25 Ağustos 2019 Pazar

Anish Kapoor @Lisson

Evde Twinings çayları eşliğinde sabah kahvaltımı yapıyor, bir yandan Brexit dolu haberlere bakıyordum. İngiliz parlamentosunun Brexit oturumları, milletvekillerinin gülüşmeleri, konuşmacılarla dalga geçmeleri, aiii, naiii diye bağırmalarını içerdiğinden çok eğlenceli. Ancak bir yerden sonra 'eehh yallah Brexit' deyip zapladım, karşıma Sky News çıktı ve tam olarak aşağıdaki röportaja (4,5 dk civarı) denk geldim.

Anish Kapoor, Lisson Gallery’de son sergisi ve de Brexit -yine Brexit'ten kaçamadık- üzerine konuşuyor. Sky News’ün anchor’larından Adam Boulton Anish’i sıkıştırıyor. Pardon da Anish sıkıştırılsa ne olur, dünyanın en zengin insanlarından biri (Serveti 1,75 milyar pound). "Sir" zaten kendisi. Cevaplarını verirken de o tavrı koruyor. Sir Anish Kapoor, Damien Hirst gibilerini içine alan bu tür yapıları -yapı diyorum çünkü bu çok büyük bir endüstri- elitist ve sahte sayanlar çok. Genelde şöyle derler:

1. Böyle sanat mı olur, o zaman ben de köpek balığının içini doldurayım, 2 milyon pound kazanayım!
2. İki tül parçasını almış, üzerine kan rengi boyaları atmış, savaşlar bitsin diyor. Zırvalık!
3. Afyon mermerlerini, oniksleri Londra’ya götürtmüş, birkaç işçiye kestirtmiş, müstehcen şekiller vermiş (kendi bile yapmamıştır onu), cilalamış. Zenginler bunlara kaç milyon verip bahçelerine koyuyorlar. Sonra kadın bedeni üstünden sanata kızıyorsunuz!
4. Bir beyaz duvarın üzerine çamurları löp löp atmış, 'son sergim çamur toplarından ibaret, gel bunu gez' diyor. Bunlar tuvale adam gibi resim çizemiyor, sonra sağa sola çamur atıp sanatçıyız diyorlar!
5. Devasa boyutlarda konkav-konveks aynalar kestirmiş, enstalasyon diye milletin gözünü boyayacak!

Bu görüşlere genelde katılmıyorum. Bu bir piyasa. Piyasalaşma da esasen kalkınma göstergesidir. Ekonomideki serbest piyasa kuralları burada da geçerli: şeffaflık, hesap verilebilirlik ve kurumların bağımsızlığı (Ah ah buradan Türkiye'ye öyle bir bağlanır ki, neyse susuyorum.). Güncel sayılacak bir örnekle devam edelim: Sotheby’s’in Ekim 2018’deki müzayedesinde, Banksy’nin 1 milyon pounda satılan Kırmızı Balonlu Kız adlı eseri, tokmak vurulduktan sonra kendini imha etti. Olaydan hemen sonra Banksy imha mekanizmasını gizlice nasıl yerleştirdiğini ve nasıl çalıştırdığını gösteren bir video yayınladı. Sanat uzmanları ise satın alanın şanslı olduğunu, eserin imha olmuş haliyle en az %50 değer kazandığını belirtti. İşte size piyasa ve win-win. Üstelik Banksy de sanat piyayasına dair protestosunu yapmış oldu, gerçi yukarıdaki beş maddeyi savunanlar bu protestoya da 'sahte' dedi ama olsun...

Bu piyasa ile ilgili tek itirazım şu olabilir: Anish ve Damien gibi heykel ve enstalasyon türünde eser üreten sanatçıların, bunları parçalar halinde öğrencilerine yaptırmaları ve sonra altına kendi imzalarını atmaları. Bunu saklamıyorlar da zaten. Türkiye’de de bunu yapan sanatçılar var, isim vermeyeceğim ancak belki de verebilirim. ‘Öğrencilere de bir hayrımız dokunsun’ gibi bir argümanları olabilir. Ancak sonu satış olan eser, heykel ve parçaların bireyselliğine ve özel oluşuna inanıyorum. Müzayede, galeri ya da fuarlardan bir parça satın alıyorsam eserin her şeyiyle imzasını atan sanatçıya ait olduğuna inanmak ve bunu bilmek isterim.

Sanat piyasasına dair görüşlerden sonra ana konuya devam ediyorum. Londra’ya kardeşim Can’ı ziyarete gelmişim, Anish de Londra’da bana gelmiş, zımni de olsa davete icabet edeceğiz artık. Anish'in Türkiye'deki sergisiyle ilgili 2013 tarihli yazıma göz atmak isterseniz, buradan.
Shoreditch'e geçmeden önce Can'ı işyerinden almaya gittim. O sırada Hakan merhaba demeye geldi. WeWork, 17 Mayıs 2019, Londra.

Anish'e gitmeden önceki gece Shoreditch'te sabahladığımızdan cumartesi geç uyandık.
WeWork Aldwych House'da kardeşim Can'la. 17 Mayıs 2019, Londra.
Brindisa'da tapas ziyafeti, ardından Blues Kitchen'da müzik ve cin ziyafeti, oh oh daha ne isterim.
Brindisa Shoreditch'teki tapas lezzetliydi. 17 Mayıs 2019, Londra.
Blues Kitchen kocaman bir kulüp. Neşeli insanlar ile pirinçler eşliğinde blues ve caz...
Blues Kitchen duvarlarından bir afiş. Bunu çektiğimde gün dönmüştü. 18 Mayıs 2019, Londra.
Çıkışta Türk dönercisinden dürüm döner. Resmen kuyruk vardı. Türk olduğumuzu öğrenince torpil de geçtiler, ne var ki beğendim diyemem, çok temiz ve leziz ama eti bana farklı geldi, meğer İngiltere'de kuzu etinden yapılıyormuş.

Dönüşte elimizde dönerlerle otobüse bindik, üst kata çıktık. Sonraki duraktan binen 6-7 kişilik bir grup 'geynç' siyah -fişlemek istemezdim ama burada belirtmem gerekiyor- arkadaştan biri (G) önümüzdeki koltuğa oturdu ve arkasını dönerek Can'a şöyle dedi:

G: Seninki neden öyle?
C: Pardon?!
G: Neden salatasız yiyorsun diyorum? (Dürümün içine ben salata eklettim, Can ekletmemişti.)
C: Sade yiyorum. (Can aşırı serinkanlı konuştu.)
G: Hee
C: Hea!
G: Nerelisin?
C: Türküm.
G: Hee bu işten anlıyorsun yani.

Bundan sonra kalkıp otobüsün en arkasına arkadaşlarının yanına gitti. Ciddi bir korku yaşadım ama Can'ın serinkanlılığına uyup kütük şeklindeki dürümü kemirmeye devam ettim. Saat sabaha karşı 3 ve otobüsün üst katında bir onlar bir de biz vardık. Konuşurken 'Dürümün bittiyse cüzdanını, saatini ve telefonunu rica edeyim' diyebilecek bir ekibe benziyorlardı. Can çok iyi idare etti ama bence o da biraz korkmuştur, korkmadım dese de...

Günlerden 18 Mayıs Cumartesi. Evde güzel bir kahvaltının ardından Monmouth Caddesine doğru yürümeye başladık, TY Seven Dials’da birer kahve içtik. Ortam aynen şu ama burada hep dışarıda oturuyoruz.
Timberyard'ın banana bread'leri harika, ısıttırıp üzerine de tereyağı sürdürün bence.
Hem Can puro içecekse rahat oluyor, hem de hareketli bir cadde, gelen geçene bakıp eğleniyoruz.
Can, puro ve flat white. Süt içmeyen kardeşim sütçü oldu. 17 Mayıs 2019, Londra. 
Gelen geçen kısmında aşağıdaki durum çok iyiydi. 21. yy aile protiplerinden biri olabilir. 'Bizim çocukları dolaşmaya çıkardık' tipi.
Tripod köpek puseti ilk kez görüyorum. Ailece hafta sonu yürüyüşüne çıkmışlar. Bu fotografı da yine TY Seven Dials'da kahve içerken çekmiştim ama sonraki gelişimde. 9 Haziran 2019, Londra.
Koparken fotograf çekilmesi konusunu tartışmaya açıyorum...
TY Seven Dials, 18 Mayıs 2019, Londra.
Oradan tube’e binip (İngiltere’de metroya tüp diyorlar, çünkü tüp genelde tünellerden gidiyor.) Lisson Gallery’e geçtik. Etrafı da kendi de sade bir galeri. Birkaç katı, birkaç odası ve bir de orta boy bahçesi var.
Sergi girişinde bu enstalasyon sizi karşılıyor. Çelik ve fiberglastan, adı Shade, 2019 tarihli. Çiviler birleşmiş bu hali almış. Bu çalışma sanki serginin kalanındaki tüm eserlerin özeti gibi: vahşi erotizm. Sohbet ettiğim galeri görevlisi de kareye girmiş. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Galerinin mimari tasarımına sade desem de kendisi pek sade sayılmaz. 1967’de kurulan bu çağdaş sanat galerisi, Anish Kapoor ve Julian Opie’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda dünyaca ünlü İngiliz heykeltıraşı ilk tanıtan galeri olma özelliği taşıyor.
Ortada pembe oniksten isimsiz bir çalışma, duvarlarda da tuval üzerine yağlı boya eserler (Eserlerin adları-sol baştan: New Blood, Matter Apart ve Blood Solid, hepsi 2018 tarihli). Duvardakileri şişmiş verimli organların bir gösterimi olarak düşünebiliriz. Karanlık dünyalarından sızıp çıkıyorlar. Can da konsepte uyumlu giyinmiş. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.

Şu an Londra’nın yanı sıra NY ve Shangai’da da galerileri var. Tabii mevcut durumda sadece İngilizleri değil, Marina Abramovic, Ai Weiwei ve Sean Scully gibi dünyaca meşhur (dünyaca meşhur demek az kaldı, her biri olay olay) sanatçıları da temsil ediyor.
Pembe oniks heykelin üstten görünüşü. İki böbrek mi dersiniz, yumurtalık mı, labia mı bilemem, ancak niye tabuttalar onu da düşünün. Doğal taşların insanı alıp götüren bir tarafı var. 18 Mayıs 2019, Londra.
1954 Mumbai doğumlu Kapoor, 1977'de Hornsey College of Art'tan, 1978'de de Chelsea School of Art'tan mezun oluyor. 1990 yılındaki 44. Venedik Bienalinde İngiltere'yi temsil ediyor ve Void Field adlı enstalasyonuyla 'en iyi genç sanatçı' ödülünü, 1991 yılında ise Turner Ödülünü kazanıyor. Ayrıca Oxford Üniversitesi 2014 yılında Kapoor'a onursal doktora veriyor. Anlayacağınız İngilizden daha çok İngiliz.
Lisson Gallery, sergi kapsamında bir de Anish Kapoor kütüphanesi oluşturmuş. 18 Mayıs 2019, Londra.
Kendi jenerasyonunda Dünyanın en önemli heykeltıraşlarından biri olarak kabul edilen Kapoor, daha çok kamuya açık alanlarda sergilenen devasa boyutlardaki, form ve mühendislik olarak insanı şaşırtan işleriyle biliniyor. Bir örnek benim de çok beğendiğim ve bir gün yakından görmek istediğim, Kapoor'un Amerika'daki ilk kamusal enstalasyonu olan Chicago'daki Cloud Gate.
Chicago merkezdeki Millenium Park'ın 20014'teki açılışı için Anish Kapoor'a sipariş edilen, AT&T'nin şehre bir hediyesi. Enstalasyon AT&T Plaza'nın önünde. Buna 'The Bean' de diyorlar. 110 ton ağırlığında.


Anish Kapoor, Lisson Gallery'deki bu onyedinci sergisinde yine çok sevdiği feminen temaları tercih etmiş. Tuvaller büyük, renkler göz alıcı. Kapoor tuval üzerine yağlı boya insanı değil; ancak sanırım ilk kez yağlıboya tuvallerini görme fırsatım oldu.
Bunlar da 2019 tarihli isimsiz iki yağlı boya. İsimsiz olsa da ana rahmi yorumunu yapmak yanlış görünmüyor. Boğa var bir de her iki resimde de, kadının gücünü temsil ediyor olabilir. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.

Kapoor şunu demek istiyor: İnsanın içinden ne çıkıyorsa bu daima kirlidir, zordur, her zaman da sorunludur. İçimizden çıkanları bir şekilde temizlemek zorundayız, esasen de tüm hayatımız böyle geçiyor. Doğru felsefeye ne gerek? Olaya felsefi bakmayalım dersek de bunlar düpedüz adet kanaması. Nasıl baktığımıza bağlı. Şurada Kapoor kendisi anlatmış.
Silikon, fiberglas ve gazlı bezden isimsiz 2016 tarihli bir çalışma. Önceki yağlı boyalarda anlatılan, içimizden çıkanları bezlerle mi temizliyoruz acaba? Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra
Galeri görevlisine birkaç gün önce Sky News’da izlediğim Kapoor röportajını galeride canlı izleyip izlemediğini sorunca ‘Benim haberim yok, ben neredeydim o sırada acaba?’ dedi. Sohbetimizin devamında da serginin açılış gününde (14 Mayıs 2019) izdiham yaşandığını, galeride adım atacak yer olmadığını belirtti. Şaşırmadım, çok ünlü bir sanatçı, insanlar akın etmiştir.
Yine üstteki ile benzer bir parça. Burada da hijyenik pedlerden esinlenmiş olabilir. Anish Kapoor Sergisi, Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Bir de güzel tarafı, 15-20 dakikada gezebilirsiniz, sergide toplamda 16 parça vardı ancak galeri de derli toplu, eserler güzel konumlandırılmış. Dolayısıyla pratik şekilde girip çıkıyorsunuz.
Soldaki isimsiz, sağdakinin adı 'Rectangle within a rectangle', her ikisi de granit ve 2018 tarihli. Gri olan National Geographic'in kapı benzeri logosunu/sarı çerçevesini andırdı bana. Bilmiyorum biliyor musunuz ancak kapıyı, psikolojide ana rahmi olarak sayan görüşler var. Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra. 

Bunlar da bahçedeki üç heykel...
Sağdaki İran oniksinden 2018 tarihli isimsiz bir çalışma. Lisson Gallery, 18 Mayıs 2019, Londra.
Lisson çıkışında, oraya çok yakın olan Küçük Venedik’e yürüdük. Londra’dan Venedik’e nasıl mı oluyor? Güzel oluyor, ciddi ciddi de benziyor.
Küçük Venedik (Little Venice), 18 Mayıs 2019, Londra.
Bölgenin adı Little Venice. İki ana kanal üzerine kurulmuş yemyeşil bir mekan. Zaten Londra’da hava kirliliği olsa da yeşil alan sorunu hiç yok. Kanal üzerinde tekne turu yapabiliyorsunuz. Sabit teknelerde de bayağı bayağı insanlar yaşıyor. Güzel film seti olur burası.
Teknede doğum günü partisi vardı. Küçük Venedik, 18 Mayıs 2019, Londra.

Kanalın tam üstündeki Cafe Laville'de chips&beer yaptık, kafenin sahipleri de İtalyandı, hatta Can şiparişi kolay yoldan İtalyanca verdi.
Cafe Laville, Küçük Venedik, Londra.

Yemeğin ardından evin yolunu tuttuk. Yalnız olsam buradan Camden’a yürürdüm ama Can yorgundu. Londra'daki son günüm çok güzel geçti, sanat, sohbet, spor dolu...

Hiç yorum yok: