16 Şubat 2019 Cumartesi

Ninatta

Tabii bir heyecan oluştu. Bir Türk operası. Adı Ninatta. Adı albenili sayılır. Librettisti Ahmet Ümit, bestecisi Türk. Aklıma hemen ilk Türk operasının yazımı için yönlendirme yapan Atamız geldi. Atatürk, İran Şahının Ankara’yı ziyareti için Ahmet Adnan Saygun’a besteletmişti ilk Türk operası Özsoy’u. Yıl 1934. Vizyon sahibi olmak çok başka bir şey. Her ikisine de Allah rahmet eylesin. Sevdiğim bir Adnan Saygun eserini çalmıştım, göz atmak isteyenler buraya buyursun.

Oyun 16.00’da. Baktım trafik çok, Kadıköy’e metroyla gitmeye karar verdim. Gayet kolaymış, tam 1 saatte Kadıköy Çarşıdaydım. Deniz daha yolda, vakit de var, soluğu Cafer Erol’da aldım. Bol tarçınlı paket bozama sarılıp ağır adımlarla Süreyya’ya yürüdüm, aa boza ne çabuk bitti!

Yerimiz köşe locada. Dolayısıyla sahnenin sol tarafı görüş alanımızın biraz dışında. Ne yapalım, ara ara balkondan sarktık tabii.
Ninatta Operası 
Oyuna gelirsek, Ahmet Ümit bu ilk librettosunu kendisine ait 2006 tarihli Ninatta’nın Bileziği adlı kitabından uyarlamış. Ninatta, besteci Evrim Demirel’in de ilk operası.

Ninatta esasen bir aşk öyküsü ancak bunun çevresinde hak, hukuk, adalet, barış gibi temaları yoğun şekilde içeriyor. Hititler dönemindeyiz, yani Anadolu’nun ilk imparatorluğu; kentleşmeyi, tarımı, ticareti devlet düzeyine taşımış bir medeniyet. Kurdukları devletin temeli adalete dayanıyor. ‘Adalet mülkün temelidir’ ilkesini ilk benimseyen medeniyet de Hititler. Sanat, kültür, müzik ve çalgılarda da çağ açtıklarını biliyoruz.

Ninatta 3300 yıl önce yaşanmış bir aşk öyküsünü anlatıyor olsa da yeryüzünün en büyük ilk çatışması sayılan Kadeş Savaşı çevresinde geçiyor. Mısır ve Hitit saraylarının entrikaları, kan, iktidar hırsı ve acılar içinde yaşanan bir kara sevda. Panku Meclisi’nin soylu kızı Ninatta ile asil savaşçı Nuvanza, tüm oyun boyunca birbirlerinin adını tekrarlıyorlar.
Ahmet Ümit'in ilk librettosu ile Evrim Demirel'in ilk operası: Ninatta.

Rejisör Mehmet Ergüven, Ninatta’yı sahnelerken şöyle söylemiş: ‘... Şu noktada uzlaşalım: Aşk, sınırları zorlamanın ötesinde, yıpranmış doğrulara teslim olan statükonun silkelenmesiyle eş anlamlıdır. Unutmayalım: Kurulu düzen yasal olanın tek taraflı belirlendiği bir hücreye hapseder bizi; aşk, sınırsız özgürlük istenci olarak, bu hücrenin duvarlarını darmadağın eder hep...’ Çok güzel ifade etmiş.

Makyajlar, Hitit kostümleri ve solistler ile koronun performanslarını beğendim. Ancak THY’nin Ridley Scott tarafından çekilen 6 dakikalık Super Bowl reklamında olduğu gibi ‘Tam olarak nedir?’ dedim doğrusu. Bazı bazı anlamadım yani Ninatta’yı. Zaman zaman böyle eserlerde seyirciye de bir alan bırakılır, itirazım yok, geçen ay Londra’da izlediğim Çaykosvski’nin Maça Kızı Operasının sonunun seyirciye bırakılması gibi... Ancak, Ninatta’da bir şeyler eksikti. Benim açımdan tat vermedi. Aşk acısını anlıyoruz, Kadeş’e giden sevgilisini bekleyen Ninatta kıvranıyor, tamamdır, ancak oyunun ciddi bir kısmı Ninatta Ninatta! Nuvanza Nuvanza! diye seslenerek geçiyor. Konu, yer, ve zaman boyutu değerlendirilerek şiirsel bir tarzın tercih edildiği belli. Ya da bilmiyorum, ben romantik değilim. Sondaki, Ninatta'nın suratını kırmızı rujla boyama bölümü de klişe kaldı maalesef.

Dekorlar daha çeşitli olabilirdi. Madem Hitit var, Mısır var, savaş var, sembolik bir savaş arabası tasarlanabilirdi. Yine, sahnenin ön sağında, bir televizyonda dönen ve modern zamanda geçen filmin vermek istediği mesaj neydi? Şunu mu demek istiyordu: Aşk her çağda acılı, sancılı.
Bahsettiğim televizyon işte bu, temsil arasında birisi çekmiş. Ninatta, Süreyya Operası, 15 Aralık 2018, İstanbul.


























Temsilin bazı bölümlerinde, operanın bestecisi Evrim Demirel’in sahneye çıkıp canlı video çekimi yapması fikri enteresan, biraz da zorlama. Bana göre çok dikkat dağıttı. Dağılan dikkati toplamak amacıyla sahne önündeki televizyonda dönen film yerine, Demirel’in sahne üzerinde canlı çektiği görüntüler verilseydi çok hoş olabilirdi. Dikkatler direkt televizyona döneceği için bestecinin sahne üzerindeki varlığı da pastel geçilmiş olurdu.

Suflöz arkadaşların sesleri çok duyuldu, rahatsız ediciydi. Sesli konuşmak ile sufle vermek arasında ciddi bir eşik belirlemek gerekiyor sanırım.
Arinna rolündeki mezzo soprano Jaklin Çarkçı Süreyya izleyicisini selamlıyor. Lütfen Çarkçı'yı daha güzel giydirin, Rake's Operasında da aynı tür etek ve bot giydirilmişti. Ninatta, Süreyya Operası, 15 Aralık 2018, İstanbul.
























Sesinin yanı sıra teatral yönü de çok etkili olan Jaklin Çarkçı’yı, piyano öğretmenim Esen Abla’yı, bas Caner Akgün’ü, değerli tenorlar Erdem Erdoğan ve Engin Yavuz’u izlemek çok güzeldi. Hitit askeri Nuvanza rolündeki Erdem Erdoğan’ın performansını beğendim, makyajı muazzamdı. Ninatta’ya aşık olan İnara’nın babası Zuvappiş rolündeki Engin Yavuz’u da müthiş yaşlandırmışlar. Oyun kartoletlerine makyaj sanatçılarının da adları yazılmalı. Bu arada İnara rolündeki Serkan Bodur’un performansı da iyiydi.
Sol başta Zuvappiş Engin Yavuz, ortada Ninatta Özgecan Gençer'i görüyoruz (Yanaklardaki kırmızı ruj da görünüyor).
Ninatta, Süreyya Operası, 15 Aralık 2018, İstanbul.


Ninatta’yı önceki yıldan beri merak ediyordum, son temsile yetiştim. Türkçe bir opera izlediğim için mutluyum, emek verenlere ve biletleri alıp beni davet eden Denizciğime teşekkür ederim.

Özgün adı: Ninatta
Libretto: Ahmet Ümit
Dünya prömiyeri: 2 Aralık 2017, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul
Orkestra Şefi: Zdravko Lazarov
Rejisör: Mehmet Ergüven

1 Ocak 2019 Salı

Falstaff

Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Bu yılı ‘iyi ki izledim’ dediğim prodüksiyonlardan biri, Falstaff operasıyla açmak istiyorum. Sevgili arkadaşım Özgür’le uzun zamandır planladığımız buluşmamızı Falstaff’la taçlandırdık. Yıllar önce seslendirmede tanışmıştık, sonra çok iyi dost olduk.
Ford, Signor Fontana kılığında Falstaff'a para teklif ederken. Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.
En büyük zevklerimden biri, açık havada Beşiktaş’tan Kadıköy’e vapurla geçmek ve ardından Süreyya’ya yürümek. 13.15’de Kadıköy Çarşıdaydım. Biraz dolandım, sonra bir dükkanın önünde Özgür’ü beklemeye başladım. Yanıma güler yüzlü yaşlı bir hanım (H) yanaştı, içimden ‘herhalde para isteyecek’ diye düşündüm. Sonra pat diye;

H: Güzelim deme, bir sivilce yeter.
Z: Anlayamadım?
H: Çok güzelsin canım ama bir sivilce yeter.
Z: Haha! Teşekkür ederim. Doğru söylüyorsunuz ama güzelim demiyorum ki, sorun yok yani.
H: Olsun, güzelsin. Ben sana formülü söyleyeceğim, kurtulacaksın.
Z: Nedir formül?
H: Zerdeçal kullanacaksın her yemekte, gör bak! Hadi bana eyvallah!
Z: Tamam kullanayım, teşekkür ederim! (Arkasından baka kalır…)

Bu ilginç diyalogdan hemen sonra Özgür geldi, gülmekten öldük. Çiya’nın leziz yemeklerinden yedikten sonra, Özgür’ün oğlu Can’ın tavsiye ettiği güzel bir kahveciye geçtik. İki lafın belini de güzel kırdık, araya uzun zaman girince... Oyun 16.00’da olduğundan, vakitlice Süreyya’ya geçtik.

Yine bir Shakespeare-Verdi ortaklığı. Falstaff, Giuseppe Verdi’nin 80 yaşındayken yazdığı son operası ve ustalık eseri olarak geçer. Her yönden doyurucu, kompleks bir eser. Kaçırmadığıma çok memnunum.
Windsor'un Şen Kadınlarının planı tuttu. Alice'in kocası Ford, evi bastığı için Falstaff'ı çamaşır sepetine saklıyorlar. 3 Kasım 2018, Süreyyla Operası, İstanbul.

Bana göre Verdi, gelmiş geçmiş en önemli opera bestecisi. “Allah verdi de Verdi’yi idrak ettik” diye de bir espri yapayım. 19. yüzyılda yaşamış, 20. yüzyılın başında ölmüştür. Donizetti’den sonra İtalyan operasının adeta tarihini yazmıştır. Bizde yıllarca görev yapan, sanat ve operamıza büyük katkı veren Donizetti Paşa’ya da sonra değiniriz. Verdi’nin ilk dönem çalışmaları Ernani, Il Trovatore, La Traviata, ikinci dönem Aida, son zamanlar da Otello ve Falstaff olarak sayılabilir. Kişisel favorilerim I due Foscari ve Rigoletto operalarıdır. Verdi’nin en kritik özelliği bence vokallerin zorluğu. Falstaff da esasen çalması ve söylemesi zor bir opera. Verdi’nin operalarının librettoları ise romantik dönemin şair ve yazarlarından uyarlanır genelde. Dumas, Byron ya da Shakespeare gibi. Falstaff operası da, Shakespeare’in “Windsor’un Şen Kadınları” adlı oyunundan İtalyan şair, romancı ve libretto yazarı Arrigo Boito’nun yaptığı bir uyarlama.
Sir John Falstaff, iki kadına da aynı aşk mektubunu yazmakla meşgul. Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Zaman IV. Henry dönemi (1399-1413), yer Windsor İngiltere. Opera bir handa başlar. Masada ziyafet verilmiş ve bitmiştir. Bir hokka, kalem, kağıt. Sir John Falstaff yazdığı mektupları balmumuyla mühürlemekle meşguldür. Uşakları da oradadır.
Kendini akıllı zanneden Falstaff'ı uşakları da motive ediyor.
3 Kasım 2018, Süreyya Operası, İstanbul.
Çapkın ve şişman Falstaff’ın kötü emelleri söz konusudur. Evli ve iki yakın arkadaş olan Alice Ford ve Meg Page’i baştan çıkaracaktır ancak esas niyeti zengin kocalarının servetine konmaktır.
Falstaff, Alice'in evinde tuzağa düşürülmeden hemen önce hazırlıklar devam ediyor.
Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Shakespeare’in mükemmel komedisi Windsor’un Şen Kadınları’nı temel alması nedeniyle, son derece ritmik ve hareketli bir opera (Commedia dell’Arte). Diyalog çok ve hemen tüm solistler eşit katkı veriyor. Herhalde Verdi’nin son operası olması nedeniyle melodik olarak Verdi’nin önceki çok meşhur operalarından alıntılar da içeriyor. Tek kelimeyle muhteşem bir eser!
Boynuzlar Falstaff'a geliyor. 3 Kasım 2018, Süreyya Operası, İstanbul.

Solistlerden, teatral ve müzikal olarak ilk favorim Alice Ford’u canlandıran Deniz Yetim oldu. Deniz Yetim, kostümü de olağanüstü taşıdı. Sonraki favorim Mistress Quickly’yi (Falstaff’ı oyuna getirmek için Alice’e Falstaff’la randevuyu ayarlayan, aynı zamanda Alice ile Meg’in arkadaşı) canlandıran Deniz Erdoğan Likos, harika bir sese sahip. Sir John Falstaff’ı canlandıran Kevork Tavityan, ses ve teatral anlamda her zamanki gibi olağanüstüydü.
Mistress Quickly ile Falstaff.

Genel olarak reji, kostüm, dekor, ışık mükemmeldi. Türkiye’de uzun zamandır bu kadar doyurucu bir prodüksiyon izlememiştim.
Oyun sonu selamı, ortada orkestra şefi Roberto Gianola. Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Eseri sahneye koyan İtalyan rejisör Renato Bonajuto (79 doğumlu), çok iyi iş çıkarmış, grazie Renato! Falstaff'ı daha önce farklı operalarda 4 defa daha sahnelemiş, beşincisi İstanbul Operası. Orkestra şefi de Roberto Gianola. Anlayacağınız eser, İstanbul Operası prodüksiyonu ancak mimarları A’dan Z’ye İtalyan.
Alice Ford'u canlandıran Deniz Yetim mükemmel performans gösterdi, büyük alkış aldı.
Falstaff, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Aşk, para, kandırmaca, hırs, entrika gibi tüm duyguların yer bulduğu karmaşanın sonunda hayatın aslında bir şakadan ibaret olduğuna değinen bu operayı, yeni sezonlarda tekrarlanması durumunda kaçırmayın diyor, mutlu yıllar diliyorum.
Bitmesin ama lütfen! Nasıl da tufaya geldin Sir Con Falstaff?!, Süreyya Operası, 3 Kasım 2018, İstanbul.

Özgün Adı: Falstaff
Zaman, yer: 15. yüzyıl, Windsor, İngiltere 
Libretto: Arrigo Boito
Dünya prömiyeri: 9 Şubat 1893, Teatro ala Scala, Milano
Orkestra Şefi: Roberto Gianola
Rejisör: Renato Bonajuto


Türkiye prömiyeri: 15 Nisan 2004, İzmir Devlet Opera ve Balesi
Son prömiyer: 7 Nisan 2018, Kadıköy Süreyya Operası, İstanbul

Özgür'le oyun sonu neşesi. Süreyya Operası fuaye, 3 Kasım 2018, İstanbul.

10 Kasım 2018 Cumartesi

Arkas Koleksiyonuna Post-Empresyonist Bakış

Louis Anquetin, Şemsiyeli Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1891.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Şebnem sabbatical’da. Ayşegül Kütüphanede. Yok öyle değil. Hayır, Black Sabbath’a da katılmadı. 6 aylık kafa izninde gibi düşünebiliriz. Afrika’dan geldi. Greg’le Türkiyemizi karış karış dolaştılar. Aralardaki boşluklarda da koştular. Seneye Büyük GAP Projesi bekliyorum sizden ŞebGr.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezinde 13 Eylül - 6 Kasım tarihleri arasında çok özel bir sergi düzenlendi. Meridyen’den Kristina'dan, serginin küratörü ve Arkas’ın sanat danışmanı Niko Filidis ile özel bir tur teklifi gelince, Şebnem’i de davet ettim.
Karaköy Karabatak. Burada da ortam boşken şerefiyeli masalara 'reservado' ! şeklinde nesneler koyulmasını hiç anlamam. Kim kahveciye giderken rezervasyon yaptırır? Yok öyle bir şey.
Karabatak’ta buluştuk. İki lafın belini kırdık. Şebnem taze kahvesini, ben de klasik olduğu üzere affogatomu hüplettim. Ardından Mimar Sinan’ın yolunu tuttuk.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu. Ortam harika.
20 Ekim 2018, İstanbul.

Saat 17.00’de Bay Niko ile rehberli turumuz başladı. Bay Niko aslında mimar ancak Lucien Arkas ile dostluğu ve işbirliği sonucunda uzun yıllardır Arkas’ın sanat danışmanlığını yaptığını anlattı.
Leon de Smet, Okuma Zamanı - Mahremiyet, tuval üzeri yağlı boya, 1913.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul

Arkas Koleksiyonundan 100’ü aşkın eserin bulunduğu bu seçki, Türkiye’de post-empresyonizm üzerine açılan en kapsamlı sergi.
Tek tek fırça darbeleri ile kaç yılda bitmiştir bu resim?
Post-empresyonizm, adı üzerinde, empresyonist fikirlerden doğmuş bir akım. Empresyonizme (izlenimcilik) adını veren Claude Monet olmuştu biliyorsunuz. Monet, empresyonizmi aslında "İzlenim, gün doğumu” (Impression, soleil levant) adlı 1872 tarihli resmi ile başlatmıştı. 2012 tarihli bu yazımda da değinmişim.
Kitap okuyan kızın elbisesinin deseninin güzelliği...
Empresyonistlere göre sanatçı direkt gerçeği değil, gördüklerinin kendisinde uyandırdığı hislerle kişisel yorumunu ön plana çıkarmalı. Doğa, günün farklı saatlerinde değişik ışıklar altında farklı görünümler alıyor. Empresyonistlerde renk ve ışık ön planda. Post-empresyonizmde ise bu biraz kısıtlayıcı bulunuyor ve yaratım sürecinde yenilikçi bir yaklaşımla sanatçının duygu ve düşünceleri, alt beyni, yani kişisel bakış açısı ön plana geçiyor. Yani 1880’lerin sonu itibarıyla duyguların özgürleştiği ve daha derin bir sembolizmle anlatıldığı bir dönem başlıyor.
Oturduğu koltuktaki tavus kuşu detayları...
Tabii merkezimiz her zamanki gibi Paris. Temsilciler de Paul Cézanne, Paul Gauguin, Georges Seurat, Henri de Toulouse-Lautrec gibi Fransız ressamlar. Ancak içlerinde ayrık bir kimlik var ki o da Hollandalı Vincent van Gogh. Bunların çoğu empresyonist olarak başlayıp sonrasında kendi bireysel yöntem ve yollarını bulmuşlar. Bu grup 20. yüzyıl modern resim trendlerinin, kübizm, fovizm gibi sonraki akımların şekillenmesinde etkili oluyor.
Serginin marka parçalarından Okuma Zamanı tablosunun önündeyiz.
Bay Niko’ya sergideki eserlerin yaklaşık değerini sorduk, serginin sadece sigortasının 40 milyon Euro olduğunu öğrendik. Arkas Koleksiyonu tam 1800 parçadan oluşuyor ve ana üs Lucien Arkas’ın İzmir’deki evi. Ev derken mini şato gibi de düşünebiliriz, 6500 m2. Eserler, toplam 20 yıllık süre zarfında müzayede ve özel koleksiyonlardan toparlanmış.
Pierre-Auguste Renoir, Madame Thurneyssen, tuval üzeri yağlı boya, 1908. Renoir demiş ki 'Bir sabah siyahımız kalmamıştı, yerine lacivert kullandık, işte o an izlenimcilik doğmuştu.'
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Sergiyi gezmeye empresyonizmin babalarından Renoir ile başladık. 1908 tarihli Madame Thurneyssen. Thurneyssens’larla Renoir’lar aile dostuymuş. Renoir, Thurneyssens ailesinin birçok resmini yapmış. Aile güzel insanlardan oluşuyor. Renoir’ın da güzellik anlayışı yuvarlak hatlı hanımlar olduğundan Madamın başka resimlerini de yapmış. Saç ve kıyafetteki pembe çiçekler doğurganlık sembolü olarak yorumlanabilir, kıyafet sıradan ancak Renoir, Madamın bedenine odaklanmamızı istemiş, bilhassa da yüz ve göğüs kısmına.
Henri-Edmond Cross, Bormes'dan Bir Manzara, tuval üzeri yağlı boya, 1907.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Şu resmi çok beğendim. Henri Edmond Cross’un ‘Bormes’dan Bir Manzara’ adlı 1907 tarihli eseri. Uzaktan ve doğru noktadan bakınca 3 boyutlu görünüm yaratan, divizyonist/bölmeci tarzda bir resim. Aslına bakarsanız epey teknik bir olay bu, empresyonistlerden daha zor bu divizyonist/pointilist ressamların işi. Renkleri tek tek fırça darbeleri ile birbirinden ayırıyorsunuz ancak izleyenin gözünde bir bütün olmasını da sağlamanız lazım tabii.
Maximillien Luce, Madame Luce'ün Portresi (Ambroise Bouin), tuval üzeri yağlı boya, 1905.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Ooo tonguçluk akımından bir resim var karşımızda. Her yönden dominant bir insana benziyor. Elleri nispeten zarif.
Frits Thaulow, Montreuil - sur - Mer Değirmenleri, tuval üzeri yağlı boya, 1892.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul

Henri Edmond Cross’un resminden sonra en beğendiğim resim bu oldu. Su, dalga ve ışığın bu kadar güzel bileşimine az rastlanır herhalde. Norveçli ressam Frits Thaulow, Danimarka’da eğitim almış ve o da sonunda bu işin merkezi Paris’e yerleşmiş. Thaulow eskiden bir deniz ressamıymış, o yüzdendir ki su resimlerinde hep başrolde. Monet’nin yakın arkadaşı, Gauguin’in de bacanağı. Vay, ilişkilere bak.
Resimleri yakından inceliyorum. Işıklandırma favorim olmadı maalesef.
MSGSÜ Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Ooo, Thaulow'un su resmini her yönden incelemeye almışken objektiflere yakalanmışım.
Louis Anquetin, Su Kenarındaki Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1889. Bu çalışmaların karikatürün yaratılmasında etkili olduğu belirtiliyor. İlk dönem karikatürü olarak ele alınabilir sanırım.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Gelelim benim çok sevdiğim ressamlardan Henri de Toulouse-Lautrec’e. Lautrec aslında Fransız bir kontun oğlu ama akraba evliliğinden ötürü fiziki kusurları var ve Paris’in o tatlı bohemini istediği şekilde yaşayamıyor. Ancak bence biraz da bu nedenle sanatı çok yaratıcı. Louis Anquetin’i ise bu sergiye kadar tanımıyordum. Yukarıdaki ve yazımın girişindeki resimlerini görünce ‘Aa benim Toulouse-Lautrec’imden kopya çekmiş’ demiştim. Amma velakin sonra tarihlere bakınca anladım ki bizim minyon Lautrec, Anquetin’den kopiş… Kont Alphonse’un oğlana bak sen. N’aptın sen Lautrec, evdeki bardak altlıkları bile Lautrec. Derhal onların Anquetin versiyonlarını bulmam gerek. Duyan, bilenler haber versin.
Jacques-Emile Blanche, Andre Gide'in Portresi ya da Andre Gide 21 Yaşında, tuval üzeri yağlı boya, 1890 civarı.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bugüne dek André Gide’in bir tek Dar Kapı kitabını okudum ancak saç, kaş ve bıyıklar iyiymiş André'nin.
Henri Le Sidaner, soldaki resim Suyun Üstündeki Ev (ki burası Bruges'müş), 1906. Sağdaki resim Havuzlu Avlu, Hampton Court Sarayı (Londra), 1908.MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Yine bu sergi vesilesiyle öğrendiğim bir diğer ressam Henri Le Sidaner. Bay Niko’nun söylediğine göre Le Sidaner, genelinde kuşluk vaktinde resim yapmayı seviyormuş, güneş battı batacak. Soldaki Bruges, sağdaki Londra. Birbirleriyle kıyaslanamayacak olsalar da her ikisi de favori şehirlerimden.
Henri Lebasque, Prefailles, Deniz Banyosu Sonrası, tuval üzeri yağlı boya, 1922.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Gelelim başka bir Fransız Anri’ye. Bu da Henri Lebasque. Lebasque ailesiyle gurur duyarmış, genelinde de ailesini resmetmiş. İşte karısı ve çocukları.
Henri Lebasque, Mandolin Çalan Küçük Kız Çocuğu (Marthe Lebasque), tuval üzeri yağlı boya, 1905.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Her iki resmi de neşe dolu. Bay Niko sandalyenin kıvrımları ile kızın bacağının kıvrımlarının uyumuna dikkat etmemizi istedi.
Felix Edouard Vallotton, Mandalina ve Muz Sepeti, tuval üzeri yağlı boya, 1923.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Natürmortlar ne kadar canlı, bana bunlardan bir tane lazım… Sergideki hemen tüm resimler müze camı ile kaplanmış. Önlem amaçlı yapılsa da, bazı eserlerde ışığın konumu nedeniyle çok parlama yapıyordu.
Felix Edouard Vallotton, Güller ve Latin Çiçekleri, tuval üzeri yağlı boya, 1919.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bu resim de natürmort kategorisinde ele alınabilir aslında, modelin neredeyse önemi yok; yastıklar, koltuk şalları ve fon daha ön planda. Eser tam 104 yıllık, buna rağmen turuncuların, kırmızıların, lacivertlerin canlılığı karşısında gözlerim kamaştı. 
Theo van Rsselberghe, Dinlenen Model, Maud, tuval üzeri yağlı boya, 1914.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Bay Niko bu eserlere çok iyi bakıyor, belli.
Gaston La Touche, İkizler, kontrplak üzeri yağlı boya, 1890.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Tatlı bir resim daha; ikiz erkek bebeklere anne ve bakıcı tarafından ilgi gösterilirken, küçük kız çocuğu soldan soldan kıskanıyor. Resimdeki dış bahçe ise muhteşem yapılmış bence. Gaston La Touche’dan güzel tuşe. Gaston deyince de aklıma hep Gaston La Gaffe karikatürleri geliyor, neyse ki bu Gaston gaf yapmıyor.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Beş Kubbe Salonu, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Arkas Koleksiyonuna ilk Türk ressamlardan başlanmış, sonra bakılmış ki bu Türk ressamların hemen hepsi André Lhote’un öğrencisi. ‘Dur biz şu Lhote’a da bir odaklanalım’ deyince, bakın koleksiyona neler katılmış, muhteşem. André Lhote, ülkemizin sanat tarihinde önemli yeri olan bir sanatçı.
Andre Lhote, Oturan Nü, tuval üzeri yağlı boya, 1918. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Lhote’un Paris’teki akademisinde pek çok ünlü Türk ressam eğitim görmüş. Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nurullah Berk bunlardan sadece ikisi. Lhote sanatı "form yapmak" olarak tanımlıyormuş. Tabii ki form da geometri ile olur. Buyrunuz kübist örneği Lhote’un elinden yukarıda ve aşağıda.
Andre Lhote, Topluluk ya da Şarkıcının Etrafında, tuval üzeri yağlı boya, 1908. Resimde de dönemin meşhurları var, top sakallı Gauguin. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Serginin teması yeşil. Buna uyumlu şu resmi beğendim. Hollandalı Kees van Dongen’e ait. Bu fovizme örnek olsa gerek. Direkt tüpten çıkmış gibi duran bölümlere dikkat. Fovistlerin temel olaylarından biri bu.
Kees van Dongen, Mücevherli Kadın, tuval üzeri yağlı boya, 1929.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Bana göre hem sert hem de yumuşak etkiler bir arada bu resimde. Güzel. Fovizm adı üstünde vahşilik. Fovistler de Fransız geleneklerini yıkma uğruna bu işlere girişmişler. Baksanıza model üst tabakadan, elbisesi elegan ancak ressamın pek umuru değil, göz çevresi, boyun ve kollarını koltukla aynı renk yeşil yapıyor. Yani ne diyor, ‘siz bu üst tabaka hanımın genel havasına, cazibesine bakın, makro takılın’ diyor.
Jan Sluijters, Şapkalı Kadın Portresi, tuval üzeri yağlı boya, 1911 civarı.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Bir diğer Hollandalı Jan Sluijters’den renk ve formun doruğa çıktığı başka bir çalışma. Bu, ressamın ikinci karısının bir arkadaşıymış, adı Trudi. Trudi’nin şapkasının içi menekşe rengi, gözleri de menekşe.
Şapkasının üzerindeki çiçeklerin rengi göz çevresinde kullanılmış. Saçları ise adeta başka bir çiçek buketi gibi sunulmuş. Muhteşem yeşillikteki ceketin desenleriyle fondaki kırmızılıkların uyumu da dikkat çekici. Müthiş resim. Bir tek o sağ tarafta niçin o kadar gri boşluk bırakmış, onu çözemedim.
Georges Braque, Rom Şişesi, kontrplak üzerine yağlı boya ve kum.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.
Georges Braque, “sanatta gerçekliğe bir çelme takmadan etki elde edilemez” demiş. Picasso da ona “Jorj bırak bu işleri!” demiş bence. Çünkü Kübizmin babası aslen Georges Braque olmasına rağmen, tanıtım ve promosyonu adeta Picasso’ya bırakmış.
Georges Braque, Siyah Çaydanlıklı Natürmort, tuval üzeri yağlı boya ve kum, 1941-1942.
MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul
Sonuçta dışardan gelen Picasso. Gelmiş ve İspanyol neşesi ile almış götürmüş kübizmi evine.
Bu da Bay Niko'nun serginin mühim parçalarının ilk sırasına koyduğu eser. Nokta nokta, emek emek. Achille Lague, Elma ve Portakallı Natürmort, tuval üzeri yağlı boya, 1892. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.

Bu tura vesile olduğu için Kristina'ya ve bizleri derin bilgileriyle donatan Bay Niko'ya teşekkür ederim. Meridyen ekibi ile tur sonundan bir fotograf.
Tur sonunda üzerimize nur inmiş, Bay Niko da gidiyor.
Sergi girişinden çıkışına kadar denk geldiğimiz tüm Arkas görevlileri nazik ve sanat dostu olduğu belli olan insanlardı. Böyle bir ortamda bulunmaktan ve Türkiye’de böylesi koleksiyonlar yapıldığını öğrenmekten ötürü gururlandım ve mutlu oldum.
Çıkışta karşı salondaki modern sergiye de göz attık. MSGSÜ Tophane-i Amire KSM, 20 Ekim 2018, İstanbul.


Sergi sonrası hemen arka yoldan Cihangir’e tırmandık. Yol üzerinde birkaç tasarım mağazasına uğradık. Ardından turşu suyu molası verdikten sonra Cihangir’de hoş sohbet yemeğimizi yedik. Sonra mekan değiştirip çaylarımızı yudumladık ve yine aynı yoldan Karaköy’e indik. Arabayı bıraktığım Karaköy İspark Otoparkının orada ayrıldık. Buraya kadar her şey güzel. Ancak otoparktan çıkamadım 22.30’dan 00.30’a kadar. Dışarıdaki trafik, nereden geldiği belli olmayan vale komitesi ve otoparkın hemen dönüşündeki trafik ışıkları nedeniyle otoparkın içinde tam 2 saat bekledik ben ve benim gibi onlarca araç.
Karaköy İspark Çok Katlı Otoparkından çıkış 2 saatte mümkün oldu.
O anlardaki sakinliğim karşısında şu an bile şaşkınım. ‘Neyse ki manzaralı, havadar bir otopark’ diyemiyorum, buna yetkililerin acilen çözüm üretmesi gerekiyor. Normal değil bu durum (Çözüm: Böyle aşırı merkezi konuma yapılan çok katlı otoparkın yıkılması ya da benim hafta sonları araba orucu tutmam).