Önce konuk sanatçının bir eseri yayına veriliyor, sonra Tarık Gürcan “Aziz ve muhterem dinleyiciler, daha ilk nağmelerinde tanıdığınız gibi programımızın bu haftaki sanatkarı Zeki Müren’dir” diyor ve müzikli söyleşi başlıyor. Nasıl bir dinleyici saygısıdır, nasıl ince hassas bir duygu dünyasıdır, nasıl bir tane tane anlatımdır, hayranlıkla dinledim. Tabii bunda yapımcı Tarık Gürcan’ın programa son derece hazırlıklı çıkması ve harika bir şekilde yönlendirmesi de etkili. Bu esnada, Anneannemle dinlediğimiz radyo tiyatrosu oyunları aklıma geldi. Ben okula gitmeden evvel türk kahvelerimizi yudumlarken, biten her oyunun ardından oyunu hemen gerçek hayata bağlayan hikayelerini dinlerdim Anneannemin. Tüm radyo tiyatrosu sanatçılarının seslerini tanır; bu oyunda, geçen ay şu oyundaki katil adamı konuşan adam, baba rolünde bak, diye bana hatırlatarak ilgiyle takip ederdi. Hala ediyor gerçi ama artık ayrı şehirlerdeyiz, o neşeli sabahlarımızı özlüyorum.
Programda, Tarık Gürcan’ın deyimiyle beni en çok mütebessim hale getiren anekdot:
![]() |
| Zeki Müren |
Tarık Gürcan: Ben de öyleyim.
Zeki Müren: Öyle mi (gülüşmeler)… Garsona maydanozsuzunu getirmesini rica ettim. Aramızda arkadaşlarla gülüştük. Ertesi gün bir mektup aldım, espritüel bir dinleyicim, yan masada bu hadiseye şahit olmuş. Diyordu ki: maydanoz kelimesinin aslı mide nivazdır ve mide içün çok faydalıdır. Bundan sonra da bana iltifat ederek dut yemiş bülbül darbımeselini hatırlatıyor; maydanoz yememi fakat dut yemememi ikaz ediyordu (çok kibar kahkahalar).
Kendisine henüz cevap yazamadım, fakat radyosunun başındaysa şimdi, müsterih olsun, bundan sonra duta veda edip bol bol maydanoz yiyeceğim.
