patti smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
patti smith etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Mayıs 2018 Cuma

Buenos Aires Existe

David Lamelas, Buenos Aires no existe, Buenos Aires n'existe pas, metal plaka üzerine vernikli boya, 2009.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Buenos Aires’teki ikinci günümüzde şehrin tarihi mahallelerinden San Telmo’ya gitmeye karar verdik. San Telmo, et restoranları, kafeleri, antika dükkanları, tango barları, kolonyal dönem mimarisi ile dolu binaları ve arnavutkaldırımından sokaklarıyla çok hoş bir bölge.
9 Temmuz Bulvarı, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Kentin merkezinde boylu boyunca uzanan, üzerinde bir obelisk de olan 9 Temmuz Bulvarından seferimize başladık. Bu bulvar 140 metrelik genişliğiyle dünyanın en geniş bulvarıymış.
Obelisk buradan da görünüyor. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Yol üzerinde bol miktarda sanat galerisi de vardı.

Bizde askıda ekmek, Arjantin’de askıda muz, e normal tabii…
San Telmo'da bir kasap, aynı zamanda sol tarafı manav. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Latin Amerika ülkelerinin her birinde olduğuna emin olduğum cadde: Bolivar Caddesi.
Ebru, San Telmo'da uzaklara dalmış. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Antikacıya bak, ’20 dakikaya dönüyorum’ demiş, tam Türk işi değil mi ya? E tabii bu memlekette siesta diye bir şey var. ‘Cumaya gittim, dönüyorum’ gibi bir şey, çok güldüm.
San Telmo'da bir antikacı dükkanı. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
San Telmo hoş bir bölge.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.





Daha sonra esas hedefimiz olan tarihi San Telmo Pazarına (Mercado de San Telmo) ulaştık, adres Bolivar 976. Şık bir adres.
Mercado de San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Yerel yiyecek dükkanları, şarküteriler, antikacılar, pılı pırtıcılar, sahaflar ve minik tasarım dükkanları ile dolu bu şirin mekanı dolaştıktan sonra, mekanın tam ortasındaki Coffee Town’ın barına oturduk ve kahvelerimizi söyledik. Organikler dahil çok çeşitte kahveleri var.
Ooo... empanada çeşitleri... Mercado de San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


Bölgeyi beğenince civarda biraz daha gezinmeye karar verdik.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Yol bizi güzel bir parka çıkardı, hatta bir film çekimi vardı yeşillikler içerisinde. Şapkam nasıl?
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Parktan biraz ilerleyince bir Fransız pasajına ulaştık.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Tahmin edilebileceği gibi tasarım atölyeleri, mücevherciler, tekstilciler ve hatıra eşyaları satan dükkanlarla dolu sevimli bir pasaj, birkaç dakika geçirmeye değer.
Fransız Pasajını buldum mu uçarım. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


San Telmo gezimize devam ederken yol üstünde Mafalda heykelleri ile karşılaştık.
San Telmo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Mafalda, Arjantinli karikatürist Quino tarafından yaratılmış Arjantin’in dünyaca meşhur çizgi karakteri.
San Telmo'da Mafalda ile birlikteyiz. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
İlk olarak 1964 yılında haftalık bir dergide yayımlanmaya başlanan Mafalda, Buenos Aires’li hazırcevap tatlı bir kız çocuğu (6 yaşında). Orta sınıfı temsil ediyor ve sosyal, politik konulardaki çıkışları, eleştirileri ve insancıl yaklaşımıyla çok seviliyor, hatta 26 dile çevriliyor. Sonradan çizgi filme çekiliyor ve ayrıca kitabı da yayımlanıyor.
Mafalda ve arkadaşı Susanita ile muhabbetteyim. 4 Nisan 2018, Buenos Aires. 


San Telmo sonrası CCK’ya (Centro Cultural Kirchner) geçtik, buraya Buenos Aires’in AKM’si de diyebiliriz. Konser, tiyatro, sergi ve etkinlik merkezi olarak kullanılıyor. İlk önceleri postaneymiş. Sonra binanın belirli bir bölümü bir dönem Eva Peron ve eşinin ofisi olmuş. 100bin m2’lik devasa mekan, Latin Amerika’nın en büyük, dünyanın üçüncü en büyük kültür merkezi.
Centro Cultural Kirchner, Buenos Aires.


Şehrin tam merkezinde gümbür gümbür atan bir kalp gibi geldi bana, mottosu şöyle olabilir: “İster sergi gezmeye, ister konsere, isterseniz de yüksek tavanlı şık ortamında mola verip serinlemeye gelin.” Ücretsiz tonlarca etkinlik var, çok ama çok beğendim. Ana salonunun akustiği ise dünya çapında, zaten daha sonra buraya bir tango konseri için geri döneceğiz.
Centro Cultural Kirchner, Buenos Aires.

Yapımı 1908’de başlayıp 20 yıl süren CCK’nın mimarı bir Fransız. 9 katlı binayı yukarıdan başladık gezmeye. Her katta ayrı bir sergi var. Tüm katlara göz atmak yerine ilgimizi çeken Patti Smith sergisi ile Jean Paul Gaultier sergisini gezmeye karar verdik. Ey Patti sen ne büyüksün, burada da buldun beni. Patti Smith, Şubat sonunda bir konser ve şiir-fotoğraf performansı için Buenos Aires’teymiş, kaçırdık.
Les Visitants sergisi kapsamında David Lynch'in oturma odası. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Arjantinli sanatçı Guillermo Kuitca’nın Cartier Vakfı’nın modern sanat koleksiyonunu, Fransız Büyükelçiliği desteğiyle sunduğu Les Visitants adlı sergide Patti Smith’in 40 siyah-beyaz fotoğrafının olduğunu öğrenip derhal 7.kata çıktık. Patti, bunları polaroid ile çekmiş. Koleksiyonda David Lynch’in oturma odası da vardı, süper!
Sonra Fransa’nın yaramaz çocuğu Jean Paul Gaultier’nin “aşk” üstüne kurguladığı, gelin ve damatlık tasarımlarının olduğu kata geçmek üzere asansöre bindik. ‘Jean Paul Gaultier 2. kat’ diyerek düğmeye basarken asansördeki kadınlar -aslında Türkçe konuşmama rağmen, cümlenin öznesine odaklanarak- beni Fransız zannetmiş olacaklar, Fransızca ‘Ay evet biz de o kattan geliyoruz, çok orijinal şeyler var, hem modern hem geleneksel’ filan diyerek konuşmaya başladılar. Hiç bozmadım ‘Ay tabii ki Jean Paul Gaultier’yi görünce kaçmaz dedik biz de. Bir de bekar olduğumuza göre gelinliklere bakmamız şart!’ dedim, hangar gibi asansörde bir kahkaha koptu. Sonra bu hanım teyze ‘Fransızcam için kusura bakmayın, çok iyi değil’ dedi, yine hiç bozmadan ‘Yoo, harika konuşuyorsunuz bence’ dedim, tabii sondaki ‘bence’ önemli. Çok güldüm.
Sergi afişi. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Bu, Jean Paul’ün Arjantin’deki ilk sergisiymiş. Adı ‘Amor es Amor’ yani ‘Aşk aşktır’.
Jean Paul Gaultier, Amor es Amor, 2018. Tüy dikmek her zaman kötü anlamda değil demek ki...
CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Sergide Gaultier’nin 1991-2018 yılları arasında tasarladığı 35 adet gelinlik ve damatlık bulunuyor.
Jean Paul Gaultier, Amor es Amor, 2018. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Modacı bu sergide evliliğin her türlüsüne -heteroseksüel, gay, transseksüel, kültürler arası, ırklar arası- kucak açıyor ve homofobiyi eleştiriyor.
Jean Paul Gaultier, Amor es Amor, 2018. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Üç metrelik düğün pastasının etrafındaki animasyonlu mankenler çok iyiydi. Ortam zaten sessiz, tam siz bakarken birden öpücük atıyorlar, göz kırpıyorlar ya da başlıyorlar konuşmaya ('Sus, sessiz ol' filan diyor bazıları). İlk etapta ne olduğunu anlamayıp korkmuş olsam da yaramaz çocuk Jean Paul Gaultier’nin sergisine bayıldım.
İşte şu arkadaki çizgili tişörtlü adam 'sus, sessiz ol' diyen. CCK, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Günü verimli kullanıyoruz, CCK çıkışı birer empanada alıp otobüse bindik, otobüs şoförü ‘kart olmadan asla’ konuşması yapınca birkaç durak sonra indik, taksiye atladık. MALBA’da indik.
MALBA, Buenos Aires.
MALBA ne mi? Bilemediniz, MALBA dondurmacı değil (MALBA’yı ilk duyduğumda aklıma peşmelba geldi çünkü). Uzuncası ‘Museo de Arte Latinoamericano de Buenos Aires’. Latin Amerika Sanatı Müzesi dese de, 20. yüzyıl başından günümüze Latin Amerika sanatını içeren, esasen de modern sanat eserlerinin bulunduğu, 17 yıllık bir müze. Bizim İstanbul Modern gibi denebilir. Gerçi eser sayısı ve çeşitliliği olarak bizimki buna bin basar.
Antonio Berni, Public Demonstration, çuval bezi üstüne yumurta sarısı ve boya karışımı, 1934. Tüm müzede en beğendiğim eser budur. Arjantin'in işçi kesiminin çaresizliğini mükemmel bir şekilde gösteriyor. Protestoculardan biri 'Ekmek ve İş' diye tabela taşıyor. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Müzeye çok kısa göz attıktan sonra ana koleksiyonun rehberli turuna katılmaya karar verdik.
Claudia Andujar, Horizontal 3, kağıt üstüne jelatin gümüş baskı, 1981-1983. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Ama ondan önce müzenin restoranında bir şeyler atıştırmak için bahçeye çıktık. Ortam çok hoş, siparişlerimiz de gayet taze ve lezizdi. Sonra saat 4’teki tura yetiştik.
Rehberin bu nesne ile imtihanı: Iyy bu ne böyle?!?
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Tur İspanyolca idi. Elimden geldiğince Ebru’ya çevirmeye çalıştım. Rehber, üst dudağını oynatmayan elitist tiplerden olduğu için çoğunlukla ağzı kapalı konuştu, sunumunun yarısından biraz fazlasını anlamışımdır. Rehberi alkışlayalım!
Pop art çalışmalar ve ben. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Müzenin sitesinde Botero’lar, Kahlo’lar var diye yazıyor. Ancak tek bir adet Frida Kahlo eseri vardı, sıfır adet de Fernando Botero. Bu açıdan hayal kırıklığı oldu. Tur sonrası kat görevlisine ‘Botero’lar nerede acaba’ diye sorduğumda, müze koleksiyonunda sadece bir tane Botero bulunduğunu, onun da mevcutta sergilenmediğini söyledi. Skandal, MAL-BA’yı da alkışlayalım!
Frida Kahlo, Maymun ve Papağanla Oto Portre, fiber levha üzerine yağlı boya, 1942.
Koskoca müzede tek bir Frida Kahlo varsa, benim de bıyığım var o zaman! MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Neyse bir Diego Rivera'ya rastladım, biraz affettim MALBA'yı. Diego, Frida'nın kocası biliyorsunuz. Çalkantılı aşklarıyla da tanınıyorlar. Bu çiftin 25 yıl boyunca yaptıkları resimler evlilikleri hakkında da çok sayıda ipucu içeriyor. Frida, Diego ile evlendiğinde Kahlo'nun ailesi Diego'yu "fil", Kahlo'yu da "güvercin" olarak nitelemişti. Rivera, Mayaların duvar resmi geleneğini yeniden canlandıran yaşça büyük ünlü bir ressamdı. Kahlo ise daha genç, hayalperestti.
Diego Rivera, Sir Ramon Gomez de La Serna'nın Portresi, tuval üstüne yağlı boya, 1915.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Nicolas Garcia Uriburu'nun aşağıdaki manifestosunu enteresan buldum. 2016'da vefat eden Uriburu, hem modern sanat alanında işler vermiş, hem de bir ekolojist ve özellikle suların kirlenmesi gibi çevresel konulara eğilmiş. O yüzden de hep suyu boyamış. Karısıyla birlikte Paris'e yerleşmiş, sanırım o yüzden manifestosunda Fransız dilini tercih etmiş. Aşağıdakilere ekolojik sanat diyebiliriz sanırım.
Nicolas Garcia Uriburu, Manifesto, kağıt üzerine serigrafi, 1973. Uriburu'nun imzasını beğendim.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Ana koleksiyonu gezdikten sonra Arjantinli sanatçı David Lamelas’ın ‘Con Vida Propia’ (Kendi Yaşamı İle) adlı sergisine göz attık. 1946 doğumlu Lamelas, kavramsal sanatla uğraşan biri, heykelleri de var filmleri de.
David Lamelas, El Super Elastico, boyanmış MDF, 1965. Bu çalışma hem heykel, hem nesne, hem de bir ortam olabilir. Pop art bir tarafı da var. Lamelas, bu çalışmada Plastic Man adlı bir süper kahramandan esinlenmiş. Plastic Man formları esnetip istediği şekilleri verebiliyormuş. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
İşleri avangart kokuyordu. Bu sergideki çalışmaları, özellikle de aşağıdaki fotoğraftakini MALBA’nın ana koleksiyonundan daha çok beğendim. Bunun hikayesi şöyle: Ünlü ve bence çok büyük Fransız ressam Marcel Duchamp, kısa süreli olarak Buenos Aires'te yaşamış. Bir arkadaşına yazdığı mektupta Buenos Aires'i 'var olmayan şehir' olarak betimlemiş ve her ne kadar Paris'e benzese de Buenos Aires'in burjuvasının zevksizliğinden dem vurmuş. David Lamelas da buradan hareketle Paris ve Buenos Aires'in (1918 yılındaki) cadde isimlerinin yazdığı tabelalarının tarzının aynı olduğunu görmüş. Marcel Duchamp'a saygı duruşunda bulunmak için de iki tabela tasarlamış. Birinde Fransızca, diğerinde İspanyolca olmak üzere iki tabelaya da 'Buenos Aires yoktur' yazmış. René Magritte de bir resminde bir pipo yapmıştı altına da 'Bu bir pipo değildir' yazmıştı ya, o hesap.
David Lamelas, Buenos Aires no existe, Buenos Aires n'existe pas, metal plaka üzerine vernikli boya, 2009.
 Buenos Aires yoksa ben de yoğum. Ben de burada bir enstalasyon yarattım, plaketimi isterim.
 MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Bu da İspanyolcası. David Lamelas ayrıca, 1968'de ölmüş olan Marcel Duchamp'a, Buenos Aires'in var olduğunu bir mektupla 2009 yılında bildirmiş.
Sevgili Marcel Duchamp, Buenos Aires vardır. Samimi duygularımla, David Lamelas.
Plaka İspanyolca, altındaki mektup Fransızca. MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


Saat 5,5 civarı müzeden çıktık ve yakınlardaki Japon Bahçesine gitmeye karar verdik.
MALBA, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Vardığımızda kapıdaki Japoniçe akrabam, bahçenin 6’da kapandığını söyledi ancak yine de biletleri alıp girdik.
Japon Bahçesi, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


İçeride hasidikler haricinde kimsecikler kalmamıştı.
Ooo Japon baluklaru... Japon Bahçesi, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

























Beş çayı geçti, Japon çay seremonisine buyurun...
Hoş geldinizzz... Birazdan zincirleri 'hayyttt' diye kırıp sizi çay seremonisine alacağım.
Japon Bahçesi, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Çıkışta bahçenin mağazasından alışveriş yapabiliyorsunuz, bonzai mi alsaydık acaba?
Japon Bahçesi'nin çıkışındaki mağaza önü. Güle güle yine bekleriz Ebrusan. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.

Bu arada müzeden bahçeye giden yollardaki sokak ve bahçeler belki de Japon Bahçesinden daha güzeldi.
MALBA'dan Japon Bahçesi'ne yürüken. 4 Nisan 2018, Buenos Aires.
Günü güzel bir konserle kapatmak istediğimizden bir taksiye atlayıp bir gün önce Teatro Colon'daki rehberin önerdiği Teatro Coliseo'ya gittik ve İtalyan tenor Vincenzo Costanzo'lu gala konserine biletlerimizi aldık.

Sırada El Ateneo Grand Splendid var. Tabanlara kuvvet, hava kararırken mekana vardık. Burası tiyatrodan müzik ve kitabevine çevrilmiş muhteşem güzellikte bir mekan. 1919’da açılan binanın ilk adı Teatro Gran Splendid. Bin kişilik bu tiyatro ve performans merkezi önce sinemaya çevriliyor, 2000 yılında da kitabevine. Tiyatronun localarında oturup kitabınızı okuyabiliyorsunuz, muazzam bir yer. İtalyan freskleri halen duruyor. Dünyanın en güzel kitapçısı olabilir bence, The Guardian dünyanın en iyi 10 kitabevi sıralamasında 2. sırada yer vermiş El Ateneo’ya. The Guardian 2 dediyse onu 1 olarak algılayabiliriz, zira kesin Avrupalı bir kitabevine torpil geçmiştir.
Kitabevinin ortamına ve tavan fresklerine bittim. Perdenin olduğu bölümün arkası da kafe-restoran.
El Ateneo Grand Splendid, 4 Nisan 2018, Buenos Aires.


Bu arada Buenos Aires’te gerek normal gerekse de sahaf şeklinde o kadar çok kitabevi ile karşılaştık ki, demek ki bu memleket bizim gibi değil, halen okuyor, kitap satın alıyor. Merak edip konuyu araştırdım ve Buenos Aires bu konuda gerçekten önde geliyormuş. Dünya Kentleri Kültür Forumu'nun araştırmasına göre; Buenos Aires, dünyada kişi başına düşen kitabevi sayısı en yüksek şehirmiş. Hatta bazı uzmanlar, ülkenin okuma sevgisini, psikanaliz ile ilgili takıntısına da bağlıyorlar. Çünkü Arjantin dünyada psikolog sayısı en fazla olan ülkeymiş aynı zamanda. Deniyor ki “Psikanaliz, okumak ve sanat birbirine bağlıdır çünkü hepsi kişiliğin derinliklerini sorgular. Hem edebiyat hem de psikanaliz “kelime” ile çalışır. Bu da Arjantinlileri ideal okur yapıyor.”

Enteresan buldum, ancak bünyeme de iyi geldi. Paranızın değeri dünya paralarının çok altında olabilir, ülkeniz nice diktatörlük ve ekonomik darboğazdan geçmiş olabilir ama siz yine de kitapçınızdan kitap alır, okursunuz ve kendinizi daha iyi bilirsiniz. Doğru yöntem. Arjantin, çok jantisin.

Konserimiz 20:30'da, arada atıştıracak vaktimiz de var. Kitabevinden konser alanına dönüp yan sokaktaki restorana oturduk. Yerel bir mekan, tonton garson 'iyi akşamlar kızlar' diyerek bizi karşıladı. Fesleğenli mozarellalı salatanın yanında soğanlı bir empanada denedim, çok lezzetliydi. Konser var ama merak etmeyin soğan çok iyi pişmiş. Bu arada mekandakilerin yüzde doksanı meğer konser için gelmişler. Hepsi saat 20:30'a doğru hemen yan taraftaki salona geçtiler, ne şıklardı, tabii gala şıklığı. Biz ise sabahtan beri aynı kıyafetlerle olsak da turiste göre fena sayılmazdık. 
Yerimiz süpermen köşesindeydi ya da superpullman.
Ooo bilet fiyatına odaklanalım, 1700 dolar. 'Nasıl yani?' dediğinizi duyar gibiyim. Evet konser bileti 1700 dolar. Şaka şaka! Bu memlekette peso para birimini dolar işaretiyle gösteriyorlar, ne menem bir şey anlamadım, doğrusu anlamak da istemiyorum, çünkü iş hoşlanmadığım yerlere çıkacak. Bazı yerler de AR$ şeklinde de yazıyorlar. Neyse söz konusu 1700 dolar, 78 Amerikan Dolarına tekabül ediyor. Böyle güzel salonda böyle bir gala konseri için normal.

Burası 20. yüzyıl başında sirkmiş. Öncesinde ise (19. yüzyıl sonlarında) buz pateni ringiymiş. 1907 itibarıyla opera salonuna dönüşüp açılışı Tosca ile yapılmış. 1937'de İtalyan Hükümeti, elçilik binası olarak ve İtalyan komünitesi ile ilgili oluşumlar için kullanmak üzere Coliseo'yu satın alıp yeniden inşa etmeye başlamış. Ekonomik sorunlardan ötürü binanın yapımı ancak 1959'da bitmiş. Yani burası esasen bir İtalyan evi, mevcut durumda da İtalyan Hükümetinin malı. Salon 1757 kişi kapasiteli.
Konserin ilk bölümünde kulağım zaten duymuştu sorunu, nitekim konser arasında piyano akort edildi. Ne de olsa Akdeniz kanı var, ihmal mi edildi anlamadım. Teatro Coliseo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires
Yerimiz ikinci balkonda süper konumdaydı. Konser tek kelimeyle harikaydı, gerçek bir İtalyan gecesiydi. Önceki yazımda da bahsetmiştim, Arjantin'de klasik müzik, opera sezonu Nisan başı gibi açılıyor. Bu konser Teatro Coliseo'nun 1987'den beri düzenlediği geleneksel Nuova Harmonia konserlerinin (32.si) 2018 yılı açılış konseriydi. Bir de galaya denk geldik, iyi mi? Teatro Coliseo, Nuova Harmonia kapsamında her yıl 10 konser düzenliyor ve alanında en iyi yerel ve uluslararası orkestraları, baleleri ve solistleri ağırlıyor. Nuova Harmonia'nın bu yılki 10 konserinin 5'i aynı zamanda ITALIA XXI konserler dizisi. Bu diziyi halktan gelen yoğun talep doğrultusunda İtalya-Arjantin kültür ve gönül bağını vurgulamak için düzenlemişler, 2019 yılında da sürdüreceklermiş.
Bu fotograflar direkt bizim konserden. Vincenzo gördüğüm en sempatik tenorlardan biri.
Teatro Coliseo, 4 Nisan 2018, Buenos Aires


Konser programını çok beğendim, büyük operalardan bilinen aryalar ve ayrıca napolitenler. Konserde parça aralarında, İtalyan piyanist Giovanni Auletta parçaların hikayelerini İspanyolca anlattı, arada bazı kelimelerde takıldı, esprili anlar oldu. Tenor Vincenzo Costanzo ise hiç konuşmadı, piyanist aynı zamanda müzikolog olunca konuşma işini ona bıraktı diye düşünüyorum. Zaten muhteşem sesi yetti de arttı bile. Bu arada her ikisi de Napolili. Napoliten şarkıların bu kadar iyi icrasını ancak iki Napolili yapabilirdi tabii.

Neyi hatırladım bak şimdi? TRT Radyosunun Çoksesli Gençlik Korolarının sınavını Santa Lucia ile geçmiştim. Bak ben de bir napoliten seçmişim, yok ya ben değil, piyano öğretmenim seçmişti, güzel seçmiş, teşekkür ederim. Konserin kapanış parçası olan başka bir napolitenle kapatayım: Volare, ooo oo... Cantare, ohohoho... Nel blu degli occhi tuoi blu... Felice di stare quaggiù...

16 Kasım 2017 Perşembe

Patti Smith

Patti Smith
New York’taki üçüncü günümüz çok özel. Akşamına efsane bir konsere gidiyoruz: Patti Smith. Bu konsere Temmuzun ortasından itibaren bilet almaya çalışıp ancak 24’ünde başarabildim. Ticketfly ne zorlu bir siteymiş. Tam bitti, aldım diyorsun, ‘adresinizi kontrol edin’, başka kartla deniyorsun ‘adres uyumsuz’ uyarısı veriyor. Bankacımı dahi aradım, teknik ekibine kadar sordurdum. Ebru da Hollandez kartıyla kaç kere denedi, yok olmuyor. Sonunda Ticketfly Çağrı Merkezini aradım, açan kişi ‘ben de vereceğiniz kart numarası ile yine webden satacağım size, aynı uyarıyı verir, en iyisi SummerStage’i direkt arayın’ dedi. And içtim, alacağım. New York’ta olduğum hafta Patti Smith SummerStage’de konser verecek ve gidememek olmaz. Son bir gayret, SummerStage’i aradım. Açan yok. ‘Sizin satacağınız bileti dee…’ diye başlıyordum ki en son Ayça’nın kartıyla deneyelim dedik ve oldu. Uzun süre kendime gelemedim, nasıl oldu da alabildik diye.

Kahvaltı için ev sahibimizin önerdiği ve eve 2 dakika mesafede olan klasik bir Amerikan diner’a gittik. Sabah neşesi bol garson hanım, şen şakrak vaziyette tabaklarımızı getirdi. Amerikan adetindendir, bittikçe suyumuzu ve kahvelerimizi doldurdu. Bravissimo!
Patates mi?!? Hiç dayanamam. Eat Here Now, 14 Eylül 2017, New York.
Rahmetli anneannemin deyimiyle karnımızı ‘taş gibi’ doyurduktan sonra soluğu Metropolitan Müzesi’nde aldık. Yetişkinler için giriş ücreti 25 dolar. Aslında Met’e giriş yaparken ne kadar istersen o kadar ödüyorsun ama gişeciye ‘Benden size ancak 1 dolar çalışır’ demek de zor. Neyse bilet sırası beklemek yerine kiosktan halledelim dedik. 1 bileti aldık, sonra aynı kioskun bilet haznesinden bir tomar bilet çıktı, baktık ki birisi bırakmış gitmiş. Şöyle bir çevremize bakındık sormak için ama kimsecikler yoktu. Velhasıl bize kısmetmiş. Teşekkürler The Met dostu. Teşekkürler Türkiye.
Amerikalı John Singer Sergant'ın tuval üzerine yağlıboya Mr. and Mrs. I. N. Phelps Stokes adlı resmi (1897).
Bu çift yeni evliymiş. Arkadaşları gelinin portresini -düğün hediyesi olarak- yapması için Sergant ile anlaşmış. Sergant tam resme başlayacağı sırada resimde kadının yanında olması gereken danua cinsi köpek kaybolmuş. Kadının kocası da 'ben danua rolünü oynarım' demiş ve Sergant'ın bu en önemli resimlerinden biri ortaya çıkmış. Sergant'ın tekstile doku vermekte üstüne yokmuş, rehberimiz öyle dedi. Durum bu şekilde.
Müzede bizim saatimize uygun turlardan üçüne katıldık. Müzeleri serbest atış ya da bir kulaklıkla gezmek yerine bir bilenin anlattığı ve 1 saati geçmeyen hap gibi turlarla gezmeyi severim. İlk turumuzu Hollanda kökenli bir rehberden aldık. Bu turda The Met’in farklı dönem ve kültürlerden seçilmiş en kayda değer parçalarını görme fırsatı bulduk.
The Met inanılmaz organize ve gezmesi son derece rahat bir müze. Gezerken arada geç otur, bu masa cosy.
 Tabii bir The British Museum değil. British, Met’ten 120 yıl kadar eski; Met’in the dedesinin dedesi olur yani.


Aşağıdaki Lucas I adlı çalışmayı beğendim, piksel piksel Lucas.
Chuck Close, Lucas I, tuval üstüne yağlı boya ve grafit, 1986-87. Metropolitan Müzesi, 14 Eylül 2017, New York.
Merdiven aralarında bile sanat, aman dikkat bronz kadın üstünüze çullanmasın. Zira baş aşağı buz mavi gözlerle bakan bu kadın Lilith, yani eski zamanların dişi şeytanı (Mezopotamya). Güzel heykel, yarasayı da andırıyor. Bu heykelin sahibi Kiki Smith, katolik yetiştirilmiş ve Meryem Ana hayranıymış. Lilith çalışması bu yönden bakınca epey bir provokatif olmuş.
Kiki Smith, Lilith, bronz heykel (gözler cam), 1994. Metropolitan Müzesi, 14 Eylül 2017, New York.
İkinci turumuz -ki en çok bunu beğendim- The Art of China turuydu. Bilgili, soruları cevaplamaya hevesli, süre kısıtlaması da olmayan bir rehberimiz vardı.

Çin sanatı inanılmaz derin ve incelikli. Mantığı da Batı sanatından farklı zaten. Çinlilerin insanoğlu ile doğa arasındaki ilişkiye bakışı beni hep etkilemiştir. Bu çocukluğumdan beri biriktirdiğim Çin kartpostallarına dayanıyor.
Tang Di, Landscape after a Poem by Wang Wei, ipek üstüne mürekkep ve açık renk kalem, 1323.
Yukarıdaki eseri yapan Tang Di'nin, şair Wei'nin "I walk to the place where the water ends,
And sit and watch the time when clouds rise." dizelerinden esinlendiği söyleniyor.

İnsanoğlu ve doğa ilişkisinin ortaya koyuluşunun ise ortam ya da araç seçilmeksizin hemen her tür nesne -kağıt, kil, bronz, doğal taş, seramik vb- ile gerçekleştiriliyor olması da etkileyici bence. Tarihi 7bin yıl geriye giden, birçok hanedanın yükseliş ve çöküşüne sahne olan Çin’in sanatı da tüm dünyayı etkilemiş durumda zaten.
Mountain with landscape scene, 18. yüzyıldan lapis lazuli üzerine muhteşem bir çalışma. Yapan belli değil.
Qing Hanedanlığı dönemine denk geliyor.

Rehberimiz özellikle Çin sanatına has olan fırça darbesinden (chinese brushstroke) söz etti. Bu teknik bugünkü Batı sanatını derinden etkilemiş.
Gu Zhengyi, landscape after the four Yuan masters, kağıt üstüne mürekkep ve kalem, 1584. Handscroll dedikleri türden bir çalışma. Sanatçı burada Yuan Hanedanlığı'nın dört önemli sanatçısının tarzını gösteren dört ayrı çalışma yapmış (Rulonun her katında ayrı bir tarz olacak şekilde). Ustalarına ne büyük saygı duyuyorlar.

Çin’in eski-yeni hangi dönemine bakarsanız bakın doğa manzaralarını, çiçekleri, kuşları, geniş dağlık alanları, kişiye özel inziva bahçelerini görüyorsunuz. Aşağıdakine bayıldım. Dikkatle bakarsanız kameriyede oturan adamın bahçedeki turna kuşu için kanun çaldığını göreceksiniz. Fantastik kayalar, farklı bitkilerle bu resmen bir mikrokozmoz: Ayrıcalıklı ve elit bir yaşantı resmedilmiş. Yoksa 16. yüzyılda kimin turna kuşundan pet'i vardı ki?
Sanatçı belli değil, Playing the zither for a crane, kağıt üstüne mürekkep ve kalem, 16. yüzyıl.
Eserlerde yüzeyde görünenin dışında felsefi bir konsept, sembolik ya da edebi göndermeler var. Bunları da rehbersiz algılamak güç doğrusu.
Taşlarla aramın iyi olduğunu bilenler bilir. Burada da gergedan tipli iki örneği görüyoruz. Bunlara scholar's rock diyorlar. Soldaki siyah lingbi limestone (kireçtaşı), sağdaki de yine kireçtaşı. Sağdaki delikli taş 19. yüzyıldan ve bir üstteki 16. yüzyıl resmindeki kayalar ile benzerliğine dikkat.


Yani Çinliler resmen katman katman çalışmış, bu işi para değil, gerçekten halk için ve aynı zamanda sanat için yapmışlar. Bir kez daha hayran oldum.
Muhteşem güzellikteki handscroll'lardan biri daha. Xu Yang, The Qianlong Emperor's Southern Inspection Tour, ipek üstüne mürekkep ve kalem, 1770. Çin halkının, imparatorlarından en önemli beklentisi su yollarını kontrol altına alıp selleri engellemesiymiş. Zira sellerde çok sayıda insan ve çiftlik heder oluyormuş. Bu eser de Qing Hanedanı'nın İmparatoru Qinglong'un Güney Çin'deki sel önleme projelerini denetlediği ilk turu gösteriyor.


Son olarak ise Greek and Roman Art turunu seçtik. Burada da envayi çeşit eseri dinleyip inceledik.
Sağdaki uzun şey dünyanın en büyük müzik aletlerindenmiş. Slit gong adlı bu alet breadfruit ağacından oyuluyormuş. Bugün sosyal olaylarda, törenlerde, cenazelerde kullanılırken eskiden köyler arasında iletişim kurmak için kullanılıyormuş. Derin bir sesi varmış ve ormanları, nehirleri aşarak çok uzağa ses verebiliyormuş. Müzedeki örneği Papua Yeni Gine'den ve 19. yüzyıldan kalma.



Georgia O'Keeffe, 20. yüzyılın önemli sanatçılardan biri. Amerikan soyut sanatı ve modernizminin öncülerinden sayılıyor. İnovatif işleriyle ünlü. New Mexico hayranı, çöller ve kafataslarıyla ilişkisi de buraya dayanıyor. Aşağıdaki çalışmasının İsa'nın çarmıha gerilişini temsil ettiğini söyleyenler varmış. Ama dinle ilişkisi olmayan O'Keeffe, bunları reddetmiş ve kemiklerin çölün ebedi güzelliği ile Amerikan ruhunun gücünü simgelediğini söylemiş. Eserin tam bir Amerikan tarzı olduğu kesin zaten.
Georgia O'Keeffe, Cow's Skull: Red, White and Blue, tuval üstüne yağlı boya, 1931.
Turu bitirirken rehberimize son sorularımı yöneltiyorum. Ebru anı kaçırmamış. “Şu levha aralarındaki maddeler de kurşundan mı yapılmış Mister?”
Tiffany favrile cam üstüne kurşunla yapılmış bu levha olağanüstü güzellikteydi. Zaten sonbahar renklerine hiç dayanamam.
The Met'in dükkanından güzel şeyler aldım. New York'ta bundan başka da alışverişim yok.
The Met çıkışı, 14 Eylül 2017, New York.


Turun sonunda karnımız zil çaldığından atıştırmalık bir şeyler alıp Central Park’ta yedik. Parkı biraz turladık. Ne kadar çok okul grubu vardı. Adamlar işi biliyor, çocukluktan itibaren doğaya ne kadar yakın, o kadar iyi.
Central Park'ta çoluk çocuk. Oğlum Buğra, tut top! 14 Eylül 2017, New York.


Sonra Boathouse’da durup birer sosisli hüplettik. Ardından bira iyi gider diye göl kenarına geçtik. Seyre dalmıştık ki, garson geldi önümüzde duran patatesi aldı. Efendim neymiş, orada yemek yenmiyormuş. Üstelik aynı müesese. ‘Sizin yemek tarafından getirmiştik bunu biz’ dediysek de ‘yok yenmiyor’ dedi. Aman al götür gerry, zaten bitirmiştik. Kim bilir, insanlar yanlışlıkla da olsa göle yemek paketlerini düşürürse diye olabilir.
Ooo acıkmış mıyız ne? Tabii 4ever ekşici ben, biraya limonu sıkmakla yetinmeyip şişenin boğazına dizmişim. Bu arada üzerimdeki sıfatlar benim değil Sigmund Freud'un özellikleri, yanlış anlaşılma olmasın.
Central Park Boathouse, 14 Eylül 2017, New York.




Konser 19:30’da Central Park SummerStage’de. Kapılar ise 18:00’da açılıyor. Saat 18:30’a yaklaşırken eve gidip üstümüze birer pantolon geçirmekle geçirmemek konusunda hızla karar verip gitmemeyi seçtik. Uzun ama akıcı bir sırayla konser alanına girdik. Güvenlik önlemleri iyiydi. Sıra boyunca da epey bir insan bilet sordu, konserin karaborsası yüksekti. Etekli olunca tribüne geçmeye karar verdik. Sağımız solumuz konseri heyecanla bekleyen arkadaş gruplarıyla doluydu. Neler konuştuklarını Ebru anlatır.
Central Park SummerStage'de Patti Smith konseri, 14 Eylül 2017, New York. Bana göre gerçek New Yorker'lar bu konserdeydi. Hava da harikaydı.


SummerStage New York’un en büyük açık hava performans sahnesi ve festivali. 30 yıldan beri devam eden organizasyon, New York’un 16 farklı parkında yaz ve sonbahar boyu devam ediyor. Müzik, dans, opera ve tiyatroya kadar birçok performans ücretsiz ya da uygun fiyatlara açık havada izlenebiliyor. Harika!
Beklerken bu şirin bardaklarda blush’ımızın keyfini çıkardık. Bardaklar sert plastiktendi, no worries.Güler yüzlü sarı bileklikler ise konsere girişte takılıyor, güvenlik, güvenlik...
























Patti Smith komple bir sanatçı: Şarkıcı, besteci, yazar, fotografçı, performans sanatçısı, aktivist gibi şapkaları var. Laf olsun şapkaları değil bunlar. Ulusal Kitap Ödülü bile var. Ayrıca, neredeyse 40 yıldır New York Robert Miller Gallery tarafından temsil ediliyor. Bu galerinin temsil ettiği diğer birkaç ismi sayarsak seviyeyi anlarız: Ai Wei Wei, Louise Bourgeois ve David Hockney. Of müthiş!

Konser, Patti’nin büyük aşkla evlendiği kocası Fred Sonic Smith anısınaydı. İşin güzel tarafı Patti ve grubuna sahnede kızı Jesse Paris Smith klavyede, oğlu Jackson Smith de gitarda eşlik etti. Oğlu ve kızı da anne-babaları gibi çok yönlü ve kendilerini kanıtlamış sanatçılar.
Konserden kareler... Patisini göstermiş, go Patti!
Fred Sonic Smith, yaşça Patti Smith’ten küçük olmasına rağmen, Patti’nin sanatını ve hayatını şekillendirmiş protest bir rock gitaristi ve ünlü MC5 (Motor City 5) grubunun kurucularından. Ancak 45 yaşında kalpten ölmüş. Patti’nin tüm konserlerinde söylediği ‘People Have the Power’ şarkısı da ona ait.
Kızı ve oğluyla aynı karede. 14 Eylül 2017, New York.


Birlikte iki çocuk yapıp onları sakince yetiştirmek için bir süre inzivaya çekiliyorlar. Bu kitleleri etkilemiş şarkıyı da Fred o dönemde yazıyor ve Patti’nin albümünde çalıyor.
Konserin resmi adı şöyle: Patti Smith and Her Band Jackson Smith and Jesse Paris Smith, Honoring Fred Sonic Smith




Konsere gelirsek, ne diyebilirim ki? Çok güzeldi. Her saniyesini tüylerim diken diken izledim. 70 yaşında çakı gibi, harika ses ve bir rock animal. Konser boyunca sürekli eşi Fred’i andı, Fred için söyledi şarkıları. Fred onun için sanki hala hayatta gibi. People Have the Power’da SummerStage coştu tabii, müthişti. Patti de gitarını sallayarak “This is the only fucking weapon we need!” diye bağırdı. Doğru söze ne hacet!

Biletler 49,5 dolar, servis bedeliyle 60 dolara geldi. Böyle bir konser için bedava. NY tipi halk konseri.
Çok da komik, şunu dedi bir ara: “What am I talking about? I just turned 70. You know when you turn 70 your mind works in mysterious ways.”



Böyle bir efsaneyi canlı dinleyebilmiş olmak büyük mutluluk. Dünya bu insanlar sayesinde güzel. Teşekkürler Patti. Teşekkürler Fred.
"Most of these songs I wrote for Fred, with Fred or about Fred." dedi Patti.