27 Temmuz 2015 Pazartesi

Wang Wang

Londra'daki son günümde sabah 09:30’da Blackfriars’dan Victoria’ya, oradan da Southern Railway aracılığıyla Gatwick’e geçtim. "Vakitli gittim, valizim de kabin valizi, kahvaltıyı orada ederim" dedim ama sırayı görünce kahvaltının hayal olduğunu anladım. Valizi x-ray’e verdikten sonra her yerinizi gören silindirik dev bir vücut x-ray’ine giriyorsunuz. Sıra bana geldiğinde, polis “sen geç” dedi ve beni o silindire sokmadan geçirdi. Yine de sonrasında kabin valizlerini aşırı detaylı taradıkları ve %90 insana açtırdıkları için epey sıra bekledim.

Son gecemde dönmenin huzursuzluğundan mıdır bilinmez iyi uyuyamamıştım. Uçuş boyunca kişisel tüm rekorlarımı kırarak sanırım 2 saat uyumuşum. Yanımdaki İngiliz kızın binbeşyüz adet kıyafetinden biri koluma sürtününce uyandım. Bir insan bu havada hem hırka hem şal hem kaşkol hem de her tarafından binlerce tüy, ip vs sarkan her bir şeyi üstüne niye giyer? Kime ne normalde ama hepsi ayrı bir noktamdan bana sürtünüyor!

Akşamsa İKSV Müzik Festivali’nin kapanış konserine iki kişilik biletim vardı. Konser Borusan Filarmoni ve piyanist Yuja Wang. Asla kaçırmak istemiyordum. Sabah Pelin’le mesajlaşmış ve birlikte gitmeye karar vermiştik. Tek ki ben Sabiha’ya indikten sonra Taksim’e, daha doğrusu Lütfi Kırdar’a yetişebileyim.
Pelin'in çektiği karelerden oluşan gif'imiz.
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, 29 Haziran 2015, İstanbul

Konser 21:00’da başlıyordu. Uçağım 12:40. Saat farkı nedeniyle Sabiha’ya iniş 18:35. Havataş’la Taksim’e geliş süresi dualara kalmış tabii. Neyse ikide bir “Ne zaman kalkar?” diye soruşumdan herhalde “Nereye yetişeceksiniz hanımefendi?” diye soran Havataş’ın şoförü inanılmaz hareketlerle 20:30’a doğru Taksim’deydi. İnsanımızın bu halden anlayan hallerine bayılıyorum. İnerken de “iyi dinletiler” diye uğurladı beni sağ olsun.

Yuja Wang'in sihirli parmakları.
Elleri örümcek maşallah.
Malum eve gidip üst baş değişecek süre kalmamıştı, valizi sürükleyerek 15 dakikada Lütfi Kırdar’a vardım. Şık şıkırdam insanların içinden spor kıyafetlerle geçerek fazlalıkları vestiyere bırakıp Pelin’i beklemeye koyuldum. Ben orada sandviç kemirirken, o da Nişantaşı’nda güzel yemeğini yeyip aheste bir şekilde konser alanına ulaştı. Kapıda biraz sohbetten sonra salonda yerlerimizi aldık. Yerimiz güzeldi ama Yuja Wang daha bir güzeldi.
İstanbul Müzik Festivali Kapanışında Yuja Wang ve BİFO Konseri. Fotografları Pelin çekti.
Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı, 29 Haziran 2015, İstanbul


O nasıl bir çalmaktır, hep okuyordum kendisi hakkındaki yorumları ama cidden büyük yetenekmiş. Gösterişli kıyafeti ve üzerinde dikkatle yürüdüğü topuklularla sahneye çıktı. Tüm programı ezberden çaldı. Son derece sempatikti.

28 yaşındaki Çinli virtüöz piyanistin ellerini takip etmekte zorlandık. Orkestra üyeleri de onunla çalmaktan ötürü mutlulardı, hepsinin yüzlerinden okunuyordu. Hele davulcunun 32 dişi ve tüm vücuduyla davulu tokmaklama usulü, bizi gül gül öldürdü diyebilirim.

Profesyonel seviyeye 2007 yılında daha 20 yaşındayken Boston Senfoni Orkestrası’yla verdiği konserle yükselen Yuja Wang şu an uluslararası otoritelerin kabul ettiği, dünyanın saygın şef ve orkestralarının aranan solistlerinden biri.
Yuja Wang'in farklı bir konserdeki kıyafet tercihi de iddialı.
Arkadaki müzisyenlerin onu süzüşü de kareye girmiş, e o kadar olur.
Yalnız ayakkabı büyük gelmiş. Aslında Alexander Wang tercih etse daha iyi olur.
Wang, Sascha Goetzel yönetimindeki Borusan Filarmoni (BİFO) eşliğinde piyano repertuvarının zorlarından Prokofiev’in 2 numaralı sol minör piyano konçertosunu çok güzel yorumladı. Piyanoda hem derin hem de ferah, taze bir yorumu var diyebilirim. Prokofiev bu konçertoyu solo piyano için son mektubunu kendisine yazıp intihar eden bir arkadaşına yazmış. Wang, eserin bu anlamdaki lirik havasını da güzel verdi diye düşünüyorum. Konçertonun bazı bölümleri ciddi zorlukta, öyle ki Prokofiev’in kendisinin dahi çalmakta zorlandığı söylenir. Aşağıdaki çekimde dakika 11:20’den sonra Wang’in parmaklarının nasıl delirdiğini görebilirsiniz. Bu bölüm konçertonun 2. bölümü (vivace). Bence dakika 21:35’ten sonraki 4. bölümü (allegro tempestoso) de dinleyin, favorim. Fagot çok severim, buradaki fagotlar da çok iyi.


Konserin ilk bölümü böylece sonlanırken, Wang o kadar çok alkış aldı ki dört kez sahneye geri çağrıldı ve iki defa bis yaptı. Biste çaldığı Mozart’ın Türk Marşı’na inanılmaz hoşlukta caz yorumları kattı. Dinleyici kelimenin tam anlamıyla mest oldu. Salon yıkılınca tekrar geldi ve George Bizet'den Carmen Habanera çaldı. Önceki farklı bir Türk Marşı performansını buldum, Wang bunu kendisi aranje etmiş olsa gerek…


Konserin BİFO’lu ikinci yarısı başladığında ise salonda aşırı derecede havasızlık söz konusuydu.  Çevremizdeki en az beş sıra insanın da ellerindeki program notlarını yelpaze olarak kullanmak durumunda kaldığını fark ettik. Bana göre İKSV, festival kapanış konserinin ikinci yarısı için zor bir program (Ottorino Respighi'nin Roma Üçlemesi (Roman Trilogy)-Roma’nın Çeşmeleri, Çamları ve  Festivalleri) seçmiş. Dinlemesi de konsantrasyon isteyen bu bölüme yoğun sıcak ve havasızlık ilave olunca, konser sona ermeden salonu terk eden katılımcılardan da destek bularak Pelin’e çıkmayı teklif ettim (İlk kez böyle bir şey yapıyorum.). Bir anda ışık hızıyla salonu terk ettik. Böylece konserin yaklaşık son 10 dakikasını dinleyememiş olduk. O nasıl bir sıcaktı ya? Lütfi Kırdar gibi sayılı salonlarımızdan birine yakışıyor mu?

Konser sonrası taksilere atlayıp evin yolunu tuttuk. Eve vardığımda saat 11:30’u geçiyordu. Ertesi gün işe başlayacağımdan yatağa attım kendimi. Londra’dan ayağımın tozuyla Yuja konserini kaçırmadığım için mutlu bir şekilde uykuya dalmışım.

2 yorum:

Pelin Akyüzlü dedi ki...

Ne şahane bir konserdi. : )

Etkin Fare dedi ki...

Değil mi :) onca yetişebilecek miyim heyecanına değdi bende de.