18 Ocak 2014 Cumartesi

Saygı

Sabah işe giderken Açık Radyo’da her sesini duyuşumda deliriyorum. Önce bir içim kalkıyor, sonra o ikna edici tonunla kendime geliyorum: "Anadolu halkımızındır." diye bitiriyorsun.

Son son 1,5 sene önce İKSV'nin terasındaki restorana çıkan asansörde karşılaştık, müzik üzerine hasbıhal ettik, çok şıktın. İlk tanışmamız ise Nisan 2010'da NTV’nin eski stüdyolarında oldu. BBC’nin "Life" ("Hayat") belgeselinin seslendirmesi için gelecektin, Özgür'le birlikte çok heyecanlıydık seni izleyeceğimiz için. Seslendirme stüdyolarının havasız oluşundan yakınmışsın, çok haklısın. Kaç bölüm belgesel, hem sıkışık hem havasız ortamda nasıl biter? Ayrıca seslendirme açısından bazı kuralları yıkıyormuşsun, bu açıdan sen seslendirirken hiçbir müdahalede bulunulmama kararı alınmış. Aziz Hoca'nın isabetli yaklaşımı.


İşte geldin, deri koltuğa oturdun tam karşıma, ne konuşsam diye epey kıvrandım, neyse o babacan ve paylaşımcı kişiliğin sayesinde atlattık, tam fotograf çekilirken de gözüne bir şey kaçtı, Özgür'e "Çek bir daha!" dedin.

NTV, CNBCe Stüdyoları, 22 Nisan 2010
Life'da o gün sıra böceklerdeydi; seslendirme asistanı, sen, ben çok garip Latince bir böcek adını "Şöyle mi söylesek, böyle mi dillendirsek?" diye epey kafa yorduk. Sonrasında başladın ve gözlerimi aça aça seni izledim. Minicik stüdyoda yankılanan sesin, hayretli tonlamaların hala kulaklarımda...

Gittiğin yerde huzur içinde, mutlu ol... Sana bu minik ithafımı kabul et, 2010 tarihli çalakalem bir Bach Prelude. Bu klasiği seviyorsun.



2014'ün bu ilk yazısında, seninle tanıştığımız zamana yakınsamak için...

Hiç yorum yok: