinden insanların kaçış noktası olmuş. Çoğunluk İtalyan ve İspanyol kökenli. Bunu da şehirde hissedebiliyorsunuz zaten. Yalnız şehirdeki inşaat çalışmaları beni benden aldı. Biri tüm dünyadaki inşaatlara dur diyebilir mi? Hatta şu andaki Papa desin, nasıl olsa Arjantinli. Papa don't preach!
La Boca'ya varıyoruz. Buenos Aires'te otobüsler ve iş makinaları Mercedes marka. Kamyon, otobüs ve iş makinalarını sevdiğim için bu durum hoşuma gitti. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.

Biz de gayet güzel havalarda Buenos Aires’teydik. İlk durağımız Buenos Aires’in ünlü semtlerinden La Boca. Boca deyince akla futbol ve de tango gelir. Boca, ‘ağız’ demek. Matanza/Riachuelo Nehrinin, genişliği 220 kilometreye çıkan dünyanın en geniş nehri Rio De La Plata’ya döküldüğü yer olduğu için bu isim verilmiş. 16. yüzyılda kurulmuş en eski yerleşim ve liman bölgesi olan La Boca, Buenos Aires’in temellerini oluşturuyor.
La Boca'da bir Diego Maradona, isteyenler para verip foto çektiriyor. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
Maradona’nın oynadığı Boca Juniors takımının ünlü La Bombonera Stadı burada. Boca Juniors, işçi kesiminin takımı yani tam bir halk takımı. Arjantin’de takım taraftarlığı ana rahminde başlıyor, dolayısıyla taraftarlık genetik diyebiliriz ve kökeniniz hakkında da bilgi veriyor.

Boca Juniors'ın ilk renkleri siyah beyazmış. Ancak bu renklere sahip bir takım daha varmış. 1906’da Boca Juniors ile Nottingham de Almagro karşı karşıya gelmiş, kazanan siyah beyaz renkleri alacakmış. Boca, maçı kaybetmiş ve renklerini Nottingham’a kaptırmış. Sonra takımın kurucuları yeni renk arayışına girmişler. Serde denizcilik var tabii, limana ilk giren geminin renklerini kullanmaya karar vermişler. İlk giren gemi de İsveç gemisi olunca takımın renkleri o günden beri sarı lacivert olmuş.
Buenos Aires'in sokak sanatı aşırı gelişmiş. Duvar resimlerine bayıldım. La Boca, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
La Boca’nın Caminito Caddesindeyiz. Ortam son derece canlı.
Ortası avlu olan bir sanat merkezine giriyoruz. La Boca, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Göçmenliğin renklerinin ve hareketinin, evlerin dış cephelerine de yansıdığını görüyoruz.
Ressamı çaktırmadan çekerim, aferin bana. "Hepsi senin mi teyze?" diye soruyorum. "Evet" diyor.
La Boca, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
Arjantin'deki ilk empanadamızı (börek denebilir) ise Caminito sokaklarında gezinirken Quilmes birası eşliğinde tadıyoruz.
Caminito, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
Beneklerim Güzel Havalar'ı görünce daha ilk günden azalmaya, solmaya başladı. Sevindim.
Caminito'da bir şekerlemecinin önü. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
La Boca gezintisinden sonra Paris'teki Le Pere Lachaise kadar ünlü La Recoleta Mezarlığı'na geçiyoruz. Başta Eva Peron olmak üzere birçok tanınmış Arjantinlinin bulunduğu Recoleta'da ilginç hikayeler var.
Recoleta Bölgesindeki La Recoleta Mezarlığı, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Arjantin'in efsane first lady'si María Eva Duarte de Perón sadece 33 yıllık hayatına çok şey sığdırmış ve halkının sevgilisi olmuş. Halen de öyle. Arjantin’in kırsalında yokluk içinde büyüyen Eva, 15 yaşındayken oyuncu olmak üzere Buenos Aires’e gelir. Birkaç yıl sonra Albay Juan Domingo Peron’la tanışır. Sonra evlenirler ve bir yıl sonra da eşi devlet başkanı seçilir.
Eva Peron'un da yattığı, Duarte Ailesi mezarlığı. La Recoleta, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.
Evita, kadın hakları, işçi sendikalarının örgütlenmesi gibi birçok önemli konuda çalışır. Fakir halka yiyecek, para ve ilaç yardımında bulunur; okul, hastane gibi yapıların kurulmasını sağlar. Evita'nın kendine has stili, giyim tarzı da efsaneleşir.
La Recoleta Mezarlığı, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Arjantin'in 2007-2015 yılları arasındaki devlet başkanı da bir kadındı: Cristina Fernandez de Kirchner. O dönem, o ve Eva Peron arasında sık sık karşılaştırmalar yapılıyormuş. Ama onun da en az Evita kadar havalı olduğu kesin.

La Recoleta'da bazı mezarlar çok bakımlı, bazıları ise dökülüyor. Ailesinden geriye kimse kalmayanlarda durum böyle oluyormuş maalesef. Ölsen de her şey para elbette.
Ezcümle, La Recoleta son derece estetik bir mezarlık. Bu mezarlıkta belli ki köpeğini çok seven genç bir kızın naaşı yatıyor. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Tabii saat olmuş geç, karnımız acıktı. Turistik olmayan bir mekan arayışımız da başarıyla sonuçlandı ve Arjantin stili pizzalar ve empanadalar yapan Güerrin'e gittik. Pizzalar bol domatesli, bol peynirli ve kalın hamurlu. Empanadalar ise İspanya'da yediklerim dahil şu zamana kadarki favorim.
Güerrin'de pizza ve empanada partisi verdik. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Nasıl kalabalık, nasıl kalabalık, kuyruk var. Olsun hızlı ilerliyor. Birer empanada ve birer dilim de pizza aldık, başladık ayak üstü hüpletmeye. Yağlı, ballı ama çok lezizdi.
Of of of, bunlara dayanılmaz, yenir. Güerrin, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.





Tabii bu yemeğin üstüne derhal kahve ihtiyacı hasıl oldu. Seyahat ettiğim şehirlerde, sezondaysa mutlaka bir opera izlediğimden, Latin Amerika'nın en büyük opera salonu Teatro Colon'u önceden araştırmıştım. Bir ihtimal bir oyun bulabilir miyiz düşüncesiyle Colon taraflarına yürüdük.

Zinhar İngilizce bilmeyen bir kahvecide, yarım İspanyolcamla siparişi vermeyi başardım, harikalar yaratmış da olabilirim. Benim kahve siparişleri de bir garip tabii: 'aman deyim kahvesi az olsun, orası öyle olsun, burası şöyle olsun, ayrıca alıp çıkacağız amca, ona göre düşün'. Ardından kahvelerimizi alıp Colon'un önündeki yeşilliğe oturduk. Burası tam da Buenos Aires'in kalbi. Kahve iyi geldi ama.
Teatro Colon'un önündeki yeşil alan, nota sehpalarından oluşan bir enstalasyona konu olmuş, çok da güzel olmuş. Sol fotograftaki ayrıntıyı görebilenler bana ayrıca ulaşsın. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Teatro Colon'da ana sezonun bir hafta sonra başladığını üzülerek öğrenince, en azından içeriye göz atabilmek adına salonun rehberli turuna katılmaya karar verdik. Biletleri alıp içeri girdiğimizde bizi karşılayan rehber 'Valla ben İspanyolca anlatırım' dedi, neyse sonra vazgeçti ama genel olarak isteksiz bir arkadaştı ancak sorularla biraz açıldı ve gülümsemeye başladı diye düşünüyorum. "Arjantinli kardeş kaç mil aşıp geldik biz bu Colon'a sen biliyor musun, gerrry daha çok anlat, daha çok!" Neyse, çıkarken sorduğum "Buenos Aires'te Teatro Colon dışında klasik müzik venüsü neresi var?" soruma verdiği doyurucu yanıtlardan ötürü affettim onu.
Bu salonda bir oyun izlemek çok güzel olurdu, artık başka sefere. Teatro Colon, Buenos Aires.


Bu salon, Milano, Paris, New York ve Londra Operalarıyla yarışıyor ve akustikte dünyada ilk beşte. Arjantin'de opera 'ne alaka' diyebilirsiniz ancak ülkeye 20. yüzyıl başındaki Batılı göçlerinin etkisiyle opera ve sanat ciddi şekilde gelişmiş. Teatro Colon'un ilk açılışı 1857, ancak 1888 itibarıyla tekrar inşaata girişilerek 1908'de Verdi'nin Aida'sı ile son açılışı yapılmış. Bu memleketin neredeyse yüzde altmışı İtalyan kökenli olduğuna göre güzel seçim.
Ana salonu ışıklar kapalıyken görebildik, daha ziyade KÖREBİLDİK denebilir. 'Işıkçılar test yapıyor' dendi ama saçma. Test yapıyorsa açıverir ışıkları, al sana test, bence yalan dolan. Ne de olsa Akdenizli kanı karışmış bu memlekete.
Teatro Colon, 3 Nisan 2018, Buenos Aires.


Teatro Colon at nalı şeklinde tasarlanmış, bunun da akustikte ciddi katkı sağladığı biliniyor zaten. Mimari projesine ve kullanılan malzemelere epey emek ve para harcanmış, mermerler İtalya ve Portekiz'den özel getirilmiş. Hele de altınlarla kaplı olan fuaye odalarından biri oldukça ihtişamlı. Bu salon kimleri ağırlamamış ki: Karajan'lar, Baremboim'ler, Pavarotti'ler, Domingo'lar, Callas'lar, Toscanini'ler...
Dulce de leche. Çıldırıyorlar bunun için.
Opera çıkışı otelimizde biraz dinlenip Arjantin'in alameti farikası alfajores yemek için meşhur Cafe Tortoni'ye gittik. Alfajoresin içinde 'dulce de leche' denilen bir çeşit karamel var: Altlı üstlü iki kurabiye arasına dulce de leche ve hindistan cevizi ile pastacı kreması eklenmiş olan sandviç şeklinde bir tatlı. Bayılmadım. Sandviçin çikolata kaplı versiyonları da var. Onlar daha iyi.

Bu memlekette tatlı çok seviliyor. Dulce de leche'yi her türlü atıştırmalığın içinde kullanıyorlar. Dondurması ve likörü bile var. Kahvaltıda ise reçel yerine tüketiyorlar. O yüzden tatlı memleket herhalde bu Arjantin. Tamam, kötü espri...
Cafe Tortoni 1858 yılında Fransız bir göçmen tarafından kurulmuş güzel bir kafe, hizmet kalitesi de iyi. Masada Ebru'yla paylaştığımız dev alfa duruyor. 3 Nisan 2018, Buenos Aires.

1 Mart 2018 Perşembe

Hayvan Çiftliği

Hayvan Çiftliği, Kumbaracı50 ve Altıdan Sonra Tiyatro, 12 Şubat 2018, ENKA Oditoryum, İstanbul.


Son aylarda güzel oyunlar izledim. Sırasıyla neler vardı diye düşündüğümde; Moda Sahnesi’nin Shakespeare oyunları Fırtına ve En Kısa Gecenin Rüyası, Tennessee Williams’ın Arzu Tramvayı, George Orwell’in Hayvan Çiftliği ve Ali Poyrazoğlu’nun Tamamla Bizi Ey Aşk’ı. ‘Yoğunluk’ sözcüğünü sevmem ancak gerçekten de yazmaya vaktim olmadı son zamanda.

Bu beşli içerisinde bir sıralama yapmam gerekirse, George Orwell hayranlığımın ve metnin her daim güncel oluşunun etkisiyle ilk sırayı Hayvan Çiftliği alıyor. İki numara, kült Arzu Tramvayı: Hira Tekindor’un rejisi başarılı, haksızlığa uğradığını düşünüyorum Haluk Bilginer çekişmesinde. Ayrıca bu oyunda Zerrin Tekindor bence devleşmiş, sanki olanların etkisiyle daha da bir güzel oynuyor. Üç numarayı ise Moda Sahnesi’nin iki oyunu paylaşıyor. Moda Sahnesi’nin işlerini daima özgün buluyorum, bu iki Shakespeare oyununda da yine harika rejiler ve sahne anlayışı söz konusu; belki gidersiniz, şimdiden tüyo vermeyim.

Oyun afişini beğendim. Sanırım şu temadan esinlenilmiş: Domuzlar, başta yumurta olmak üzere ne kadar faydalı şey varsa kendilerine ayırıyor, diğer hayvanlara vermiyor, hatta satıp nakde çeviriyor. Afiş tasarımı: Önder Sakıp Dündar.
Bugün bir numaradaki Hayvan Çiftliği’nden bahsedeceğim. Hayvan Çiftliği, İngiliz yazar George Orwell’in (1903-1950) sayısız kez sahneye ve sinemaya uyarlanan ölümsüz romanlarından biri. Müthiş bir taşlama ve politik hiciv örneği olan bu yapıt, bana göre yüzyıl da geçse güncelliğini yitirmeyecek. Yazıldığı 1945 yılı öncesi ve sonrasıyla düşünüldüğünde, Hayvan Çiftliği esasen bir komünizm eleştirisidir.
Zeki domuzlar iş başında, diğer hayvanları kandırmakla meşgul.
Hayvan Çiftliği, Kumbaracı50 ve Altıdan Sonra Tiyatro, 12 Şubat 2018, ENKA Oditoryum, İstanbul.
Hikayenin kahramanları tahmin edileceği üzere çiftlik hayvanları. Bunlar birleşir ve çiftlik sahibi içkici Bay Jones’u devirerek çiftliğin idaresini ele geçirirler. Bu bir hayvan devrimidir. Amaçları daha iyi ve eşit bir sistem kurmaktır. Çiftliğin en akıllısı olan domuzlar liderliği ele alır. Ancak sonunda insandan daha baskıcı ve zalim bir yönetim kurarlar. Netice ise yine eşitsizlik ve ayrışma olmuştur.

Orwell’in kendi dönemi çerçevesinde eleştirdiği kişi Stalin’dir ve romandaki Domuz Napoleon, Stalin’i simgeler. Hal böyle olunca çiftlikteki diğer domuzlar da bürokrasiyi temsil eder. Bu durumda Bay Jones’un çiftliği de Kremlin oluyor. Çiftlikteki domuzlar daima kendilerine yontar, lüks ve bolluk içinde diğer hayvanları sömürerek yaşarlar. O kadar ki, hayvanlar yatakta yatmayacak diye kendi koydukları kuralı dahi deler, diğer hayvanları haklılıklarına inandırır, Jones’un çiftlik evine bir güzel yerleşirler.
Hayvan Çiftliği, Kumbaracı50 ve Altıdan Sonra Tiyatro, 12 Şubat 2018, ENKA Oditoryum, İstanbul.

Yani neymiş? Devrimler kendi ilkelerini çiğ çiğ yer, sonra da ‘Yok öyle bi şey yeavvrum’ dermiş. Ne kadar güncel değil mi? Ne diyor rahmetli anneannemin deyişiyle ‘doğuzlar’: ‘Bütün hayvanlar eşittir ama bazı hayvanlar diğerlerine göre daha eşittir.’ Demek ki neymiş? Gücü ele geçiren kendinden korksunmuş. İşte bu! Ah bu güç yok mu, gücü ele geçirene insanlık, merhamet ve adalet aşısını her çeyrekte vurmak lazım. 

Roman böyleyken böyle. İşte, Kumbaracı50 ve Altıdan Sonra Tiyatroları birleşmiş ve ortak bir yapımla Hayvan Çiftliği’ni sahnelemişler. Benim çok ama çok hoşuma gitti. Dekor son derece zekice düşünülmüş, hayvanlar arası hiyerarşiyi de yansıtması anlamında, inşaat iskelesi tarzında kat kat platformdan oluşan bir çiftlik dekoru. Bir anlatıcı var ki aynı zamanda Bay Jones’u ve hikayedeki diğer insan karakterlerini canlandırıyor, 14 de oyuncu/hayvan var. Eşek, köpek, kedi, at, keçi, tavuk, koyun, karga ve elbette domuzlar.
Bıdık tavuklar, domuzlar dinlenirken çalışıyor ama yine karınları doymuyor, yine telef oluyorlar.


Anlatıcı Murat Kapu hikayeyi güzel verdi; sadece anlatıcı değildi, perküsyonculuk da yaptı. Hayvanları canlandıran oyuncuların tamamının hastası oldum. Tavuklar favorim, tavukların o bıkbık bir öne bir arkaya kafa hareketini ve anlamsız bakışlarını muhteşem yaptılar. Kediyi canlandıran oyuncu da diğer favorim, gerçek bir kedi var sanabilirdiniz, o kadar iyiydi. Atlara ne demeli, kişnemeleri burundan burundan konuşmaları harika etki yarattı.

Tabii bu noktada kostüm ve makyajın etkisi yadsınmamalı. Modern ve minimalistik olduğu kadar kararındaydı da. On numara beş yıldız. 
Bitiş selamından bir kare.
Hayvan Çiftliği, Kumbaracı50 ve Altıdan Sonra Tiyatro, 12 Şubat 2018, ENKA Oditoryum, İstanbul.
Diğer yandan hayvanların hareket düzeni, dansları, hep birlikte tuttukları ritimlerin ahengi, söyledikleri şarkılar, çok uzun bir çalışmanın ürünü belli ki. Burada klasik tiyatro oyunculuğunun ötesinde bir emek var. Bir kere 2,5 saat boyunca, karın içerde sırt kambur domuzluk yapmak, hadi fiziksel olarak dayandın, bir yandan yüksek platformlara tırmanırken bir yandan şarkı söylemek, diğer yandan da ritim tutmak ve de nefes nefese kalmadan söyleyeceğini söylemek çok zor bir iş. 

Eve dönüş. Can hayırdır, el elde baş başta?
Oyuna Can’la gittik. Bizde yemek yedik, sonra yakıncacık Enka’ya çufçufladık. Güç bela park ettikten sonra salondaki yerimizi aldık. Son kalan 2 bileti almıştım ve yerden ümitli değildim ancak gayet iyi çıktı. 

Can oyunun kaç perde ve saat olduğunu sorup cevabı ‘2 perde, 150 dakika’ olarak alınca, ‘O zaman uçaktaki gibi ayakkabıları çıkarıp ayahlarımızı uzatabiliriz bence.’ diye konuya giriş yaptı. Şükür ki o ayahlar dışarı çıkmadı.

Oyun distopik, ister gül ister ağla. Biz gülmeyi tercih ettik. Tavuklar beni öldürdü ya of!

Baştan söyleyim, ‘Ay benim başım şişer gürültüden, 2,5 saat de çok uzun’ diyenler hiç denemesin. Şu anda bir distopyada yaşadığımıza inananlar ve yıllar öncesinin metninin güncelliğine inanamayacak olanlar ise derhal gitsin.
Orwell okuyanlar zaten kesin gitti.

Yazan: George Orwell
Sahneye Uyarlayan: Peter Hall
Çeviren: Özge Kayakutlu
Yöneten: Yiğit Sertdemir
Dekor ve Işık: Cem Yılmazer
Kostüm: Candan Seda Balaban
Müzik: Burçak Çöllü
Koreografi: Senem Oluz
Oynayanlar: Berkay Ateş, Burçin Yel, Buse Kara, Can Kulan, Doğaç Yıldız, Ece Yaşar, Erkan Baylav, Gamze Güzel, İsmail Sağır, İpek Büyükakın, Merve Yiğit, Murat Kapu, Pelinsu Karayel, Tanıl Yöntem, Zehra Bilgin
Prömiyer: 29 Ekim 2017, İstanbul
Neyse, öyle değilmiş, güldü.