onur ataoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
onur ataoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2011 Çarşamba

Japon Yapmış

Japon Yapmış, Onur Ataoğlu, Çınar Yayınları
Van Depremi’nden sonra basına yansıyan yazı ve karelerde, Mart ayında yaşanan Japon depremi ve ardından gelen tsunamisindeki insan görüntüleriyle ilgili kıyaslamalar yer aldı. Japonların yardım paketleri için nasıl sıraya girdiği, acılarını nasıl kendi içlerinde yaşadıkları, bizdeki gibi feryat figan etmedikleri ile ilgili yorumlar yapıldı. Ben de içimden bu yorumlara ‘Hakikaten ya, adamlar yaşadıkları bu büyük felaketten birkaç hafta sonra dünya basınını meşgul etmeyi bile bıraktılar, ne içine kapalı, milliyetçi bir ülke.’ diyordum. İşte tam o aralar adı ve kapağıyla dikkatimi çeken bu kitabı aldım. Öteden beri sempati ve ilgi duyduğum Japonya –her yaz en az bir kez denizden çıkan anneme çocukların ‘aaa Japon’a bak!’ ya da ‘teyze, siz Japonsunuz değil mi?’ soruları ile karşılaşırız– hakkında yazılmış bu kitap aracılığıyla biraz olsun çok üstün gördüğüm bu kültürü tanıyayım dedim; 28 Ekim’in de yarım gün olması dolayısıyla başladım okumaya.

Japon Yapmış, 3,5 senesini Tokyo Büyükelçiliği Ekonomi Müşavirliğinde geçirmiş bir diplomatın Japonya anıları ve bu ülkeyi kendi çerçevesinden anlayışı. Dili sade ve esprili, bölümler temel Japon konularına göre ayrıldığından, kısa kısa şıp diğerine geçiyorsunuz. Büyük zevkle okudum.

Kitabı okuduktan sonra son yaşanan depremde Japonların birbirlerine olan saygılarını kaybetmeden hayatta kalma çabalarının, sakin duruşlarının, nükleer tehlikeye rağmen ülkelerini terk etmeyişlerinin, terkedenlere vatan haini gözüyle bakışlarının –bu sonuncusunu uzun yıllardır orada yaşayan ve son depremde de orada olan Türk bir sinemacının ropörtajında okumuştum– temellerini daha iyi anladım: Şintoizm. Derin ama sade bir düşünce sistemi, Japonları derinden etkileyen bir felsefe. Şinto, ruhların yolu demekmiş. Şintoizme göre, tüm nesne ve varlıkların ruhu olduğuna inanılırmış, canlı olmasa da. Yani insan da var işin içinde taş, toprak, bir kağıt parçası da... Bu sistem, herhangi bir kutsal lider, kutsal mekan, dogma ya da kurallar silsilesi içermediğinden, kişiyi evrendeki ruhlarla uyumlu şekilde yaşamaya ve içinde bulunduğu düzeni ve anı takdir etmeye yönlendiriyor. Japonların bazı zamanlar algımız ötesine geçen saygıları, medeniyetleri buradan ileri geliyor olsa gerek. Kitaptaki şu ifade çok şeyi özetliyor: “Ülke sevgileri slogancı, galeyancı değil; yapıcı, üretici ve yaratıcı.” Adamlar, ölümüne de olsa ülkesinde kalıyor, birey olarak ben ne yapayım tek başıma demiyor, çalışıyor, çabalıyor.

Bizden farklılaşan bir yönleri de ülkelerinde üretilen malların en kalitelileri iç tüketim için ayrılıyormuş. Bizde ise en iyi ürünler, ihracat içindir. Yine bu kapsamda hoşuma giden bir özellik; Nissan, Toyota, Honda gibi araç üreticilerinin, özellikle iç pazara yönelik ürünler tasarlaması ve bunların dışarıda bulunmasının mümkün olmaması.

İlgimi çeken bir diğer konu, Japonya’da avukatlığın yaygın bir meslek olmayışı. Nedeni de bu ülkede özür dilemenin çok normal sayılması, yani zayıflık belirtisi değil. Bu yüzden, Japonya’da açılan dava sayısı Avrupa ve ABD’ye oranla çok daha düşükmüş.

Ukiyo-e, Iris Garden, Yoshitaki, 1860
Tabii öteden beri hayranlık duyduğum, Kill Bill serisi ile taçlandırdığım samuraylar (soylu savaşçı sınıf)... Kitapta tam kafamdaki hayalleri gibi tanıtılmışlar, iyi bari. Sen müthiş tekniklerle vur kır, kılıçtan geçir, acıma, ondan sonra eve git, Japon bahçene bakarken felsefi düşüncelere dal, güzel sanatlarla uğraş, hatta bazı dallarda ustalık mertebesine eriş, şiir yaz. Sonra bu kırılgan dünyadan bir anda çık, harakiri (seppuku) yap... ‘Nasıl bir çelişkidir bu?’ sorusuna kitap çok güzel yanıtlar veriyor. Birçok doğu toplumunda olduğu gibi kıyım-zulümle felsefe-sanat-edebiyat yan yana...

Yine büyük hayranı olduğum Japon sanatlarında da şintoizm etkisi olduğu anlaşılıyor. Manga, animasyon, bonsai, origami, ukiyo-e, kabuki ve diğer Japon sanatları ile ilgili çok güzel bilgiler içeriyor kitap. Tüm Japon sanatlarının ortak yönü ise minimalist zarafetleri...

Anne kesin RNA’larla geçen bir Japonluk var bizde, daha çok sende; kitabın burada yazmadığım bazı detaylarında seni gördüm, şaka değil bak.

Yazarın bu kitap sonrasında yazdığı “Japon Ne Yapmış” adlı bir kitabı daha var.