5 Mayıs 2016 Perşembe

Bir Delinin Hatıra Defteri

Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Sahnesi, 24 Nisan 2016, İstanbul.
Erdal Beşikçioğlu. Nam-ı diğer Behzat Ç. Fenomen. Hiç izlemedim dizisini. Bir yerden aşinayım ama: Kardeşim Can’ın odasında son ses bilmem kaçıncı kez Behzat Ç. izlemelerinden. Çığlık çığlığa bağıranlar, savcının Behzat’a bitmeyen haykırışları, Angara şiveleri, “Heaa” diye çığıranlar, vb. Neyse ben de biraz biliyormuşum galiba.

Konumuz Behzat Ç. değil ama Erdal Beşikçioğlu’nun hayat verdiği Poprişçin karakteri. Ukraynalı yazar Gogol’ün (1809-1852) zamansız eseri Bir Delinin Hatıra Defteri’nin eşsiz yorumu da diyebiliriz. Uzun süredir bu denli etkilendiğim bir tarz olmamıştı.
Erdal Beşikçioğlu'nun Ankara'daki eski bir oyun performansından. Burada saçları kısaymış.
Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Sahnesi, 24 Nisan 2016, İstanbul.
Biletleri yıllardan beri karaborsaya düşen, çıktığı dakikada tükenen, hatta bu sebepten tonla ekşi sözlük yazısına konu olan bir oyun bu. Biz nasıl başardık ve bu şerefe nail olduk peki? Efe sayesinde. Levent’teki nostaljik Melodi Pasajı’nın içindeki İstanbul Tatbikat Sahnesi gişesinden iki bileti koparmış. Büyük olay bence.

Anadolu yakasındaki bahara merhaba gezintisinin ardından akşam Levent’e vardık. Arabaya şerefiyeli bir yer bulup Melodi Pasajı’na yürüdük. Bu pasajda eskiden sinema vardı, İstanbul’a ilk geldiğim yıllarda sanki birkaç kez gittim diye hatırlıyorum ama çok da emin olamadım. Pasajdan içeri girdiğimde ise içimden ‘hey gidi günler, pasajların son kalanı mıdır bu acaba?’ diye geçirdim. Çok mutluydum.

Pasajın sinema salonu artık bir tiyatro sahnesi olarak hizmet veriyor. Erdal Beşikçioğlu’nun önderliğinde, tarihi 1940 yılına dayanan ve Devlet Tiyatroları’nın temelini oluşturan Tatbikat Sahnesi ruhu, Ankara’dan sonra İstanbul’da Melodi Pasaj’ında yaşıyor. Döne döne aşağı indik. Düz ayak salona girdiğimizde, halka şeklinde dizilmiş tekli koltukların tam ortasındaki meşhur vinci gördük. Erdal Beşikçioğlu vincin üzerindeydi ve bacakları iki yandan sallanıyordu. Oyun vincin üzerinde vuku bulduğundan kafa yukarıda izliyorsunuz; yerimiz o açıdan çok iyiydi. Sorunlu boynum hiç ses vermedi.
Bu da benim objektifimden.
Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Sahnesi, 24 Nisan 2016, İstanbul.
Gogol’ün 1842’de yazdığı ‘Bir Delinin Hatıra Defteri’ sahneye uyarlanmış en klasik hikayelerden biri. Türkiye’de ilk kez 1965'te Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Genco Erkal tarafından oynanmış ve ülkemizde oynanan ilk tek kişilik oyun olarak tarihe geçmiş. Hatta Genco Erkal şimdilerde oyunun 50. yıl kutlaması olarak Poprişçin karakterini tekrar yorumluyor. Karakterin Erdal Beşikçioğlu yorumu ise bir Ankara Devlet Tiyatrosu prodüksiyonu ve tarihi 2008 yılına dayanıyor. Yani Beşikçioğlu 8 yıldır bu karakterle yaşıyor.
Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Sahnesi, 24 Nisan 2016, İstanbul.
Bir Delinin Hatıra Defteri, müdürünün güzel kızına âşık olan yedinci sınıf küçük bir devlet memuru Poprişçin’in bunalımını anlatır. Kızın da kendisine âşık olabileceğini düşünen naif Poprişçin, babasının gözüne girebilmek için onun kalemlerini yontar. Kıza açılamaz ve onun kendisi hakkındaki düşüncelerini bir köpeğin mektubundan okur. Köpeklerin konuştuğuna inanan karakterimiz, kızın kendisi yerine bir asilzadeyi sevdiğini öğrendiğinde yıkılır ve gerçeklerden koparak çıldırmaya başlar. Poprişçin bir süre sonra kral olduğuna inanır ve ‘İspanya Kralı Ferdinand’ım ben’ demeye başlar. İspanya’dan elçilerin kendisini götürmeye geleceklerini düşünürken akıl hastanesine kapatılır. Hastanede kendisine kötü muamele edilir ve hırpalanır. O noktadan sonra ufak bir çocuğa dönüşen ve annesine sığınmak isteyen Poprişçin, hastanede başına gelenleri de bir tür taç giyme töreni olarak algılar. Beşikçioğlu'nun tören esnasında kafasına taç yerine çöp kovasını geçirip yaptığı yankılı konuşma unutulmazdı.
Bir Delinin Hatıra Defteri eskizler: akıl hastanesi hücresi, elinde kova kral figürü ve başa geçirilen kova sahnesi.
Hikayenin felsefesinde Poprişçin, hayatın kendisine yakıştırdıklarını reddeden biri olarak baskıcı sistemden çıkmayı ister. Ne var ki bir köpek tarafından bile aşağılanan karakterimiz, türlü saçmalıkların içinde aklını yitirir. Gerçi bu sanrı, akıl yitirme midir yoksa pis gerçekliğin ta kendisi ile tanışma mıdır, tartışılır. Konunun zamansız oluşu demem de sistemin çarpık ve iki yüzlü tavrının tüm yüzyıllarda nasıl da aynı olduğunu tekrar görmemizden ileri geliyor. Sosyal sınıfların saçmalığını ortaya koyan Gogol, insanların statülere, rütbelere, kurdelalara yüklediği anlamların sonuçlarını gösteriyor bize.

Tek perdelik oyun yaklaşık 80 dakika sürdü. Bu noktada rejiden bahsetmeden geçemeyeceğim. Metni uyarlayan ve yöneten Cem Emüler, müthiş bir fikre imza atmış. O da oyunun tamamının bir vincin kafesinde geçiyor ve vincin komutasının da Erdal Beşikçioğlu’nda olması. Oyun bu sıkışık alanda geçse de Beşikçioğlu’nun bize serdiği evren kocaman. Devamlı hareket eden mavi vince, Poprişçin’in evi de, çalıştığı devlet dairesi de, gezdiği sokaklar da, yatağı da, tuvaleti de, kapatıldığı akıl hastanesindeki hücresi de, zihninin derinlikleri de sığmış. Bu arada kostümler de yerli yerindeydi ve ruhu iyi yansıtıyordu. Beşikçioğlu'nun önü pörtlemiş botlarına ise bayıldım.

Vinç fikri ayrı bir hoşuma gitti zira bizi yiyip yutan toplumsal mekanizmayı güzel yansıttığını düşünüyorum. Oldum olası endüstriyel ortamları, antrepoları, içinden boru geçen evleri, boyanmamış tuğladan okulları sevmişimdir. Yeniden düzenlenen bu salonun tavanı da biraz buna yakındı. Beşikçioğlu vinci salonun tepesine çıkarıp kafesinden çıkıp tavan korkuluklarına tutunarak yürüyünce sevgim de tavan yaptı. Hele bir ara az kalsın düşecek sandık.
Erdal Beşikçioğlu'nun Ankara'daki eski bir oyun performansından.
Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Sahnesi, 24 Nisan 2016, İstanbul.
Bir sanatçı bir hikayeyi bu kadar net aktarma çabası içindeyken, fiziksel olarak da aşırı risk içeren bu hareketleri nasıl kotarır? Beşikçioğlu ziyadesiyle kotardığı gibi biz seyircilere de bunu çok doğalmış gibi zerk etti. Büyük performans! Oyun sonunda aramıza inip selam verirken kan ter içindeydi, o halde bile salonda hopbidi koşuyordu.

Oyunun adeta mitleşmesinde Erdal Beşikçioğlu’nun ‘Behzat Ç.’ karakterinin etkisinin olduğunu düşünmekten doğal bir şey olamaz. Diğer yandan performansı izledikten sonra, insan dizi etkisinden tamamen arınarak -ki ben başta dediğim gibi diziyi sadece yüksek sesinden biliyorum- ‘bu insan değil, farklı bir tür’ diyor. Mitleşmesi normal bence. İşine kendini bu denli vakfeden, karakterin bin kez hakkını veren, ‘yöntemi ben belirlerim, siz de ağzınız açık izlersiniz’ diye bağıran bir sanatçı Erdal Beşikçioğlu. Helal olsun, yazarken bile kalp atışlarım hızlandı. Normalde tekrarları sevmem ama bir şansım olursa tekrar izlemek isterim. Keşke herkes hayatın sınırlarını zorlasa ya da en azından zorlamaya kalkışsa.
Bir Delinin Hatıra Defteri, Tatbikat Sahnesi, 24 Nisan 2016, İstanbul.
Oyundan hoşuma giden birkaç replik:
"Ayda sadece burunlar yaşıyor."
"Şubatın 49'u."
"Şubattan sonraki Ocak ayı."
"İngiltere burnuna enfiye çektiği zaman Fransa hapşırır."
"Cezayir Paşasının burnunun altında kocaman bir ben varmış."

Yazan: Nikolay Vasilyeviç Gogol
Uyarlayan ve Yöneten: Cem Emüler
Işık: Mustafa Bal
Ses: Tayfun Gültutan
Yönetmen Yardımcısı: Erdal Beşikçioğlu
Oynayan: Erdal Beşikçioğlu
Prömiyer: 4 Ocak 2008, Ankara

Hiç yorum yok: